DOLAR
Alış: 49.73
Satış: 49.93
EURO
Alış: 55.67
Satış: 55.89
GBP
Alış: 66.62
Satış: 67.11
Hastane Yatağımda Kızım Bütün Paramı Almaya Çalıştı; Yastığımın Altındaki Telefon Çalınca Yüzü Bembeyaz Oldu
Kızım başını birden yastığıma çevirdi. Önce sesin koridordan geldiğini sandı. Sonra yastığın kenarında beliren küçük ışığı görünce gözleri büyüdü.
“Anne, senin başka telefonun mu var?”
Elini uzatmasına fırsat vermeden telefonu aldım. Ekranda avukatımın numarası görünüyordu. Aramayı cevaplayıp hoparlörü açtım.
“Buyurun, dinliyorum.”
“Hanımefendi, biraz önce beni aramışsınız. İyi misiniz?”
“İyiyim,” dedim. “Ama konuştuğumuz şey az önce gerçekleşti. Kızım telefonumu aldı. Banka hesabımdan para göndermeye çalıştı.”
Kızımın yüzündeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı.
“Anne! Sen ne söylüyorsun? Ben sadece hesabını kontrol ediyordum!”
Avukatımın sesi sakindi.
“Öncelikle telefonunuzu geri alın. Tartışmaya girmeyin. İşlemin saatini ve gördüğünüz bilgileri hatırladığınız kadarıyla not edin. Hastaneye geliyorum.”
Telefonu kapattım. Kızım birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
“Demek bana tuzak kurdun.”
“Hayır,” dedim. “Kendimi korudum.”
Yastığımın altındaki küçük telefonu altı ay önce almıştım. Tuşlu, basit bir cihazdı. Numarasını yalnızca avukatım ve eski bir öğretmen arkadaşım biliyordu. Kızım telefonumu aldığında, diğer elimle bu cihazın hızlı arama tuşuna basıp avukatımı bir kez çaldırmıştım. Geri aradığında ne söyleyeceğimi düşünmeye bile gerek kalmamıştı.
“Telefonumu ver,” dedim.
Kızım çantasını göğsüne bastırdı.
“Şimdi de beni hırsız mı ilan edeceksin?”
“Önce telefonumu istiyorum.”
“Ben senin kızınım!”
“Biliyorum. En çok da buna üzülüyorum.”
Kapıya doğru yürüdüm diyemem. O gün hâlâ yataktan tek başıma kalkabilecek kadar güçlü değildim. Bunun yerine yatağımın yanındaki çağrı düğmesine bastım.
Hemşire geldiğinde kızım telefonu çantasından çıkarıp komodinin üzerine bıraktı.
“Annem yanlış anladı,” dedi hemen. “Biraz sinirli bugün.”
Hemşire bana döndü.
“Nevin Hanım, bir şeye ihtiyacınız var mı?”
“Kızımın şimdilik odadan çıkmasını istiyorum. Dinlenmeye ihtiyacım var.”
Kızımın itirazına rağmen hemşire ziyaretçi olarak dışarıda beklemesini rica etti. Kapı kapanınca ilk kez derin bir nefes alabildim.
Telefonuma uzandım. Ekranı kilitliydi. Bankacılık uygulamasına dokunmadım. Avukatımın söylediği gibi bir kâğıda saati, kızımın yaptığı hareketleri ve ekranda seçebildiğim tutarı yazdım.
Bir milyon yüz yetmiş beş bin lira.
Yıllarımı verdiğim birikimin neredeyse tamamıydı.
Avukatım yaklaşık kırk dakika sonra geldi. Elinde küçük bir dosya vardı. Önce nasıl olduğumu sordu, sonra karşımdaki sandalyeye oturdu.
“İşlem gerçekleşmemiş olabilir ama bununla yetinmeyeceğiz,” dedi.
“Neden durduğunu biliyorum.”
“Evet. Yine de bankanın kayıtlarını incelememiz gerekecek.”
