Ana Sayfa 30.10.2026 2 Görüntüleme

Kayınpederimin emekli maaşı yoktu

1 / 2

Parmaklarımın ucuna takılan sert şeyi çıkarmak için yastığın yırtık dikişlerini biraz daha araladım.

Önce eski, sararmış bir kumaş parçası gördüm.

Sonra kumaşa sarılmış küçük, dikdörtgen bir nesne…

Ellerim titremeye başladı.

Mutfaktaki sandalyeye oturdum.

Mehmet babanın saatler önce son nefesini verdiği odadan hâlâ onun kokusu geliyordu.

On iki yıl boyunca başını koyduğu o yastığın içinden ne çıkabilirdi?

Yavaşça kumaşı açtım.

İçinden küçük, paslanmış bir anahtar ve birkaç kez katlanmış, eski bir kâğıt çıktı.

Anahtarı masanın üzerine bıraktım.

Kâğıdı açtığımda ilk gördüğüm şey, Mehmet babanın kendi el yazısıyla yazılmış ismiydi.

Mehmet Yılmaz.

Altında bir banka şubesinin adı vardı.

Bir de tarih.

Yıllar öncesine ait bir tarih…

Kâğıdın üzerindeki rakamları görünce nefesim kesildi.

Ne anlama geldiklerini bilmiyordum.

Ama bunun sıradan bir kâğıt olmadığını anlamıştım.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

“Zeynep, orada ne yapıyorsun?”

Görümcem Aylin kapının önünde duruyordu.

Gözleri önce bana, sonra masanın üzerindeki anahtara ve kâğıda kaydı.

Elini uzattı.

“Ver bakayım şunu.”

Kâğıdı hemen avucumun içine aldım.

“Bu, Mehmet babanın yastığından çıktı.”

Aylin’in yüzü değişti.

“Ne demek yastığından çıktı?”

“Ben de bilmiyorum.

Daha yeni buldum.”

Bir an sustu.

Sonra dudaklarını büzdü.

“Babamın ölümünün üzerinden daha birkaç saat geçti.

Sen şimdiden eşyalarını mı karıştırıyorsun?”

O söz içime bir bıçak gibi saplandı.

On iki yıl boyunca babasının altını temizleyen, geceleri başında bekleyen, ilaçlarını veren bendim.

Ama şimdi, onun son emanetini elime aldığım için suçlu olmuştum.

“Aylin, ben hiçbir şey aramıyordum.

Bana son nefesinde bu yastığı verdi.”

“İyi de içinde ne var?”

“Bilmiyorum.”

“Öyleyse açalım.”

Elimdeki kâğıdı göğsüme bastırdım.

“Hayır.

Önce ne olduğunu kendim anlamak istiyorum.”

Aylin öfkeyle güldü.

“Sen kendini ne sanıyorsun Zeynep?

Babamın öz kızı değil, gelinisin sen!”

İşte o an, yıllardır içime attığım bütün kırgınlıklar boğazıma düğümlendi.

Ama cevap vermedim.

Çünkü Mehmet baba bana bu yastığı bir sebeple bırakmıştı.

Ve o sebebi öğrenmeden kimsenin elini ona değdirmeyecektim.

Ertesi sabah Mehmet babayı toprağa verdik.

Konya’nın o soğuk kış gününde mezarlığın üzerinde gri bulutlar asılıydı.

Rüzgâr yüzümü kesiyor, ayaklarımın altındaki toprak çamura dönüşüyordu.

Mezarın başında çocukları sırayla dua etti.

Büyük oğlu Murat, gözlerini mendiliyle silerken akrabaların duyabileceği kadar yüksek sesle konuştu.

“Babam için elimizden gelen her şeyi yaptık.

Son günlerinde de hep yanında olmaya çalıştık.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

Son günlerinde mi?

Mehmet baba son üç yıl boyunca geceleri defalarca nefessiz kalmıştı.

Hastaneye götürmek için Murat’ı aradığımda çoğu kez telefonunu açmamıştı.

Açtığında da aynı cevabı vermişti.

“Zeynep, sen halledersin.

Benim işim var.”

Şimdi mezarın başında, sanki her gece babasının elini tutan kendisiymiş gibi duruyordu.

Küçük oğlu Cem de yanına yaklaştı.

“Babamızın arkasından konuşmayalım.

Hepimiz elimizden geleni yaptık.”

İçimden acı bir gülümseme geçti.

Herkes elinden geleni yapmıştı.

Yalnızca ben, elimden gelmeyen şeyleri bile yapmak zorunda kalmıştım.

Mezarlıktan ayrılırken Aylin koluma girdi.

“Akşam hepimiz sizin eve geleceğiz.”

“Neden?”

“Babamın eşyalarını konuşacağız.

Bazı şeylerin bir düzene girmesi gerekiyor.”

O sözün arkasındaki niyeti anlamıştım.

Mehmet baba daha toprağın altına yeni girmişti.

Onlar ise geride ne kaldığını hesaplamaya başlamıştı bile.

Akşam olduğunda salonumuz dolmuştu.

