Thoreau’nun Nerede ve Ne İçin Yaşadım Kitabından 10 Alıntı

Okuma Süresi: 5 dakika

“Felsefe yapmaktan daha zor olanı, felsefi düşünceyi yaşama da uygulayabilmektir. Bu cesareti gösterebilen ilk Amerikan çevreci-filozofu Henry David Thoreau‘dur.” Güncel Önkal 

Okurlarının hayatında derin izler bırakmış bir düşünür ve çok önemli bir yazar olan Thoreau’nun sözlerini bazen hatırlamak gerekir.  İnsanlar olarak hatalar yaparak öğreniriz. Başımız sıkışınca da filozoflara gideriz. Filozoflar bizi biraz silkeler ve kendimize geliriz. Hayatı nasıl yaşamamız gerektiği konusunda tavsiyeler veren büyük düşünürlere fırsat buldukça başvurmak gerekir.  

Henry David Thoreau Kitapları

https://www.denizcakmak.com/deniz-cakmak-ben-uzerine/ yazısında belirttiğim kitabıma tekrar göz attım ve bir yazı yayınlamak istedim. Kitabımda duracağına blog üzerinde durması daha iyidir. Henry David Thoreau Kitapları adında bir kategori oluşturarak diğer kitaplarını da eklemeyi düşünüyorum. Böylelikle hem kendim hem okumak isteyenler istediği an ulaşır.  

henry david thoreau nerede ve ne icin yasadım
henry david thoreau kelebekler vadisi – 2017

Thoreau’nun Walden Gölü’nde yazdığı, “Nerede ve Ne İçin Yaşadım” (Where I Lived and What I Lived For) kitabından sizler için hazırladığım 10 alıntıyı okuyabilirsiniz. 

Henry David Thoreau Sözleri – Nerede ve Ne İçin Yaşadım

1)  İnsan sahte yazgısına aldanır, gereksinim diye bir kılıf uydurarak, eski bir kitapta söylendiği gibi, güvelerin ve pasın çürüteceği ve hırsızların girip talan edeceği servetler biriktirmeye çalışır. Bu ahmakça bir yaşamdır. Eğer daha önce öğrenmezse, mutlaka öğrenecek yolun sonuna geldiğinde. 

2) Hepimiz biliyoruz ki, kimileriniz yoksulsunuz. Güçlükle yaşıyor, sanki nefes almakta bile zorlanıyorsunuz. Hiç kuşkusuz, bu satırları okuyan kimileriniz, yediğiniz bütün yemeklerin, hızla yıpranan ya da çoktan yıpranmış olan ayakkabı ve paltolarınızın parasını ödeyemiyorsunuz. Bu sayfayı okurken, ödünç alınmış ya da çalınmış bir zamanı harcıyor, alacaklılarınızın bir saatini araklıyorsunuz. (Çalışarak geçirmeniz gereken bir saati boşa harcıyorsunuz.) Bana sorarsanız, çoğunuzun ne denli zor ve sefil bir yaşam sürdüğü besbelli, çünkü görüşüm deneyimlerimle bileylendi; daima sınırlarda sürdürülen bir yaşam sizinkisi, kapmaya çalışmak işi ve borçtan kurtulma çabası… Çok çok eski bir batak bu; madeni paraları pirinçten yapılan Romalıların, æs alienum, “başkasının pirinci” dedikleri; hâlâ, yaşarken, ölürken ve gömülürken kullandığınız bu “başkasının pirinçleri”; öbürlerinin, hep “ödeyeceğim” dediğiniz, yarın ödemeye söz verip bugün dünyadan göçüp gittiğiniz için ödeyemediğiniz sikkeleri… Eyalet hapishanesinin yolunu tutmamak için şekilden şekle girip yalakalık ederek göze girmeye çalışıyorsunuz. Ayakkabılarını, şapkasını, paltosunu ya da arabasını size yaptırmaya ya da aldıklarını size taşıtmaya komşunuzu ikna edebilmek umuduyla, yüzünüze bir nezaket maskesi takarak ya da ince ve buğulu bir asalet atmosferi yaratarak yalan söylüyor, dalkavukluk ediyor, lehinde oy kullanıyorsunuz. 

