DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
16.10.2026
113 Görüntüleme
Kocam Beni Gelinimizle Aldattı: Oğlumla Dedemin Mezarında Aldığımız Karar
- Kocam beni kendi oğlumuzun karısıyla aldattı. Oğlumla birlikte verdiğimiz karşılık ise ikisinin de hayatını altüst etti. Benim adım Ayten. Elli altı yaşındayım. Erol’la otuz bir yıldır evliyiz. Üç ay önce oğlumuz Koral, İpek’le evlendi. Muhteşem bir düğündü. Koral’ın mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ben de mutluluktan çocuklar gibi ağlamıştım. Sonra Erol mesaiye kalmaya başladı. Eve üzerinde kadın parfümü kokusuyla geliyor, telefonunu benden saklıyordu. Kendi kendime kuruntu yaptığımı söylüyordum. Otuz bir yılın ardından, her gece aynı yastığa baş koyduğunuz adamdan şüphelenmek kolay değildi. Perşembe günü, ortak kullandığımız tabletin ekranında bir bildirim belirdi. Mesaj “İ.” olarak kayıtlı birinden gelmişti. Şöyle yazıyordu: “Bu akşam saat sekizde. Her zamanki yerde. Koral gece nöbetinde olacak.” Kanım dondu. O akşam Erol’u takip ettim. Şehrin öbür ucundaki bir otelin önünde, arabamın içinde oturmuş, direksiyonu titreyen ellerimle sıkıca kavrıyordum. Saat 20.07’de İpek’in beyaz arabası otelin otoparkına girdi. On dakika sonra kocam, kolunu İpek’in beline dolamış halde otelin lobisinden çıktı. Oğlumuzun karısıyla birlikteydi. Önce fotoğraflarını çektim. Ardından video kaydına başladım. Ne bağırdım ne de ağladım. İçimde bir şey tamamen sustu. O anda babamın yıllar önce söylediği sözler kulaklarımda yankılandı: “O adam bir gün seni hayal kırıklığına uğratacak, Ayten.” Otelin otoparkından Koral’ı aradım. “Anne?” dedi neşeyle. “Her şey yolunda mı?” “Koral,” dedim, sesim şaşırtıcı derecede sakindi. “Hemen dedenin mezarına gel. Ben de oraya geleceğim. Sana bir şey göstereceğim ve her şeyi anlatacağım. Sonra da birlikte bir şey yapacağız.” “Anne, beni korkutuyorsun.” “Sen gel yeter, yavrum.” Telefonu kapattım, arabayı çalıştırdım ve babamın mezarına doğru yola çıktım.
- “Telefonu kapattım, arabayı çalıştırdım ve babamın mezarına doğru yola çıktım.” Direksiyonun başında giderken ellerim hâlâ titriyordu. Otuz bir yıllık evliliğimin birkaç dakika içinde paramparça olmasına mı, yoksa oğlumun henüz üç aylık karısının kendi kayınpederiyle birlikte olmasına mı ağlayacağımı bilmiyordum. Mezarlığın kapısına vardığımda Koral henüz gelmemişti. Arabadan indim, babamın mezarına yürüdüm. Mermer taşın üzerindeki fotoğrafına bakarken yıllardır içimde taşıdığım bir pişmanlık yeniden canlandı. Babam Erol’u hiçbir zaman sevmemişti. Düğünümüzden önce beni kenara çekip, “Kızım, bazı insanlar seni sevdiği için değil, senin sunduğun hayatı sevdiği için yanında durur,” demişti. O zaman ona kızmıştım. Şimdi ise keşke sözlerini biraz daha ciddiye alsaydım diyordum. Arkamdan ayak sesleri duydum. “Anne!” Koral nefes nefese yanıma geldi. Hastanedeki gece nöbetine gitmeden önce üzerini değiştirmeye fırsat bulamamıştı. Yüzündeki endişeyi görünce içim parçalandı. “Ne oldu? Neden buradayız? Babam iyi mi?” Telefonumu çıkardım. “Baban hayatta, oğlum. Ama birazdan göreceğin şey ikimizin de hayatını değiştirecek.” Önce fotoğrafı gösterdim. Koral ekrana baktı. Kaşlarını çattı. “Bu… İpek mi?” Başımı salladım. “Yanındaki de baban.” “Biliyorum ama… Ne yapıyorlar orada?” Cevap vermek yerine videoyu açtım. Görüntüler ilerledikçe oğlumun yüzündeki bütün renk çekildi. Erol’un İpek’i belinden kavradığı, ardından dudaklarından öptüğü an geldiğinde telefonu elimden aldı. Videoyu tekrar oynattı. Sonra bir kez daha. “Bu gerçek olamaz,” diye fısıldadı. “Koral…” “Anne, lütfen bunun bir açıklaması olduğunu söyle.” Oğluma sarılmak istedim ama bir adım geri çekildi. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Babasının mezarının hemen yanındaki taş banka oturdu. Beş dakika boyunca tek kelime etmedi. Sonunda başını kaldırdı. “Ne zamandır biliyorsun?” “Bugün öğrendim.” “Ne zamandır birlikteler?” “Bilmiyorum.” Koral gözlerini kapattı. “Ben üç ay önce o kadınla evlendim, anne. Babam nikâh şahidimdi.” Bu cümle kalbime saplandı. Çünkü Erol düğünde oğlumun omzuna elini koymuş, “Karına sahip çık, evladım. Evlilik kutsaldır,” demişti. O an bu hatıranın ne kadar korkunç olduğunu ikimiz de fark ettik. Koral ayağa kalktı. “Onları öldüreceğim!” Kolundan yakaladım. “Hayır! Hayatını bu iki insan için mahvetmeyeceksin.” “Babam benim karımla yatıyor, anne!” “Ve bunun bedelini ödeyecekler. Ama senin geleceğinle değil.” Oğlum gözyaşlarına boğuldu. Çocukluğundan beri onu böyle ağlarken görmemiştim. Sonunda başını omzuma yasladı. “Ne yapacağız?” Babamın mezarına baktım. “Önce gerçeğin tamamını öğreneceğiz. Sonra da hayatımızdan çıkaracağız onları.” O gece eve dönmedik. Koral benimle birlikte yakın arkadaşımın boş duran dairesine geldi. Sabaha kadar konuştuk. İpek’in son haftalarda davranışlarının değiştiğini, sürekli Erol’la mesajlaştığını öğrendim. Koral, “Babamla iyi anlaşıyorlar diye seviniyordum,” dedi. “Hatta geçen hafta İpek’e sürpriz yapmak için babamdan yardım istedim.” İşte o zaman midem bulandı. Ertesi sabah bir avukatla görüştük. Avukatımız Sevim Hanım, önce sakin olmamızı istedi. “İkinizin de hukuki hakları var. Ama öfkeyle hareket ederseniz kendinizi zor durumda bırakabilirsiniz.” Ona fotoğrafları, videoyu ve tablette gördüğüm mesajı anlattım. Ardından yıllardır sakladığım tapu dosyasını çıkardım. Erol’la oturduğumuz ev babamdan bana miras kalmıştı. Erol her fırsatta oranın kendi evi olduğunu söylese de tapuda yalnızca benim adım vardı. Ayrıca babamın bıraktığı küçük dükkânın kira gelirini de yıllardır ortak hesabımıza yatırıyordum. Avukat dosyaları inceledi. “Öncelikle hesap hareketlerini kontrol etmeliyiz. Eşinizin sizin bilginiz dışında mal varlığını elden çıkarıp çıkarmadığını araştıracağız.” O gün bankaya gittim. Ve ikinci darbeyi orada aldım. Ortak hesabımızdan son altı ayda toplam 780 bin lira çekilmişti. Paranın büyük kısmı Erol’un kişisel hesabına aktarılmıştı. Dekontları incelerken başka bir ayrıntı dikkatimi çekti. İpek’in adına yapılan düzenli para transferleri. İlk ödeme düğünden iki ay önce gerçekleştirilmişti. Koral dekontları görünce sandalyesine çöktü. “Anne, bu ilişki evlenmeden önce başlamış.” O an her şey daha da korkunç bir hâl aldı. İpek yalnızca oğlumu aldatmamıştı. Daha düğün gerçekleşmeden Erol’la birlikteymiş. “Neden benimle evlendi?” diye sordu Koral. Bu sorunun cevabını henüz bilmiyordum. Ama öğrenmeye kararlıydım. Sevim Hanım’ın yardımıyla gerekli hukuki başvuruları hazırladık. Koral da kendi boşanma davası için belgeleri topladı. Üç gün sonra Erol beni aradı. “Ayten, neredesin sen? Eve gelmiyorsun, telefonlarıma çıkmıyorsun!” Sesini duyunca eskiden olduğu gibi heyecanlanmadım. “Akşam konuşacağız,” dedim. “Koral da gelecek.” “Neden Koral geliyor?” “Çünkü konuşacaklarımız onu da ilgilendiriyor.” Telefonu kapattım. O akşam Erol’u ve İpek’i evimize çağırdık. İkisi de hiçbir şeyden habersiz gelmişti. Erol salona girer girmez öfkelendi. “Bu ne saçmalık? Üç gündür ortadan kayboluyorsun!” İpek ise Koral’a yaklaştı. “Aşkım, seni çok merak ettim.” Koral onun kendisine dokunmasına izin vermedi. “Oraya otur.” İpek şaşırdı. “Ne oluyor?” Masaya dört fotoğraf bıraktım. Otelin önünde çektiğim fotoğraflar. İpek’in yüzü bembeyaz oldu. Erol ise önce fotoğraflara, sonra bana baktı. “Ayten, açıklayabilirim.” “Otuz bir yıllık evliliğini mi açıklayacaksın, yoksa oğlunun karısıyla yaşadığın ilişkiyi mi?” İpek ağlamaya başladı. “Bu düşündüğünüz gibi değil!” Koral ilk kez sesini yükseltti. “Öyleyse nasıl? Babam seni neden öpüyordu?” İpek başını eğdi. Erol ellerini iki yana açtı. “Bir hata yaptık. İkinizi de seviyoruz.” Bu sözleri duyunca güldüm. Hayatımda ilk kez bir insanın yüzüne bu kadar acı bir gülümsemeyle baktım. “İnsan sevdiği kişinin hayatını böyle mahvetmez, Erol.” Tam o sırada İpek ağlayarak konuştu. “Ben aslında bu evliliği istememiştim.” Koral’ın yüzü gerildi. “Ne dedin?” “Erol bana her şeyi düzelteceğini söyledi. Biraz zaman istedi.” Odadaki sessizlik ağırlaştı. Erol ona dönüp bağırdı. “Kes sesini!” Ama İpek devam etti. “Bana Ayten’den boşanacağını söyledi. Sonra birlikte yaşayacaktık.” Koral yumruklarını sıktı. “Öyleyse benimle neden evlendin?” İpek cevap vermedi. Ben çantamdan banka dekontlarını çıkardım. “Belki de bununla ilgisi vardır.” Masaya bıraktığım belgeleri gören Erol’un gözleri büyüdü. İpek’e aktarılan paraları tek tek gösterdim. “Bu paralar nereye gitti?” Erol konuşmadı. İpek hıçkırarak, “Borçlarımı kapatmak için verdi,” dedi. Koral başını iki yana salladı. “Demek babam sana para veriyordu. Sen de benimle evleniyordun.” “Erol bana her şeyin yoluna gireceğini söyledi!” Oğlumun sesi buz gibiydi. “Benim hayatım sizin için neydi? Bir oyun mu?” İpek cevap veremedi. İşte o an Koral cebinden küçük bir kutu çıkardı. Düğün yüzüğüydü. Yüzüğü masaya bıraktı. “Ben seni gerçekten sevdim. Ama sen benim sevgimi kullandın.” Ardından babasına döndü. “Sen benim kahramanımdın. Çocukken senin gibi bir adam olmak isterdim.” Erol’un gözleri doldu. “Koral, oğlum…” “Bana oğlum deme!” Erol olduğu yerde donakaldı. Koral devam etti. “Bir gün benim de çocuğum olursa ona seni nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Belki de hiç anlatmayacağım.” Erol ağlamaya başladı. Ancak artık çok geçti. Sevim Hanım’ın hazırladığı hukuki evrakları masaya koydum. “Boşanmak istiyorum. Mal varlığıyla ilgili işlemler de avukatlar aracılığıyla yürütülecek.” Erol öfkeyle ayağa fırladı. “Beni otuz bir yıllık evimden mi kovuyorsun?” “Hayır, Erol. Sana ait olmayan bir hayatın artık devam etmeyeceğini söylüyorum.” “Evimizi böyle dağıtamazsın!” “Evimizi dağıtan ben değilim.” Bir an sustum. “Sen çoktan dağıttın.” O gece Erol ve İpek ayrı ayrı evden ayrıldı. Erol geçici olarak bir otele yerleşti. Sonraki haftalarda avukatlarımız aracılığıyla görüşerek boşanma ve mal paylaşımı sürecini yürüttük. Ama hikâye orada bitmedi. İki hafta sonra Koral’a bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. Mesajda yalnızca şu yazıyordu: “Babanın sana yaptıklarını biliyorsun. Ama neden yaptığını bilmiyorsun. Annenin de bilmesi gereken başka şeyler var.” Mesajın altında bir adres bulunuyordu. Eski bir muhasebe bürosu. Koral hemen beni aradı. “Anne, bunu görmelisin.” Ertesi sabah birlikte adrese gittik. Bizi altmışlı yaşlarında, gözlüklü bir adam karşıladı. Adının Haluk olduğunu söyledi. Yıllarca Erol’un muhasebe işlerini yürütmüş. “Size ulaşmak zorundaydım,” dedi. “Çünkü işin içinde yalnızca aldatma yok.” Önümüze bir dosya koydu. Belgelerde Erol’un yıllardır gizlediği borçlar vardı. İpek’e yaptığı ödemelerin bir kısmı da bu borçlarla bağlantılıydı. Haluk, “Erol bazı ticari yatırımlarda