DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.09.2026
577 Görüntüleme
Kocamın Arkadaşının Benden Her Gün İstediği Şey..
- Kocam Serhat’ın en yakın arkadaşı Levent, neredeyse on beş yıldır hayatımızdaydı. Serhat’la üniversiteden beri arkadaşlardı. Birlikte iş kurmuşlar, birlikte batmışlar, sonra yeniden ayağa kalkmışlardı. Düğünümüzde Serhat’ın şahidi Levent’ti. Oğlumuz doğduğunda hastanenin kapısında sabaha kadar bekleyen de oydu. Bu yüzden üç ay önce Serhat’ı ani bir kalp kriziyle kaybettiğimde, Levent’in cenazeden sonra bana söylediği sözleri garipsemedim. “Ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa beni ara, Aylin. Serhat bana seni ve Arda’yı yalnız bırakmamamı söylerdi.” O gün bunu dostça verilmiş bir söz sandım. Ama birkaç hafta sonra Levent benden her gün aynı şeyi istemeye başladı. Saat tam 18.00’de telefonum çalıyordu. “Bugün de yapar mısın?” İlk kez sorduğunda ne demek istediğini anlayamamıştım. “Neyi?” “Serhat’ın çalışma odasına gir. Masasının sağ çekmecesini aç. İçerideki siyah defteri çıkar ve bana sadece bugünün tarihinin yazdığı sayfayı oku.” Sessiz kaldım. Serhat’ın ölümünden sonra çalışma odasına neredeyse hiç girmemiştim. Kapıyı açmaya bile dayanamıyordum. Masasının üzerinde hâlâ kullandığı kalem, kahve fincanının bıraktığı soluk iz ve gözlüğü duruyordu. “Levent, neden?” Telefondaki sesi ciddileşti. “Şimdilik sorma. Lütfen bana güven.” Defteri buldum. Kalın, siyah kapaklı eski bir ajandaydı. İçinde her güne ait birkaç satır yazı vardı. İlk okuduğum sayfada sadece şunlar yazıyordu: “18 Mart. Arda’nın okul taksidini yatırmayı unutma. Aylin yine kahvesini soğuttu. Akşam erken eve dön.” Boğazım düğümlendi. Levent hiçbir şey söylemeden dinledi. Ertesi gün yine aradı. “Bugünkü sayfayı da okur musun?” Bu kez Serhat şöyle yazmıştı: “19 Mart. Aylin annesini özlüyor ama belli etmiyor. Hafta sonu onu annesine götür.” Sonraki gün: “20 Mart. Arda bisiklet istiyor. Aylin pahalı diye karşı çıkacaktır. Birlikte alırsak kızamaz.” Günler böyle geçti. Her akşam Serhat’ın geçmişte o tarihte yazdığı küçük notları Levent’e okuyordum. Başta bunun yasını atlatmaya çalışan bir arkadaşın tuhaf davranışı olduğunu düşündüm. Ancak bir süre sonra bazı şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü Levent, notları yalnızca dinlemiyordu. Bazen ben daha okumadan içinde ne yazdığını biliyor gibiydi
- Bir akşam sayfayı açtığımda Serhat’ın şu cümlesini gördüm: “27 Mart. Levent’e verdiğim zarf hâlâ onda.” Cümleyi okuduğum anda telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. “Ne zarfı?” diye sordum. Levent hemen konuyu kapattı. “Yarın konuşuruz.” Ama ertesi gün aradığında hiçbir şey açıklamadı. Sadece yine aynı şeyi söyledi: “Bugünkü sayfayı oku.” Artık içimde kuşku büyüyordu. Serhat benden ne saklamıştı? Levent ne biliyordu? Ve neden kocam öldükten sonra her gün o defteri okumamı istiyordu? Bir gece dayanamayıp defterin ileri sayfalarını karıştırmaya başladım. Aylar sonrasına ait sayfaların çoğu boştu. Ama sonlara doğru birkaç sayfanın arasına küçük bir anahtar bantlanmıştı. Altında Serhat’ın el yazısıyla tek cümle vardı: “Levent sözünü tutarsa Aylin bunu 40. gün bulacak.” Ellerim titremeye başladı. Takvime