DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.10.2026
1815 Görüntüleme
Kızım Benimle Görüşmek İstemediğini Söyledi, Ev ve Araba Ödemelerini Kesince Bütün Gerçekler Ortaya Çıktı
- Parmaklarımı yıpranmış metal kapağın üzerinde gezdirdim. Kırmızı boyası yer yer dökülmüştü. Fikret’in yıllar önce kendi elleriyle boyadığı bu sandıkta, hayatımız boyunca birlikte onardığımız şeylerin izleri vardı. Kapağını kaldırınca düzgünce sıralanmış aletlerin arasında küçük bir fotoğraf gördüm. Fikret, henüz sekiz yaşındaki Gülce’yle bahçemizde yaptıkları kuş yuvasını tutuyordu. Kızımızın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Fotoğrafı elime aldığımda içim sızladı. Gülce’ye kızgındım ama onu sevmekten vazgeçmiş değildim. Aslında yaşadığım bütün kırgınlığın en zor yanı buydu. Telefonum çaldı. Ekranda Gülce’nin adı belirdi. Açmadım. Birkaç dakika sonra mesaj geldi. “Anne, depo görevlisi bizi aradı. Eşyalarımızı neden çıkarıyorsun? Bize danışmadan böyle kararlar alamazsın.” Mesajı dikkatle okudum. Ardından kısa bir cevap yazdım. “Depodaki kendi eşyalarımı aldım. Kirayı ay sonuna kadar ödedim. Sonrasında devam etmek isterseniz işletmeciyle görüşebilirsiniz. Eşyalarınıza dokunmadım.” Bu kez cevap hemen geldi. “Dört yıldır sorun etmediğin şeyler şimdi neden sorun oluyor?” Bir süre düşündüm. “Çünkü dört yıldır kendi ihtiyaçlarımı ihmal ettiğimi yeni fark ediyorum.”
- Mesajı gönderdikten sonra telefonu bir kenara bıraktım. Garajdaki tezgâha oturup Fikret’in fotoğrafını yeniden inceledim. Kocam yaşasaydı ne söylerdi, bilmiyordum. Hayatımız boyunca kızımıza yardım etmiştik. Ama Fikret’in sık sık tekrarladığı bir söz vardı: Birine destek olmak, onun yerine bütün yükleri sonsuza kadar taşımak değildir. O akşam mutfak masasında hesap dökümlerini yeniden açtım. Yalnızca ev ve araba için dört yılda yaptığım düzenli ödemeler 79.200 dolardı. Telefon, depo ve diğer yardımlar buna dahil değildi. Rakamı kâğıda yazınca uzun süre karşısında oturdum. Bu para bir servet değildi belki ama benim hayatımın önemli bir bölümüydü. Ertelediğim tamiratlar, vazgeçtiğim küçük tatiller, doktora gitmek yerine beklemeyi seçtiğim zamanlar… Hepsinin karşılığı o satırlarda duruyordu. Ertesi gün ilk iş pencere tamircisini aradım. Ardından banyo musluğunu değiştirmek için bir usta ayarladım. Yıllardır ilk kez kendi evimin ihtiyaçlarını başkalarının sorunlarından daha öncelikli gördüm. Öğleden sonra Yüksel elinde ev yapımı kurabiyelerle geldi. Mutfağa geçip kahve içtik. Ona hesap dökümlerini göstermedim ama yaşadığım kırgınlığı anlattım. “Biliyor musun,” dedi, “insan bazen yardım ettiği kişilerin kendisini sevmesini beklediği için değil, onları sevdiği için verir. Ama verdiği şey artık kendi hayatını eksiltiyorsa durmayı da bilmesi gerekir.” Başımı salladım. “Gülce’yi kaybetmek istemiyorum.” “Öyleyse parayla ilişkinizi birbirinden ayır. Kızınla konuşmak başka, onun faturalarını ödemek başka.” O gece Yüksel’in sözlerini uzun uzun düşündüm. Üç gün sonra Oğuz’dan bir e-posta geldi. Konu bölümüne yalnızca “Mali sorumluluklar” yazmıştı. Mesajda dört yıldır yaptığım ödemeleri aile içinde verilmiş kalıcı bir söz olarak gördüklerini anlatıyordu. Kredilerin benim yardımıma güvenilerek planlandığını, bu nedenle birdenbire çekilmemin kendilerini zor duruma düşürdüğünü söylüyordu. Sonunda da ödemeleri en az altı ay daha sürdürmemi istiyordu. Mesajı okuyunca bankadaki görüşmemi hatırladım. Araç kredisinde adımın bulunduğu için otomatik transferi durdurmam, sözleşmeden doğan sorumluluğumu kendiliğinden bitirmiyordu. Bu nedenle hukuki ve mali durumumu netleştirmek için bağımsız bir uzmana başvurmuştum. Uzmanın belgeler üzerinden yaptığı değerlendirme, dört yıllık gönüllü desteklerimin gelecekteki bütün masrafları ödemek zorunda olduğum anlamına gelmediğini ortaya koydu. Ancak araç kredisindeki imzam nedeniyle bankaya karşı yükümlülüğümün sözleşme değiştirilene kadar devam edebileceği açıktı. Bu ayrımı bilmek önemliydi. Öfkelenmiş olabilirdim ama kendimi yeni sorunların içine atmak istemiyordum. Oğuz’a, konut kredisine yönelik gönüllü desteğimin sona erdiğini, araç kredisi konusunu ise bankayla resmi olarak çözeceğimi yazdım. Telefon ve depo masraflarına ilişkin geçiş işlemlerinin bilgilerini de ekledim. Cevabımın sonunda şu cümle vardı: “Gülce’nin annesi olmaya devam edeceğim. Fakat sizin bütçenizin sürekli açık veren bir parçası olmayacağım.” İki gün sonra Gülce beni aradı. Bu kez telefonu açtım. “Anne, konuşabilir miyiz?” “Konuşabiliriz.” Sesi alıştığımdan farklıydı. Daha yorgun, daha alçaktı. “Bize gerçekten kırıldın mı?” “Evet, Gülce.” “Biz sadece biraz kendi alanımız olsun istedik.” “Bunu istemeye hakkınız var. Ama bana hayatınızdan çıkmamı söyleyip aynı anda bütün giderlerinizi karşılamamı beklemeniz beni incitti.” Bir süre sustu. “Oğuz mesajı fazla sert yazdı.” “Gönderen sendin.” Sessizlik uzadı. “Haklısın,” dedi sonunda. “Göndermemeliydim.” İlk kez sorumluluğu tamamen kocasına yüklemeden konuşuyordu. “Gülce, sana bir şey sormak istiyorum. Benimle görüşmek istemediğinde bunu gerçekten sen mi istedin, yoksa öfkeyle mi yaptın?” “Bir süredir bunalmış hissediyordum. Sen Tuna’yı görmeyi sorduğunda bazen kendimi yetişemiyormuş gibi hissediyordum. Oğuz da aramıza mesafe koymamız gerektiğini söylüyordu.” “Bunu bana anlatabilirdin.” “Biliyorum.” “Ben de sana her ziyaret için sormamamı isteyebileceğini bilmeliydim. Ama bunu konuşmak yerine beni tamamen dışarıda bıraktınız.” Gülce’nin ağladığını duydum. Telefonu kapatmadan önce bir konuda anlaştık. Birbirimizin duygularını konuşabilecektik ama para yardımı bu konuşmanın şartı olmayacaktı. Bir hafta sonra Gülce tek başına ziyarete geldi. Kapıyı açtığımda yüzünde utangaç bir ifade vardı. “İçeri gelebilir miyim?” “Tabii ki.” Salonda oturduk. İlk dakikalar tuhaftı. Yıllardır sorunlarımızı ya görmezden gelmiş ya da parayla çözmüştük. Şimdi masada yalnızca iki fincan çay vardı. Gülce çantasından bir kâğıt çıkardı. “Oğuz’la bütçe yaptık,” dedi. “İlk kez bütün harcamalarımızı yan yana yazdık.” Kâğıdı bana uzattı ama almadım. “Bunu bana kanıtlamak zorunda değilsin.” “Göstermek istiyorum.” Tabloya baktığımda televizyon alışverişinin, pahalı aboneliklerin ve ertelenebilecek pek çok harcamanın