3) Eski insanların yapamayacağını söylediği bir şeyi denersen yapabileceğini görürsün. Eski düşünceler eski insanlara göredir, yeni insanlarsa yeni düşünceler üretmelidir.  

4)  Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu düşünmemek için gittim ormana… Yaşamak öyle değerli ki, ne yaşamın kendisi olmayanı yaşamayı, ne de gerçekten gerekmediği sürece vazgeçmeyi istedim. Anlamlı ve yürekten yaşamak ve yaşamın tüm özünü içime çekmek, yaşama dair olmayan her şeyi hallaç pamuğu gibi atarak bir Spartalı gibi, azimli ve güçlü yaşamak, bir tırpanla otları biçerek genişçe bir patika açmak, yaşamı bir köşeye sıkıştırarak en küçük terimlerine sadeleştirmekti isteğim.  

5) Çok sayıda pantolon ve palto, çok az sayıda insan tanırız. En güzel elbiselerinizi bir bostan korkuluğuna giydirip yanında sünepe bir halde dikilirseniz, yoldan geçen herkesin sizi değil, korkuluğu selamladığını göreceksiniz. 

6) Giysilerimiz, giyenin karakterini alarak her gün biraz daha fazla kendimizle benzeşir. Bu nedenle onları atmaktan çekinir, bunu sürekli erteler, bir canlıyı ameliyat edermişcesine onarır ve atarken sanki bedenimizden vazgeçiyormuş gibi bir çeşit tören düzenleriz. Hiç kimse, elbisesinde yamaları var diye gözümde daha basit ya da aşağılık değildir. Ancak şundan da eminim ki çoğu zaman ilgi gören sağlıklı bir bilinç değil, modaya uygun ya da en azından temiz ve yamasız giysilerdir. Ola ki sökükler tamir edilmemişse bile, ele verilen en kötü kusur ancak tedbirsizlik olabilir. Bazen ahbaplarımı şöyle testlere tabi tutarım; dizinin üstü yamalı ya da fazladan çift dikişli pantolonları kimler giyebilir? Çoğu, böyle giyinmeleri gerekirse sanki yaşama olasılıkları olmayacakmış gibi davranır. Onlar için, kasabaya kırık bacaklarıyla topallayarak girmek yamalı bir pantolonla girmekten daha kolay olacaktır.  

7) İlginç bir sorudur, kıyafetleri ellerinden alınırsa insanların yüksek sınıfı neye göre belirleyeceği. Böyle bir durumda en saygın mevki olan uygar insan sınıfında kimlerin yer alacağını kesin olarak söyleyebilir misiniz? Madam Pfeiffer, Doğu’dan Batı’ya bütün dünyayı dolaştığı maceralı seyahati sırasında memleketine Rusya’nın Asya’daki topraklarına varacak kadar yaklaştığında yetkililerle yapılacak bir toplantıya gider. Orada yolculuk elbiselerinden farklı bir giysiye gereksinim duyduğunu söyler, çünkü ‘artık insanların kıyafetlerine göre değerlendirildiği bir uygar ülkede’ bulunmaktadır.  

———————————————— 

DÇ : insanların kıyafetleriyle ağırlandığına dair özlü sözler kültürümüzde de vardır. Ne kadar yoğun hissedildiğini görebiliyor musunuz? İnsanlar kıyafetleriyle karşılanırİlmiyle ağırlanırahlakıyla uğurlanır Mevlâna 