baktım. Serhat’ın ölümünün üzerinden tam otuz dokuz gün geçmişti. Ertesi akşam Levent aradığında telefonu açar açmaz sordum: “Serhat sana ne yaptırmaya çalışıyor?” Sessizlik oldu. “Demek anahtarı buldun.” “Bana her şeyi anlat.” Levent derin bir nefes aldı. “Yarın sabah geleceğim.” O gece hiç uyuyamadım. Sabah dokuzda kapı çaldı. Levent’in elinde eski, metal bir kutu vardı. Kutuyu mutfak masasının üzerine bıraktı. “Serhat bunu yaklaşık bir yıl önce bana verdi.” “Bir yıl önce mi?” Başını salladı. “Kalp rahatsızlığını biliyordu.” Olduğum yerde donakaldım. “Ne?” “Doktorlar ciddi olduğunu söylemiş. Ama seni korkutmak istememiş. Tedavi görüyordu. Bana da bir gün başına bir şey gelirse bu kutuyu kırkıncı gün sana getirmemi söyledi.” Öfkeyle ayağa kalktım. “Bana neden söylemedi?” “Çünkü son aylarını hastalığını düşünerek geçirmeni istemediğini söyledi.” Gözlerim doldu. Levent siyah defteri işaret etti. “Her gün sana o sayfaları okutma fikri de onundu.” “Neden?” Levent’in gözleri kızardı. “Çünkü seni tanıyordu.” Anlamadım. “Ne demek istiyorsun?” “Serhat, öldüğünde çalışma odasının kapısını kapatacağını biliyordu. Eşyalarına dokunmayacağını, hatta o odadan kaçacağını söyledi. ‘Aylin acısını içine gömer,’ dedi. ‘Ona beni hatırlamak için bir sebep ver. Her gün birkaç dakika bile olsa sesimi zihninde duysun.’” Gözyaşlarımı tutamadım. Masadaki metal kutuya baktım. Anahtarı çıkardım. Kilit açıldı. İçinden banka evrakları, Arda için hazırlanmış bir eğitim hesabı ve birkaç dosya çıktı. Ama en altta beyaz bir zarf vardı. Üzerinde yalnızca: “Aylin’e.” yazıyordu. Zarfı açtım. Serhat’ın el yazısını görür görmez ellerim titredi. “Madem bunu okuyorsun, Levent sözünü tuttu. Muhtemelen bana çok kızgınsın. Haklısın. Sana hastalığımı söylemeliydim. Ama kalan zamanımızın hastane koridorlarından, korkudan ve geri sayımdan ibaret olmasını istemedim. Senden bir şey rica edeceğim. Ben öldüğüm gün senin hayatın da bitmesin. Çalışma odamı müze yapma. Kıyafetlerimi yıllarca dolapta saklamak zorunda hissetme. Arda güldüğünde suçluluk duyma. Bir gün yeniden mutlu olursan beni unutmuş olmayacaksın. Çünkü sevgi, birinin ardından hayatı durdurmak değildir. Onun sana bıraktığı güzel şeylerle yaşamaya devam etmektir. Bir de Levent’e kızma. Ona verdiğim en zor görev buydu. Seni kırk gün boyunca her akşam bana geri getirmek.” Mektubu göğsüme bastırdım. Uzun süre ağladım. Sonra ilk kez Serhat’ın ölümünden beri çalışma odasının perdesini açtım. Güneş içeri doldu. Masasını toplamadım. Eşyalarını da hemen kaldırmadım. Sadece pencereyi açtım. Akşam olduğunda Levent telefon etmedi. Çünkü görevi bitmişti. Ama ben saat 18.00’de siyah defteri kendim açtım. O günün sayfasında Serhat’ın yıllar önce yazdığı tek bir cümle vardı: “Bugün Aylin çok güldü. Umarım yıllar sonra da böyle güler.” Defteri kapattım. Oğlum Arda salondan bana seslendi. “Anne, dışarı çıkıp biraz yürüyelim mi?” Ayakkabılarımı giydim. Kapıyı kapatırken ilk kez arkamı dönüp eve bakmadım. Çünkü o anda anladım: Serhat bana kırk gün boyunca geçmişimizi hatırlatmıştı. Ama bıraktığı son mesaj geçmişte yaşamam için değildi. Bensiz de olsa yaşamaya devam et, diyebilmek içindi.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