Altı ay önce emlakçıdan aldığımız evraklarla başvurduğumuzda, bankanın şubesine bizzat gitmiştim. Kendi talebimle internet ve mobil bankacılıktan para transferi yapma olanağımı kısıtlatmıştım. Günlük alışverişlerim için ayrı bir hesap kullanıyordum. Büyük birikimimin bulunduğu hesaptan başka birine para göndermek istersem şubeye şahsen başvurmam gerekiyordu.
Kızım telefonuma girse, bakiyemi görse, hatta alıcı bilgilerini yazsa bile bu kısıtı yalnızca parmak izimle kaldıramayacaktı.
Avukatım o gün bana başka bir şey daha söylemişti:
“Bir insanın telefonuna erişmek, onun bütün mal varlığı üzerinde karar verme hakkı kazanmak değildir. Ama kötü niyetli biri erişim sağlarsa zarar vermeye çalışabilir. Önlem almak için olayın tekrarlanmasını beklemeyin.”
Onu dinlemiştim.
Yine de kızımın gerçekten böyle bir şey yapacağını görmek canımı acıtmıştı.
“Bugün savcılığa gitmek zorunda mıyım?” diye sordum.
“Sağlığınız elvermiyorsa hastaneden ayrılmanıza gerek yok. Önce telefonunuzun ve hesabınızın güvenliğini sağlayalım. Siz taburcu olduğunuzda belgelerimizi tamamlarız. Başvuruyu da sizin kararınızla yaparız.”
Bu son cümle beni rahatlattı.
Benim kararımla.
Son aylarda en az duyduğum söz buydu.
Kızım herkesin içinde benim adıma konuşmaya başlamıştı. Apartman görevlisine, “Annem artık bazı şeyleri karıştırıyor,” demişti. Pazardaki tanıdıklara yalnız alışveriş yapmamam gerektiğini anlatmıştı. Bir keresinde elektrik faturamı ödemeyi unuttuğumda bunu haftalarca hatırlatmıştı.
Oysa faturayı unutmuş değildim. Otomatik ödeme talimatımda teknik bir sorun çıkmıştı.
Yetmiş beş yaşında olmam, söylediklerimin önemini azaltmıyordu. Ama kızımın davranışlarından kuşku duyduğum her seferinde kendimi suçlu hissediyordum.
Avukatım notlarını tamamladı.
“Telefonunuzu, uygulama şifrelerinizi ve kayıtlı cihazlarınızı güvenlik açısından gözden geçirelim. Bankayla sizin onayınızla görüşebiliriz.”
Başımı salladım.
“Bir şeyi daha öğrenmek istiyorum. Kızım o parayı nereye göndermeye çalışıyordu?”
“Bunu banka kayıtları ve diğer deliller üzerinden araştıracağız.”
O gece fazla uyuyamadım.
Sabaha karşı kızımın çocukluğunu düşündüm. Okula ilk başladığı günü, ateşlendiğinde sabaha kadar başında beklediğim geceleri, üniversiteyi kazandığında sevinçten ağlayışını…
Bir insanın çocuğunu sevmesiyle ona güvenebilmesi aynı şey değilmiş.
Bunu yetmiş beş yaşımda öğreniyordum.
Üç gün sonra taburcu oldum.
Doktorum enfeksiyonun tedaviye yanıt verdiğini, ancak bir süre dinlenmem ve kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Hastanede bulunduğum süre boyunca karar verme yetimi ortadan kaldıran bir durum olmamıştı. Sorulara açık cevaplar veriyor, tedavimle ilgili açıklamaları anlayabiliyordum.
Kızım beni almaya gelmek istedi. Kabul etmedim.
Eski öğretmen arkadaşım taksiyle geldi. Evimin kapısını açarken anahtarın hâlâ kendi cebimde olduğunu hissetmek bile bana iyi geldi.
Ertesi sabah avukatımla bankaya gittik.
Şube görevlisine kimliğimi gösterip hesaplarımı kontrol ettirdim. Birikimim yerindeydi. Para çıkışı olmamıştı.
Bankadan, o gün reddedilen işlemle ilgili erişebilecekleri bilgilerin yazılı olarak değerlendirilmesini istedik. Görevli, ayrıntılı güvenlik kayıtlarının yetkili mercilerin talebiyle incelenebileceğini açıkladı.