büyük paralar kaybetti,” dedi. “Sonra sizin mal varlığınızı teminat göstermeye çalıştı.” Kalbim sıkıştı. “Ben hiçbir belge imzalamadım.” “Biliyorum. Zaten bu yüzden işlem tamamlanamadı.” Haluk dosyadan başka bir kâğıt çıkardı. “Fakat eşiniz İpek’e, sizin boşanmada yüksek bir ödeme yapacağınızı ve onunla yeni bir hayat kuracağını söylemiş.” Koral acıyla güldü. “Yani ikisi de paranın peşindeymiş.” Haluk başını eğdi. “Öyle görünüyor. Ama kadın onun borçlarının tamamını bilmiyormuş.” O an anladım. Erol yalnızca evliliğini değil, geleceğimizi de kumar masasına sürmüştü. Belgeleri avukatımıza teslim ettik. Aylar süren zorlu bir süreç başladı. Erol defalarca barışmak istedi. Çiçekler gönderdi, mektuplar yazdı, evimizin önünde bekledi. Bir mektubunda, “Otuz bir yılı silip atamazsın,” diyordu. Ona yalnızca bir kez cevap verdim. “Ben otuz bir yılı silmiyorum. O yılların güzel hatıralarını saklıyorum. Ama kalan ömrümü aynı yalanın içinde yaşamayacağım.” Koral ise İpek’le bütün kişisel bağlarını kopardı. Boşanma davaları devam ederken yalnızca avukatları aracılığıyla iletişim kurdular. En zor zamanlarımızdan birinde oğlum bana beklenmedik bir itirafta bulundu. “Anne, bazen kendimi aptal gibi hissediyorum. Hiçbir şeyi fark etmedim.” Elini tuttum. “Birine güvenmek aptallık değildir, oğlum. O güveni kötüye kullanmak utanılacak bir şeydir.” Koral uzun süre sustu. Sonra ilk kez gülümsedi. “İyi ki varsın.” Bir yıl sonra ikimizin de boşanması kesinleşti. Ortak hesaptan aktarılan paralar ve mal varlığına ilişkin anlaşmazlıklar da hukuki süreçte ele alındı. Erol’un bana miras kalan ev üzerinde hak iddia etmesi sonuç vermedi. İpek ise başka bir şehre taşındı. Erol’un onunla da ilişkisinin bittiğini duydum. Eskiden bu haber beni mutlu ederdi belki. Ama artık hiçbir şey hissetmiyordum. Çünkü asıl zaferimiz onların mutsuzluğu değildi. Bizim yeniden ayağa kalkmamızdı. Koral hastanedeki görevine devam etti. Bir süre psikolojik destek aldı, arkadaşlarıyla yeniden görüşmeye başladı ve hayatına yavaş yavaş düzen getirdi. Ben ise babamdan kalan dükkânı yenileyip küçük bir kitapçıya dönüştürdüm. Açılış günü kapıda Koral vardı. Elinde bir buket beyaz papatya tutuyordu. “Dedem yaşasaydı seninle gurur duyardı,” dedi. Gözlerim doldu. O akşam dükkânı kapattıktan sonra birlikte babamın mezarına gittik. Bir yıl önce aynı yerde, hayatlarımızın bittiğini sanmıştık. Şimdi ise her şeye yeniden başlamıştık. Koral mezarın önüne çiçek bıraktı. “Dedeciğim,” dedi, “annemi korumaya çalışmışsın. Haklıymışsın. Ama merak etme, artık birbirimize sahip çıkıyoruz.” Oğlumun omzuna başımı yasladım. Güneş yavaşça batıyordu. Babamın mezar taşına son kez dokundum. “Baba,” diye fısıldadım, “sen Erol’un bir gün beni hayal kırıklığına uğratacağını söylemiştin. Ama bana bir şeyi daha öğretmiştin. İnsan kaybettiği şeylere bakarak değil, elinde kalan değerlere sahip çıkarak yaşamalı.” Koral elimi tuttu. Birlikte mezarlıktan çıktık. O gün şunu anladım: Bazen en büyük ihanet, hayatınızın sonu gibi görünür. Oysa bazı kapıların kapanması, insanın kendisine dönebilmesi için gereklidir. Otuz bir yıllık evliliğimi kaybetmiştim. Oğlum da büyük bir aşkla kurduğu yuvasını. Ama birbirimizi kaybetmemiştik. Ve dünyada hiçbir intikam, iki insanın kendilerini yıkmaya çalışanlara rağmen huzur içinde yaşamayı başarmasından daha güçlü değildi. Çünkü gerçek zafer, size acı çektirenlerin acı çekmesini izlemek değil, onların açtığı yaraların artık hayatınızı yönetmesine izin vermemektir.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