8) evlerini kendi elleriyle yapsa ve kendilerinin ve ailelerinin yiyeceğini yeteri kadar basit ve dürüstçe sağlasalardı, evrendeki bütün kuşların bunlarla oyalanırken şarkı söyledikleri gibi insanların da şiirsel yeteneği evrensel düzeyde gelişmiş olabilirdi belki! Ama ne yazık ki biz, başka kuşların yaptığı yuvalara yumurtalarını bırakan ve çatlak sesleri ve ahenksiz notalarıyla hiçbir yolcuyu neşelendiremeyen inek kuşları ve guguk kuşlarına çok benziyoruz. Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız? İnsan yığınlarının deneyimlerinde mimari ne ifade ediyor? Bütün gezintilerim boyunca kendi evini yapmak gibi son derece doğal ve yalın bir işle uğraşan tek bir kişiyle bile karşılaşmadım. Biz topluma aitiz. Bir adamın dokuzda biri edenler yalnızca terziler değildir; vaizler, tüccarlar ve çiftçiler de aynıdır. Bu “işte uzmanlaşma” nerede son bulacak? Ve sonuçta hangi amaca hizmet edecek? Hiç kuşkusuz başkası da benim adıma düşünebilir; ancak beni kendi adıma düşünmekten alıkoymak için bunu yapması hiç de hoş bir şey değildir.    

9) Bir filozof için bütün haberler, daha doğrusu haber denen şeyler dedikodudur ve onları okuyan ya da yazanlar da çay partilerindeki yaşlı kadınlardır. Yine de bu dedikoduların peşinde hevesle koşanların sayısı azımsanamayacak kadardır. 

10)  Çoğu insan, bu görece özgür ülkede bile, yalnızca bilgisizlik ve yanlış algılama nedeniyle, sahte yaşam kaygıları ve gereksiz harcadıkları fazladan emekle öyle kuşatılmış ki, erişemiyorlar yaşam ağacının olgun meyvelerine. Irgat gibi çalışmaktan, öyle hantallaşmış ve titrek ki elleri, dalından toplayamıyorlar meyveleri. Çalışan insan o kadar meşgul ki, gün geçtikçe içinde yaşadığı ortama daha bir yabancılaşıyor, ötekilerle insanca ilişkilerini devam ettirmeye gücü yetmiyor. Yoksa pazarda emeğinin değeri düşüyor. Bir makine gibi yalnızca ve durmaksızın çalışıyor. Çalışırken öyle çok kullanmak zorunda kalıyor ki bilgisini, gelişmesi için gerekli olsa da, nasıl aklına gelebilir bilgisizliği? 

Thoreau 45 yıl boyunca (12 Temmuz 1817-6 Mayıs 1862) yaşamış büyük bir yazardır. Nerede ve Ne İçin Yaşadım kitabını 1845 ve 1847 yılları arasında Walden Gölü’nde yazmıştır. 2019 yılında bir işçinin yaşamını incelediğimizde sözlerinin ne derece doğru olduğunu söylemekten kendimi alamıyorum. Büyük düşünür Thoreau’nun ışıklar içinde yatmasını dilemekten başka ne yapabiliriz? 

Bu yazıyı bitirmeden önce arada bir youtube üzerinde izlediğim bir video ile sizleri de buluşturmak isterim.  

İşte asıl zenginlik burada. Her şeyin ayağına geldiği modern insanoğlunun ahmaklaştığını düşünmemek mümkün mü?  

Thoreau’nun, “Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız?” dediği sayfaya dönelim. Kendi evinizi yapmak ister miydiniz? Ne büyük mutluluk olurdu değil mi? 

Thoreau ile başladık. Throreau ile bitirelim. 

Niçin böyle aceleyle ve yaşamı tüketerek yaşamak zorundayız? 

Bonus: Deucalion ve Pyrrha başlarının üstünden arkalarına taşlar atarak[1] insanları yarattı efsaneye göre: 

Inde genus durum sumus, experiensque 

laborum, 

Et documenta damus quâ simus origine nati. 

Bu sayede, acıya katlanmak için yeterince 

kuvvetliyiz, 

Nereden vücuda geldiğimizi kanıtlar emek 

ve eylemlerimiz. 

kelebekler vadisi
kelebekler vadisi

Bonus 2: “Her havada, günün ya da gecenin herhangi bir saatinde, her şeyi tam zamanında yaparak ilerlemek ve yaptıklarımın her biri için asama bir çentik atmak endişesindeydim. Her iki sonsuzluğun, geçmişin ve geleceğin buluşma noktasında, yani şimdiki zamanın tam ortasında durmak, ezel ve ebedinin arasındaki çizgiye ayak basmaktı isteğim.” 

Kitap: Nerede ve Ne İçin Yaşadım 

Yazar: Henry David Thoreau 

Özgün Adı: Where I Lived and What I Lived For 

DÇ: İnsan, kendi emeği ve eylemlerinin ürünüdür. 

Deniz Çakmak, Buca/İzmir 16-09-2019  

9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu ve Bireysel Kurtuluş

Okuma Süresi: < 1 dakika

Okul müdürü mikrofonu eline alır. Oğlum sola geç, sırayı düzelt diye uyarılarda bulunur. Birkaç kelam ettikten sonra sözü müzik öğretmenine bırakır.  

Evet arkadaşlar bıdı bıdı…  

Rahat, hazır ol, dikkat!  

dı, dı, dı,dıt, dıt…  

Ülkemizin geçmişine değinmek için mini mini bir öğrenciye sıra geçer. Şiirler okunur, gaza gelinir ve derse girilmek üzere beklenir.  

Biz küçükken her pazartesi günü bunu tekrarlardık. Bir dönem her mini mini çocuğun okula girerken yaptığı bir aktivite olduğunu düşünüyorum. Bugünü sıradan okul başlangıç dönemlerinden ayıran ise bir durum vardır. Bugün 9 Eylül İzmir’in Kurtuluş Günü! 

İzmir’in dağlarında çiçekler açtığını söylemeliyim. “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşaaa, adın yazılacak mücevher taşa.” denildiğini de belirtmeliyim. 

Birkaç şiir ve birkaç söz daha okunur. Şiir okunurken önceden programlanmış okul zili çalar. Biraz bekledikten sonra şiir devam eder, tekrar gaza gelinir.  

Önümüzde kocaman bir eğitim dönemi vardır. Elbette bu döneme başlamadan önce mini mini birlerimizin, çalışkan ikiler ve tembel ağabeylerinin gaza gelmesi gerekmektedir. 

Dokuz eylül, üniversitemizin adının geldiği önemli bir tarihtir. Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi olarak 9 Eylül İzmir’in Kurtuluşunu kutluyorum. Sabah kahvemi yapıp kitap okumak üzere balkona çıktığımda kulağıma gelen sesler dolayısıyla yazma gereği hissettim. Okul müdüründen mikrofonu alma sırası bana geldi.  

Dokuz Eylül, çok önemli bir tarihtir. Dokuz Eylül benzeri birçok önemli tarihi de biliriz. Anma günleri, hatırlama girişimleri elbette anlamlıdır. Ancak böyle tarihlerin oluşmasını sağlayan ortamları bir daha yaşamamak adına çok dikkatli olmalıyız. İçinden kurtulmaya çalışılacak bir duruma düşmemeyi yeğlemeliyiz.  Dokuz eylül tarihini aynı zamanda “Bireysel Kurtuluş Günü” ilan ediyorum.

 
Okul müdüründen çaldığım rolü bırakıyorum. “İzmir’in Kurtuluş Günü” ile beraber anlamlı çalışma dönemini açıyorum, maratonu başlatıyorum. Güzel insanlara, kendilerinden bile güzel günler diliyorum.  

          9 Eylül 2019, Buca/İzmir

Deniz Çakmak Kimdir?

Okuma Süresi: 3 dakika

Deniz Çakmak kimdir? Niğde asıllı Bursalı iktisatçıdır.

Deniz Nereden Nereye Gelmiştir?

Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Kasabası asıllı Bursalıdır. 200 yıl geriye kadar bütün sülalesi aynı yerde oturmuştur. Babası 1980’li yıllarda Bursa’ya göçmüştür. Bu nedenle yaşamını Bursa şekillendirmiştir. Ailecek yaklaşık 30 yıldır aynı mahalle ve aynı evde oturmaktadırlar. Liseye kadar olan eğitimini Bursa’da sürdürmüştür. Okuldan çok hobileri ile meşgul bir bireydir. DEÜ iktisat mezunudur. Finansal ekonomi alanında yüksek lisans yapmaktadır. İktisat ile geç tanışmalarına rağmen çok iyi anlaşmışlardır. “İktisatçı” unvanından ziyade iyi iktisatçı olmaya kendini adamıştır. BB ve aşağısındaki harf notlarına iyi gözle bakmamaktadır. O derslerle arasının açık olduğunu düşünmektedir. Kredi derecelendirme kuruluşları gibi kendini değerlendirmekten hoşlanmaktadır.

Amatör olarak futbol oynadığı dönem Bursa’nın bütün ilçelerine ayak basmıştır. Birkaç ülke, birçok şehir ve daha çok ilçe gezmiştir. İnsanların yaşamları onda derin izler bırakmıştır. İnsanları ve hayatı anlamayı daima istemiştir. Felsefeye daima ilgi duymuştur. Bu nedenle iktisat felsefesi ve iktisat sosyolojisi en sevdiği derslerden olmuştur.

Gözlem alanına müdahale etmeden kendince çeşitli araştırmalar yürütmüştür. Ömrünün 20 yılını Bursa’da, 6 yılını İzmir’de geçirmiştir. Hayatına İzmir’de devam etmektedir. Kıyı şeridini daima sevmiştir. Denizi, suyu, doğayı daima sevmiştir. İktisadı, hayatı ve insanları sevdiği için içerik üretmektedir. İşte uzmanlaşmaya saygı duymakla birlikte ilgi duymamaktadır. Amatör takımda futbol oynarken basketbol takımı ile antremanlara çıkan hiperaktif bir bireydir. Can Bartu’ya özenmiş ve ona büyük saygı duymuştur.  Karate kurslarında birkaç kata çizmiştir. Sporun her türlüsüne daima açıktır. Çok mutlu bir çocukluk geçirmiştir. Sokakta ve evde daima oyun oynamıştır. Oyunun her türlüsünü büyüyünce bırakmıştır. Oyun teorisi ile yoluna devam etmiştir. Şimdilerde karalama kağıtlarını çöpe basket atmaktadır. Elini ve ayağını iyi kullanmaktadır.

Ekonometri bölümünü bırakıp iktisat bölümüne geçerek hayatının en doğru kararını vermiştir. Bu kararını verirken birçok iktisatçının dersine girmiştir. İyi iktisatçılarla yolları kesişen insanların hayatlarının değişeceğine daima inanmaktadır. Felsefeye, sosyolojiye ilgi duyduğu kadar da piyasayı sevmektedir. En iyi olduğu alan piyasa dersleridir. Para ve Sermaye Piyasaları,  Uluslararası Finansal Piyasalar ve Türev Ürünler, Oyun Teorisi, gibi dersleri seçerek kendini ve zihnini zorlamaktan keyif almaktadır. Borsa zengini Keynes’in aforizmalarını sevmektedir. Ancak, düşünceleri piyasadan çok da uzak değildir.

Keynes’e göre para hırsı ahlaksızlıktır, tefecilik suçtur ve para sevgisi tiksindiricidir.

“Kendini tanıma” ve diğer insanlara fayda sağlama konularına eğilim göstermektedir. Bu nedenle hedeflerini hayata geçirmektedir. Yalnızca kendini değil, toplumu da beslemeyi ilke edinmiştir. İlkelere ve değerlere büyük önem vermektedir. İktisadı ve diğer alanlardaki göreceli bilgisini bu amaçla kullanmaktadır.

Kısaca şimdilik böyle görünen biriyim ve bana bu dünyada verilen isim Deniz Çakmak.  Diğerleri gibi sıradan bir insanım. Dünyadaki milyarlarca insandan sadece biriyim, bireyim ve buradayım. denizcakmak.com’a da beklerim.

Üslup Olarak Deniz Nasıl Olmalıdır?

Üslup, bireyin bakışı ile değişebilmektedir. Kimi bakar güzel görür. Kime bakar laçka görür. Bu noktada konuya etki edebileceğime inanmıyorum. Kendimden kendi adımla bahsetmem kimine göre itici olabilir. Kimi ise kendi sözlerini neden başkasının bakışıyla yazsın ki diyebilir. Bu nedenle, yediden yetmişe kadar seslenmenin zor olduğuna inananlardanım. “Deno, kimsin sen?” diyenleriniz deolabilir. Nerelisin, nerden geliyorsun ve neden yazıyorsun? Deniz, Neyi amaçlıyorsun? Çok aşırı plan yapan bir insan değilim. Öyle bir yazalım dedik! 2007 yılından beri çeşitli bloglarda blog yazarlığı yaptım. Çocukken bir hevesle başlamıştım. Deniz Çakmak, bunun son aşaması olabilir. Çeşitli bloglarda zaten yazıyordum. Eksik veya hatalı sözlerim olabilir. Yanlış kelimelerim olabilir. Ancak, niyetim kötü değildir. Anlam olarak kopukluklar da olabilir. Deniz, yazmaya çalışan bir insandan ibarettir. Kendinden bahsetme nedeni ise ‘kimin yazdığını’ merak eden insanların varlığıdır.

Deniz aktif olarak birçok bölüm okumaktadır. Onlarla ve işiyle ilgili bazı çalışmalar yürütmektedir. Blog yazmak ise keyif aldığı bir hobidir. Burada takım elbiseli fotoğraflar giyen fotoğraflar göstererek sizlere bir şeyler satmaya da çalışabilirdi. Ancak, ben biraz daha rahat bir insanım. Size bir şeyler satacak olsam dahi bunu kendim gibi yapardım. İnsanları, doğayı, hayvanları, yazarları, çizerleri, okurları, kısacası neredeyse her şeyi ilgiyle takip eden meraklı bir insanım. Neden şundan bahsediyorum? Bilmem, hoşuma gitmiştir ve o nedenle bahsetmişimdir. Kuşları sevmek suç mu? Neden altın hakkında yazmışımdır? Sevdim. Sevdim valla billa.

Küçük Emrah – Sevdim

Genel olarak, keşfetmeye bayılan bir insanım. Türlü bölümlerde okuyan, daima öğrenci olan ufak bir çocuğum. Takip edenlere sevgilerimi sunuyorum.

Dünyanın En Zor Yönetilebilen Şeyi Psikoloji midir?

Okuma Süresi: < 1 dakika

İnternet üzerinden izlediğim bir eğitim setinde diğer eğitimlerden farklı olarak insan psikolojisine de değinildi. Sonrasında bu düşünceyi kendi fikirlerimle yoğurdum. Soruyu aşağıya bıraktıktan sonra çevre, başarı ve mutluluk üzerine daima hatırlamamız gereken birkaç satır yazacağım.

Dünyanın en zor yönetilebilen ”şeyi” nedir?   

Siz bu duruma ne dersiniz?   

Para mı? Devlet mi? İlişkiler mi? Aklınıza gelen onlarca zor durum mu? Hayır, kişinin kendi psikolojisini yönetmesi çoğu zaman birçok kapının anahtarıdır.  

Binlerce, milyonlarca insan üzerinde yapılan araştırmalara göre kanıtlanmış falan diye abartarak sizi gaza getirmek istemiyorum. Bu cevabı kendi üzerinizde test edin.  

Yapamayacağınızı düşündüğünüz şeyleri yapmayı da denemezsiniz. Çabuk pes eden bir yapıdaysanız yapabilme ihtimalinizi de ortadan kaldırırsınız. Çalışmanızın sonuç vermeyeceğini düşünerek çalışmazsınız bile! Sonuna kadar deneyip hangi işlerde başarısız oldunuz ki?  