Murat, Cem, Aylin, eşimin iki halası ve birkaç yakın akraba…

Masaya çay koydum.

Kimse yüzüme doğru düzgün bakmadı.

Bir süre sonra Murat boğazını temizledi.

“Şimdi, babamızın geride bıraktığı şeyleri konuşalım.”

Eşim yanımda oturuyordu.

Başını öne eğmiş, parmaklarıyla çay bardağının kenarını ovuşturuyordu.

Murat devam etti.

“Bildiğiniz gibi babamın emekli maaşı yoktu.

Tarlalardan da doğru düzgün gelir gelmiyordu.

Zaten yıllardır bizim evde değildi.

Zeynep’le yaşıyordu.”

O cümleyi özellikle vurguladı.

Sanki babalarını evimde misafir etmişim gibi…

Sanki on iki yıl boyunca ona bakmak benim görevimmiş gibi…

Cem söze girdi.

“Yine de babamızın neyi varsa kardeşler arasında adilce paylaşılmalı.”

Aylin başını salladı.

“Kesinlikle.

Bir de babamın kişisel eşyaları var.

Onları da ayırmalıyız.”

Sonra gözlerini bana dikti.

“Özellikle o eski yastığı.”

Salondaki herkes bana döndü.

Yavaşça ayağa kalktım.

“Mehmet baba o yastığı bana verdi.”

Murat kaşlarını çattı.

“Zeynep, alt tarafı eski bir yastık.

Kimse onun peşinde değil.”

“Öyleyse neden özellikle onu istiyorsunuz?”

“Çünkü babamıza ait!”

“Babamıza ait olan her şeyin hesabını soruyorsunuz da on iki yıl boyunca ona kim baktı, onu neden sormuyorsunuz?”

Odanın içi bir anda sessizleşti.

Murat’ın yüzü kızardı.

“Biz de onun çocuklarıyız!”

“Evet.

Çocuklarısınız.”

Sesimi yükseltmedim.

“Ama geceleri nefes alamadığında beni çağırıyordu.

Ateşi çıktığında başında ben bekliyordum.

Bir bardak suyu eline alamadığında suyunu ben içiriyordum.

Hastaneye yetiştirmek için kucağıma aldığımda belimden ses geldiği günler oldu.”

Gözlerim doldu.

“Ama siz geldiğinizde hep aynı şeyi söylediniz.

‘Zeynep, senin gibi sabırlı bir gelin bulduğumuz için şanslıyız.’”

Aylin hemen atıldı.

“Bizim de kendi hayatımız vardı!”

“Benim yok muydu?”

Bu kez kimse cevap veremedi.

“Benim de küçük bir oğlum vardı.

Benim de uykum geliyordu.

Benim de bazen ağlamaya, bazen dinlenmeye ihtiyacım vardı.

Ama Mehmet baba bana seslendiğinde yanında olmayı seçtim.”

Bir an durdum.

“Çünkü onu seviyordum.

Sizden teşekkür beklemedim.

Bir miras da beklemedim.”

Sonra masanın üzerine baktım.

“Ama onun son isteğine saygı göstermenizi bekliyorum.”

Murat elini masaya vurdu.

“Yeter artık!

Kimse seni suçlamıyor.

Ama ailemizin içinde böyle meseleler çıkarıp bizi akrabaların önünde küçük düşürmeye hakkın yok!”

İşte yine aynı söz…

Aile.

Akrabalar.

El âlem.

Herkesin dilinde gurur vardı.

Ama kimsenin aklına, yaşlı bir adamın yıllarca yalnız bırakılmasının utancı gelmiyordu.

Aylin bana doğru eğildi.

“Bak Zeynep, babam sana o yastığı verdiyse vermiştir.

Ama içinde değerli bir şey varsa hepimizin hakkı var.

Sonuçta sen bu aileye sonradan katıldın.”

Yastığı getirdim.

Herkesin gözü üzerindeydi.

Murat elini uzatınca yastığı kendime çektim.

“Önce size bir şey göstereceğim.”

Cebimden, gece bulduğum kâğıdı çıkardım.

Yanındaki küçük anahtarı da masaya bıraktım.

“Mehmet babanın yastığının içinden bunlar çıktı.”

Murat’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Cem öne doğru eğildi.

Aylin’in ağzı aralandı.

Kâğıdı açıp masanın ortasına koydum.

“Üzerinde bir banka şubesinin adı, bir tarih ve hesap numarası var.

Ne anlama geldiğini henüz bilmiyorum.

Ama Mehmet baba bunları yıllarca bu yastığın içinde saklamış.”

Murat kâğıdı elimden çekip aldı.

Okudu.

Bir daha okudu.

Sonra yüzü bembeyaz oldu.

“Bu…

Bu mümkün değil.”

Cem hemen onun elinden kâğıdı aldı.

“Ne var?

Ne yazıyor?”

Murat cevap vermedi.

Aylin sabırsızlıkla ayağa kalktı.

“Biriniz söylesin artık!”

Murat, gözlerini benden kaçırarak kâğıdı masaya bıraktı.

“Bu banka hesabı…

Babamın yıllar önce kapattığını söylediği hesap.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp