DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.10.2026
261 Görüntüleme
Babam Çiftliği Ağabeyime, Eski Kamyonu Bana Bıraktı: Ekim Mevsimi Her Şeyi Değiştirdi
- “Yalçın,” dedi alçak sesle. “Senden bir şey isteyeceğim.” Ağabeyimin yüzüne baktım. Yirmi iki yıldır aynı topraklarda çalışmıştım ama onu hiç bu kadar çaresiz görmemiştim. “Söyle, ağabey.” “Çiftliği kurtarmama yardım et.” Elimdeki gres tabancasını bıraktım. “Bunca zaman neden aramadın?” Rıfat başını eğdi. “Çünkü her şeyi kendi başıma halledebileceğimi sandım. Babamın bana bıraktığı çiftliği yönetmenin bu kadar zor olacağını düşünmedim.” “Peki şimdi ne değişti?” Cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Banka bugün son uyarıyı gönderdi.” Kâğıdı elime aldım. Babamın çiftliği üzerine çekilmiş iki milyon sekiz yüz bin liralık bir kredi vardı. Ödenmeyen taksitler ve faizlerle borç büyümüştü. “Bu nasıl olur?” diye sordum. “Babamın böyle bir borcu olduğundan haberim yoktu.” Rıfat gözlerini kaldırdı. “Çünkü babam söylememi istemedi.” Tam o sırada Gülşen kapıya çıktı. “Ne oluyor burada?” Kâğıdı ona uzattım. Dikkatle okudu, ardından Rıfat’a döndü. “Yalçın’dan yardım istemeye geldiniz ama önce bilmemiz gereken başka şeyler var gibi görünüyor.” Rıfat derin bir nefes aldı. “Var. Hem de sandığınızdan çok daha fazlası.” Babamın ölümünden iki yıl önce, kuraklık yüzünden büyük zarar ettiğini anlattı. Çiftliğin borçlarını ödeyebilmek için bankadan kredi kullanmıştı. Rıfat da kefil olmuştu. “Babam borçları kapatamadan öldü. Ben de çiftliği devralınca her şeyin düzeleceğini düşündüm.” “Bunları bana neden anlatmadınız?” “Babam seni üzmek istemedi.” İstemeden güldüm. “Demek üzülmemi istemediği için bana yirmi iki yıl çalıştığım topraklardan bir karış bile bırakmadı.” Rıfat cevap veremedi. Gülşen koluma dokundu. “Yalçın, konuşmamız gereken şey yalnızca para değil.” Haklıydı. Ağabeyime baktım. “Yarın sabah tarlaya geleceğim. Ama bu kez hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Rıfat’ın yüzü aydınlandı. “Ne istersen yaparım.” “Bunu yarın konuşacağız.” O gece gözüme uyku girmedi. Sabah henüz güneş doğmadan çiftliğe gittim. Rıfat kapıda bekliyordu. Yirmi iki yıl boyunca her sabah girdiğim avluda artık misafir gibiydim. Önce sulama sistemini kontrol ettim. Ana pompanın bağlantı parçası kırılmıştı. Basınç göstergesi çalışmıyordu. Elektrik panosuna su girmişti. “Bunu kim tamir etti?” diye sordum. “Konya’dan gelen ekip.”
- Başımı salladım. “Tamir etmemişler. Sistemi daha kötü hâle getirmişler.” Ardından tarlaları dolaştık. Manzara düşündüğümden berbattı. Yanlış derinliğe ekilen tohumlar yüzünden bazı sıralar tamamen boş kalmıştı. Rıfat sessizce arkamdan yürüyordu. Sonunda durdum. “Bütün mahsulü kurtaramayız. Ama doğru hareket edersek çiftliğin ayakta kalmasını sağlayabiliriz.” “Nasıl?” “Önce suyu çalıştıracağız. Sonra kurtarılamayan bölümleri yemlik üretim için değerlendireceğiz.” Telefonumu çıkarıp Şahap’ı aradım. Yarım saat sonra traktörüyle geldi. “Sonunda aklınızı başınıza topladınız demek,” dedi. Rıfat mahcup bir şekilde gülümsedi. Şahap bana yaklaştı. “Baban yaşasaydı bugün çok mutlu olurdu.” Cevap vermedim. Çünkü babamın neden böyle bir vasiyet bıraktığını hâlâ anlayamıyordum. Öğleye kadar eski pompayı söktük. Gerekli parçanın ilçede bulunmadığını öğrendik. En erken beş gün sonra gelebilecekti. Oysa hava tahminleri önümüzdeki üç gün boyunca sıcaklığın kırk dereceye yaklaşacağını gösteriyordu. Beş gün beklersek kalan mısırlar da kuruyacaktı. Tam umudumu kaybetmek üzereyken aklıma babamın kamyonu geldi. Eski kamyonun arkasında yıllardır kullanılmayan bir takım sandığı vardı. Eve gidip sandığı açtım. İçinde paslı anahtarlar, birkaç bağlantı parçası ve babamın kendi yaptığı metal bir adaptör buldum. Elime aldığım anda tanıdım. Yıllar önce sulama pompasının bağlantısı kırıldığında babam bunu kendisi yapmıştı. Parçayı cebime koydum. Sandığın dibindeyse küçük, siyah kapaklı bir defter vardı. İlk sayfasını açtım. Babamın el yazısıyla tutulmuş hesaplar gördüm. Yıllara göre giderler, ürün satışları, alınan krediler… Son sayfada ise ismim yazıyordu. “Yalçın’ın emeği.” Altında yirmi iki yıl boyunca yaptığım işlerin ayrıntılı kayıtları vardı. Babam her yıl kaç dönüm ektiğimi, kaç hayvanın doğumuna yardım ettiğimi, hangi makineleri tamir ettiğimi yazmıştı. En altta tek bir cümle bulunuyordu. “Rıfat çiftliği borçtan kurtarmak için parasını verdi. Yalçın ise ömrünü verdi. İkisinin hakkını nasıl ödeyeceğimi bilemedim.” Defteri kapattım. İlk kez babamın da kararının ağırlığı altında ezilmiş olabileceğini düşündüm. Ama bu düşünce kırgınlığımı tamamen geçirmedi. Çiftliğe döndüğümde Rıfat beni bekliyordu. Adaptörü görünce şaşırdı. “Bu işe yarayacak mı?” “Babamın yaptığı hiçbir şey kolay kolay boşa gitmezdi.” O gün hava kararana kadar çalıştık. Nihayet pompa çalıştı. Ancak sevinmemiz yalnızca birkaç saniye sürdü. Ana borunun birleştirme yerinden büyük bir gürültü duyuldu. Ardından basınçlı su etrafa fışkırdı. “Elektriği kes!” diye bağırdım. Rıfat panoya koşarken ben vanaya yöneldim. Ayağım çamurda kaydı. Yere düştüğümde omzumda keskin bir ağrı hissettim. Şahap beni kaldırmaya çalıştı. “Yalçın, bırak! Hastanelik olacaksın!” Ama suyun durdurulması gerekiyordu. Sonunda vanayı kapatmayı başardık. Oturduğum yerden parçalanmış boruya baktım. “Bu gece bitirmeliyiz.” Rıfat yanıma çömeldi. “Yeter, kardeşim. Çiftliği kurtaracağım diye kendini öldürme.” Gözlerinin içine baktım. “Sen hâlâ anlamadın mı? Ben yalnızca çiftliği kurtarmaya çalışmıyorum.” “Peki neyi kurtarmaya çalışıyorsun?” “Babamdan geriye kalan ailemizi.” Rıfat’ın gözleri doldu. O gece Şahap komşu çiftçileri çağırdı. Kimisi kaynak makinesini getirdi, kimisi yedek boru taşıdı. Gülşen termoslarla çay, sandviç ve sıcak yemek yetiştirdi. Gece yarısını geçtiğimizde sistem yeniden hazırdı. Motoru çalıştırdım. Hepimiz sessizce bekledik. Önce borulardan uğultu yükseldi. Ardından döner sulama sistemi yavaşça hareket etmeye başladı. Birkaç saniye sonra su, kurumuş toprağın üzerine yağmur gibi dökülüyordu. Rıfat dizlerinin üzerine çöktü. Yüzünü elleriyle kapatarak ağlamaya başladı. Ona dokunmadım. Bazen bir insanın kendisiyle hesaplaşabilmesi için sessizliğe ihtiyacı vardır. Ertesi sabah bankadan telefon geldi. Rıfat’ın yüzünün değiştiğini gördüm. Telefonu kapattığında bana döndü. “Borçların yeniden yapılandırılması için teminat ve gerçekçi bir ödeme planı istiyorlar. Yoksa yasal takibe başlayacaklar.” Bir süre düşündüm. “Kooperatifle konuşacağım. Kurtarabileceğimiz mahsul için alım sözleşmesi yapabilirsek bankaya gösterebiliriz.” “Ya kabul etmezlerse?” “O zaman başka bir yol buluruz.” Fakat bu kez Gülşen araya girdi. “Önce bir şartım var.” İkimiz de ona döndük. “Yalçın bu çiftlik için yeniden yıllarını verecekse artık yalnızca sözlere güvenmeyecek.” Rıfat hiç tereddüt etmedi. “Haklısın, Gülşen.” Ardından bana baktı. “Çiftliğin yarısı senin olacak.” Şaşkınlığımı gizleyemedim. “Bunu borçlarından kurtulmak için mi söylüyorsun?” “Hayır. Bunu yirmi iki yıl önce söylemem gerekiyordu.” İki gün sonra avukatın yanına gittik. Rıfat, arazinin yarısını bana devretme kararını resmî işlemlerle güvence altına almak istediğini söyledi. Avukat, banka ipoteğinin devam edeceğini ve borç sorumluluklarının dikkatle düzenlenmesi gerektiğini anlattı. Her şeyi açıkça konuştuk. Bu kez kimse kimseden bir şey saklamadı. Sonraki haftalarda hayatımız yeniden çiftliğin etrafında şekillendi. Zarar gören tarlaların bir bölümünü biçip hayvan yemi olarak değerlendirdik. Kooperatifle yaptığımız alım anlaşması sayesinde bankadan ödeme kolaylığı alabildik. Borç bitmemişti ama çiftliğin geleceği için gerçek bir umut doğmuştu. Rıfat da Ankara’daki işinden izin alıp bizimle çalışmaya başladı. İlk gün traktörün vitesini karıştırdı. İkinci gün çamura saplandı. Üçüncü gün Şahap ona gülerek, “Senin sigorta poliçelerini bu traktöre de yaptıralım,” dedi. Aylar sonra ilk hasadı yaptığımızda beklediğimiz kadar ürün alamadık. Ama çiftliği kaybetmedik. Giderleri karşılayabildik, banka taksitlerinin bir bölümünü ödedik ve ertesi yılın ekimi için para ayırdık. Sonbaharın sonlarına doğru tapu işlemleri de tamamlandı. Bin altı yüz yirmi dönümlük çiftliğin yarısı artık resmen benimdi. O akşam Rıfat’la babamın mezarına gittik. Yanımda siyah kapaklı defter vardı. Mezar taşının önüne çömeldim. “Baba,” dedim, “neden böyle yaptığını hâlâ tam olarak anlayamıyorum. Keşke yaşarken konuşsaydık.” Rıfat omzuma dokundu. “Belki de o da hatasını nasıl düzelteceğini bilemedi.” Bir süre sessiz kaldık. Sonra defteri açıp babamın son cümlesini bir kez daha okudum. İkimizin hakkını nasıl ödeyeceğini bilememişti. Defteri kapatıp ayağa kalktım. “Artık bunun hesabını senin yerine biz tutacağız, baba. Ama para hesabını değil.” Rıfat merakla yüzüme baktı. “Ne hesabını?” “Birbirimize ne kadar sahip çıktığımızın hesabını.” Ağabeyim beni kucakladı. Otuz yıldır ilk kez onu bu kadar yakın hissettim. Eve döndüğümüzde babamın eski yem kamyonu avluda duruyordu. Eldivenleri hâlâ ön konsolun üzerindeydi. Ertesi sabah onları alıp traktörün yanına götürdüm. Bir eldiveni kendim giydim. Diğerini Rıfat’a uzattım. “Bundan sonra bu toprakları birlikte işleyeceğiz.” Rıfat eldiveni giyerken gülümsedi. “Babam bizi böyle görseydi ne derdi?” Uzakta, yeni ekime hazırlanmış tarlalara baktım. “Önce şu eğri sıraları düzeltin, derdi.” İkimiz de güldük. O an anladım ki babamın bıraktığı miras yalnızca topraklardan ya da eski bir kamyondan ibaret değildi. Bize çözülmesi gereken bir kırgınlık da bırakmıştı. Vasiyetini değiştiremezdik. Kaybettiğimiz yılları da geri getiremezdik. Ama bundan sonraki hayatımızı nasıl yaşayacağımıza kendimiz karar verebilirdik. Babam öldüğünde bana yalnızca eski bir kamyon kalmıştı. Bir zamanlar bunu hayatımın en büyük haksızlığı sanmıştım. Oysa şimdi biliyordum ki bir ailenin gerçek zenginliği, sahip olduğu toprağın büyüklüğüyle değil, o toprağın üzerinde birbirine uzatabildiği ellerle ölçülürdü. Ve biz iki kardeş, babamızın bir türlü kuramadığı o adil sofrayı sonunda birlikte kurmayı başarmıştık.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