Avukatım gerekli başvuruları hazırladı.
Kendim için bir hesap hareketi dökümü aldım. Telefonumun ve bankacılık uygulamamın güvenlik ayarlarını yeniledim. Cihaz erişimlerini kontrol ettirdim, uygulama şifremi değiştirdim.
Ardından evdeki dosyalarımı çıkardım.
Emlakçıdan aldığımız belgelerle son altı ayın hesap hareketleri yan yana gelince kızımın davranışlarının yalnızca bir hastane gününe ait olmadığı anlaşılmaya başladı.
İlk dikkatimi çeken şey, eski bir banka hareketiydi.
Dokuz ay önce kızım benden otuz beş bin lira istemişti. Kendi işini kurarken malzeme almak zorunda olduğunu söylemişti. Yardım etmiştim.
İki ay sonra elli bin lira daha istemişti. Bu kez iş yerinin kirasını ödeyemediğini anlatmıştı.
O para da hesabımdan çıkmıştı.
Bunları hatırlıyordum. Kendi isteğimle göndermiştim.
Fakat üçüncü hareket farklıydı.
Bir sabah hesabımdan on iki bin liralık nakit çekilmişti. İşlem, hastane kontrolüm için kızımın beni evden aldığı gün yapılmıştı.
Kartımı o sabah çantamda bulamadığımı hatırladım. Kızım, “Ben güvenli bir yere koydum,” demişti.
O akşam geri vermişti.
Bankaya yaptığımız başvuruda işlemin kart ve şifre kullanılarak yapıldığını öğrendik. Parayı kimin çektiğine ilişkin kayıtların soruşturmada istenebileceği söylendi.
Bir süre defterime baktım.
Kendi isteğimle verdiğim paraları kızımın yüzüne vurmak istemiyordum. Ama iznim olmadan alınmış olabilecek parayı yok saymak da doğru değildi.
Avukatım kâğıtları ayrı dosyalara koydu.
“Gönüllü yardımlarınızla izinsiz işlemleri birbirinden ayıracağız,” dedi. “Her para hareketini aynı şekilde değerlendiremeyiz.”
İlk kez biri benimle bu kadar dikkatli konuşuyordu.
Beni yalnızca mağdur bir yaşlı kadın olarak değil, kendi mali geçmişini bilen bir insan olarak dinliyordu.
Sonra emlakçıdan gelen belgeleri açtık.
Ve kızımın aylar önce neden evimi satmak istediğini anlamamı sağlayan ilk somut iz oradaydı.
Emlakçının dosyasında benim adıma düzenlenmiş bir satış görüşmesi yetki formu vardı.
Altında imzamın taklit edildiğini düşündüğüm bir yazı bulunuyordu.
Ancak daha önemli bir belge daha vardı.
Bir alıcıyla yapılmış ön görüşmenin ardından hazırlanmış, seksen bin liralık kapora ödemesine ilişkin banka dekontu.
Alıcı parayı benim hesabıma değil, kızımın hesabına göndermişti.
Emlakçıyla tekrar görüştük.
Adam rahatsız görünüyordu. Belgelerin fotokopilerini masasına yaydı.
“Kızınız bize sizin evi satmaya karar verdiğinizi söyledi,” dedi. “Sağlığınız nedeniyle görüşmelere katılmak istemediğinizi anlattı.”
“Peki benimle neden konuşmadınız?”
“Son aşamada sizin de geleceğinizi söyledi. Belgelerde imzanız vardı. Fakat tapuda işlem yapılmadan önce sizinle konuşmak istedim. O yüzden aradım.”
“Kapora neden kızımın hesabına yatırıldı?”
Emlakçı başını eğdi.
“Kızınız, sizin böyle istediğinizi söyledi. Alıcıya da bunu anlattı. Bu konuda yeterince dikkatli davranmadığımı kabul ediyorum.”
Alıcı, evin satışı gerçekleşmeyince parasını geri istemişti. Kızım bir kısmını iade etmiş, kalanını daha sonra vereceğini söylemişti.
Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.
Avukatım, alıcının ödeme dekontu ve yazışmalarının soruşturma açısından önemli olabileceğini söyledi. Emlakçı belgelerin elindeki nüshalarını verdi. Alıcının doğrudan bilgi vermesine de yardımcı olabileceğini belirtti.
Eve döndüğümüzde uzun süre sessiz oturdum.
Kızım yalnızca benim paramı almaya çalışmamıştı.
Başka insanlara da benim adıma sözler vermişti.
Üstelik bunca zaman evimi satmak istemediğimi çok iyi biliyordu.
O akşam kızımı aradım.
Telefonu üçüncü çalışta açtı.
“Anne, sonunda konuşmak istedin demek.”
“Sana soracağım birkaç şey var.”
“Yine avukatının öğrettikleri mi?”
“Hayır. Bunları annen soruyor.”
Sessizlik oldu.
“Emlakçıya evimi satmak istediğimi neden söyledin?”
“Anne, o mesele kapandı.”
“Seksen bin liralık kapora ne oldu?”
Bu kez nefes alışını duydum.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Öğrendim. Şimdi senden duymak istiyorum.”
Kızım ağlamaya başladı.
Bir an telefonu kapatmak istedim. Çünkü ağladığında hâlâ çocukluğundaki yüzünü hatırlıyordum.
Fakat sustum.
Bir süre sonra konuştu.
Kurduğu küçük yemek işletmesi düşündüğünden kötü gitmişti. Başlangıçta birkaç büyük sipariş almış, sonra kira ve malzeme giderlerini karşılayamamıştı. Kredi kartları dolmuş, bankadan aldığı kredinin taksitleri gecikmişti.
Bunları bana anlatmıştı ama gerçek tutarları söylememişti.
“Ne kadar borcun var?” diye sordum.
“Altı yüz kırk bin lira civarında.”
İçim daraldı.
“Peki benim bir milyon yüz yetmiş beş bin liramı neden göndermeye çalıştın?”
“Acil borçları kapatacaktım. Sonra kalanını düzenleyecektim.”
“Benim haberim olmadan mı?”
“Anne, sen zaten o parayı kullanmıyorsun.”
Bu cümle gözyaşlarından daha çok canımı acıttı.
“Ben kullanmıyorum diye para sahipsiz mi oluyor?”
“Senin her şeyin var. Evin var, maaşın var. Benimse hiçbir şeyim kalmadı.”
“Bana gerçeği söyleyebilirdin.”
“Söylediğimde de en fazla biraz yardım ediyorsun.”
“Çünkü elimdekilerin hepsi senin değil.”
Sesini yükseltti.
“Ben senin tek çocuğunum! Bir gün o ev de o para da bana kalmayacak mı?”
Telefonu bir an kulağımdan uzaklaştırdım.
Kendimi toparlamak için bekledim.
“Demek benden kalanları almak için ölmemi beklemek istemedin,” dedim.
“Öyle söyleme!”
“Sen söylediklerinin ne anlama geldiğini düşün.”
Kızım uzun süre konuşmadı.
Sonunda çok alçak bir sesle sordu:
“Beni polise mi vereceksin?”
“Ona karar vermeden önce senden son bir şey öğrenmek istiyorum. Emlakçıdaki imzayı kim attı?”
Cevap gelmedi.
“Kızım, imzayı sen mi attın?”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Diğer Galeriler
-
Kadınların Fıkrası
-
Limon tozu yapmak
-
At ve Domuz Eti Çıktı
-
KOCAM TELEFONU KAPATTIĞINI SANARAK KONUŞMAYA DEVAM ETTİ — BENİM HAKKIMDA GERÇEKTEN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ DUYDUĞUM ANDA, ONA HAYATI BOYUNCA UNUTAMAYACAĞI KÜÇÜK BİR SÜRPRİZ HAZIRLAMAYA KARAR VERDİM.
-
Kayınpederimin emekli maaşı yoktu
-
Otobüstekiler Hamile Kadına Yer Vermedi.