bulunduğunu gördüm. “Televizyonu iade ettik,” dedi. “Ev sinema salonundan da vazgeçtik. Oğuz bazı iş planlarını küçültecek. Ben çalışma saatlerimi artırmak için görüşüyorum.” “Bunları duymak güzel.” “Anne, senin paran olmadan yaşayamayacağımızı sanıyordum. Galiba aslında hayatımızı buna göre düzenlemeye alışmışız.” Gözlerim doldu. “Ben de yardım etmeyi bırakırsam artık bana ihtiyaç duymayacağından korkuyordum.” Gülce şaşkınlıkla baktı. “Gerçekten mi?” “Evet. Her sorun çıktığında beni aramanız, bazen kendimi hâlâ hayatınızın önemli bir parçası gibi hissettiriyordu. Bunun sağlıklı bir ilişki olmadığını anlamak uzun sürdü.” O gün ikimiz de birbirimizin yerine karar vermeden konuşmayı başardık. Ama her sorun çözülmüş değildi. Oğuz, yardımların kesilmesine kızgınlığını sürdürüyordu. Birkaç kez Gülce aracılığıyla yeniden para istedi. Her defasında aynı cevabı verdim. Artık düzenli mali destek sağlamayacaktım. Bankayla yürüttüğümüz görüşmeler sonunda araç kredisi, uygunluk incelemesinin ardından Gülce ve Oğuz’un kendi adlarına yeniden yapılandırıldı. Böylece sözleşmeden doğan sorumluluğum resmi olarak sona erdi. Depodaki eşyalarını da ay bitmeden taşıdılar. Telefon hatlarını kendi hesaplarına geçirdiler. Bunların hiçbiri onları cezalandırmak için yapılmamıştı. Yalnızca her yetişkinin kendi kararlarının mali sorumluluğunu üstlenmesini istiyordum. En çok düşündüğüm kişi ise Tuna’ydı. Yedi yaşındaki torunumun yetişkinler arasında yaşananlardan dolayı kendisini istenmiyormuş gibi hissetmesini istemiyordum. Bir gün Gülce’ye, Tuna’yla görüşme konusunu para meselelerinden ayrı tutmamız gerektiğini söyledim. Kızım kabul etti. İlk başta ayda iki kez birlikte vakit geçirmemizi kararlaştırdık. Zamanla herkesin programına göre bunu düzenleyebilecektik. İlk buluşmamızda Tuna kapıdan koşarak girdi. “Anneanne! Kuş yuvasını tamir edebilir miyiz?” Gülümsedim. Fikret’in yıllar önce Gülce’yle yaptığı eski kuş yuvası bahçenin kenarında duruyordu. “Edebiliriz tabii.” Garaja gittik. Kırmızı alet sandığını açtım. Tuna, dedesinden kalan aletlere merakla baktı. “Bunların hepsi dedemin mi?” “Evet. Çok severdi bunları.” “Ben de öğrenebilir miyim?” “Beraber öğrenebiliriz.” O öğleden sonra kuş yuvasını birlikte onardık. Onun güvenli biçimde yapabileceği küçük işleri seçtim. Tuna tahtayı tutarken ben gerekli onarımları yaptım. Sonra yuvayı bahçedeki ağaca yerleştirdik. Tuna ellerini çırptı. “Anneannemle en güzel gün!” Bir an boğazım düğümlendi. Ona pahalı bir oyuncak almamıştım. Ailesinin faturasını ödememiştim. Yalnızca beraber zaman geçirmiştik. Yine de mutluydu. Sonbahara doğru evimdeki bütün ertelenmiş tamiratlar tamamlandı. Yeni pencere yalıtımı sayesinde misafir odası artık soğuk değildi. Banyo musluğu değişmişti. Kendime yıllardır istediğim sağlam bir kışlık palto aldım. İlk kez küçük bir tatil için de para ayırdım. Yüksel’le birkaç günlüğüne deniz kenarındaki sakin bir kasabaya gittik. Sabahları yürüyüş yaptık, akşamları uzun uzun sohbet ettik. Dönüş yolunda Yüksel bana baktı. “Pişman mısın?” “Neden?” “Yardımı kestiğin için.” Bir süre düşündüm. “Hayır. Sadece bunu kırılmadan önce konuşabilmiş olmayı isterdim.” “Demek doğru kararı vermişsin.” Gülümsedim. “Kendim için doğru kararı verdim. Gülce’nin de kendi kararlarını vermesine izin vermeyi öğreniyorum.” Kış geldiğinde kızımla ilişkimiz eskisinden farklıydı. Her gün konuşmuyorduk. Bazen haftada yalnızca bir kez haberleşiyorduk. Fakat konuştuğumuzda gerçekten birbirimizi dinliyorduk. Gülce artık telefon açtığında önce nasıl olduğumu soruyordu. Ben de onun hayatıyla ilgilenirken istemediği konularda ısrar etmemeye dikkat ediyordum. Oğuz’la aramızdaki mesafe sürdü. Bazen aile buluşmalarında karşılaşıyor, saygılı biçimde selamlaşıyorduk. Önceden olduğu gibi yakın davranmak zorunda hissetmiyordum. Güvenin yeniden kurulmasının yalnızca zamanla değil, davranışlarla mümkün olduğunu biliyordum. Bir pazar günü Gülce ve Tuna kahvaltıya geldi. Masayı hazırlarken kızım girişteki seramik kâseye baktı. “Anne, anahtarı geri verecek misin?” diye sordu. Bir an düşündüm. “Şimdilik gerek olmadığını düşünüyorum. Ziyaret edeceğinde haberleşiriz.” Başını salladı. “Tamam. Bunu anlıyorum.” İşte o an ilişkimizde gerçekten bir şeylerin değiştiğini hissettim. Ne o benim sınırımı bir reddedilme olarak görmüştü ne de ben onun bağımsızlığını sevgisizlik saymıştım. Kahvaltıdan sonra Tuna garaja koştu. Fikret’in kırmızı sandığını görünce gülümsedi. “Anneanne, bugün de bir şey yapacak mıyız?” “Ne yapmak istersin?” “Annem için küçük bir çiçek kutusu!” Gülce kapıda durmuş bizi izliyordu. Gözleri doldu ama gülümsedi. O gün üçümüz birlikte küçük bir ahşap çiçek kutusu hazırladık. Tuna üzerine renkli çiçekler çizdi. Gülce toprağı yerleştirdi. Ben de pencerenin önünden aldığım küçük fideleri kutuya koydum. İşimizi bitirdiğimizde kızım elimi tuttu. “Anne, bize yaptığın yardımlar için teşekkür ederim. Ama daha önemlisi, hâlâ hayatımızda olduğun için teşekkür ederim.” “Ben de sizin hayatınızda olmak istiyorum,” dedim. “Ama artık bunu kendimi tüketmeden yapmak istiyorum.” Gülce başını omzuma yasladı. O akşam onlar gittikten sonra garaja indim. Kırmızı alet sandığının kapağını kapatmadan önce Fikret’le Gülce’nin eski fotoğrafını yeniden gördüm. Yanına bugün çektiğimiz bir fotoğrafı koydum. Birinde kızım sekiz yaşındaydı ve babasıyla kuş yuvası tutuyordu. Diğerinde büyümüş kızım, kendi oğluyla hazırladığı çiçek kutusunun yanında gülümsüyordu. Dört yıl boyunca ailemi bir arada tutan şeyin para olduğunu sanmıştım. Oysa gerçek bağımız, birbirimizin ihtiyaçlarını anlamak, gerektiğinde hayır diyebilmek ve buna rağmen sevgimizi sürdürebilmekti. Kızımın hayatını finanse etmeyi bırakmıştım ama annesi olmayı bırakmamıştım. Torunuma pahalı hediyeler sunmuyordum ama ona zamanımı, ilgimi ve sevgimi verebiliyordum. Artık biliyordum ki sağlıklı sınırlar insanları birbirinden uzaklaştırmak için değil, birbirlerini incitmeden yakın kalabilmeleri için vardı. Fikret’in kırmızı sandığını kapatıp garajın ışığını söndürdüm. İçeri girerken uzun zamandır hissetmediğim bir huzur vardı içimde. Çünkü sonunda yalnızca aileme değil, kendime de sahip çıkmayı öğrenmiştim.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