Çevrenin insanların üzerindeki etkisi yüksektir. Çevremizdeki olumsuz insanları, iyiliğimizi istemeyen kişileri tespit edip düşüncelerini doğru yorumlayabiliriz. Çoğu zaman çevremizdeki gereksiz ve yetersiz insanların olumsuzluğu bize de yansır. Yetersiz insanlar çevresini de yetersiz kılmaya çalışır. Zaman zaman çevremizdeki ve zihnimizdeki olumsuzluklar bizi yolumuzdan çevirmeye çalışacaktır. Bunun farkında olmalı ve iyi gözlemlemeliyiz. 

Toplum içinde yaşamaya devam ediyorsak çevremizi ve zihnimizi doğru yönlendirmeyi öğrenmeliyiz. Çevrenizdeki 10 kişi bir işi yapamayacağınızı söylediği zamanlarda aklınızdaki işi yapmayı bile denemediğinizi hatırlayın. Bunlara prim vermektense deneyin ve kaybedin. En son şunları yapacağım dediğiniz zaman neden yolunuzdan döndünüz?  

Zihnimize soktuğumuz düşüncelere hakim olabilirsek dünya üzerinde huzura kavuşabiliriz. Psikolojisini yönetebilen insanlar olarak isteklerinizi yerine getirmeniz dileğimle. Peki ben yönetebiliyor muyum? En azından deniyorum 🙂   

  Kişisel blog : Deniz Çakmak  

Steemit profilim : @denizcakmak 

Söz Ucuz, Tecrübe Pahalı, Aksiyon Bedava! 

Okuma Süresi: < 1 dakika

“Söz ucuzdur.” Lafı bırak! Kendini, düşüncelerini hayata geçirmeye ada! Zaman geçiyor, gününü anlamlandır.  

Üretken olan ve yapışkan olmayan arkadaşlar edin. İnsanları zihniyetlerine göre ölç. 

Söz ucuz, tecrübe pahalı, aksiyon bedava!  

Öğrenme işlemi bilerek başlıyor. Bilmediğimizi bildiğimiz an öğrenme işlemini başlatıyoruz. Bildiğimizi sandığımız hiçbir şeyi öğrenemeyiz!  

Bilmediğimizi düşünürken sorguluyoruz. Öğrenmeye değer olarak görürsek araştırıyoruz. Araştırırken bilenlerle, öğrenmek isteyenlerle karşılaşıyoruz. Onlarla tartışarak öğrenme işlemini gerçekleştiriyoruz ve bu döngü devam ediyor.  

Öğrendikçe bilmediğimiz, belki kavrayamayacağımız ölçüde bir evrenle karşılaşıyoruz. Yılmadan devam ettiğimiz yere kadar öğreniyoruz. Öğrendiklerimizi yeni nesillere aktarmayı deniyoruz ve çoğu zaman aktarıyoruz. Bir gün nefesimiz kesiliyor, öğrenme işlemi son buluyor. Öğrenme durumu son nefesle son buluyor.   

Söz ucuz, tecrübe pahalı, aksiyon bedava!  

Deniz Çakmak, harekete geç! Harekete geç ve gününü anlamlandır.

Not: İktisat felsefesi dersi sonrasında yazılmıştır.

Montaigne Gibi Kendine Bakmak – Deniz Çakmak (Ben) Üzerine

Okuma Süresi: 2 dakika

Biz bir kandırmaca mıdır? Yoksa, ben bir bencillik midir? Belki de bize bir karışım gerekmektedir. Biraz biz, bir miktar ben ile karışım yapmamız gerekebilir.

Montaigne Gibi Kendine Bakmak – Deniz Çakmak Üzerine 

Montaigne gibi kendimize bakabilir miyiz? Kendinden bahsetmek çoğu zaman ‘bencillik’ gibi görülüyor. Bu nedenle, itici bir davranış olarak toplumumuzda bulunuyor. Oysa bazı kültürde sürekli olarak bizli konuşmak, bizin arkasına sığınmak olarak algılanabiliyor. Biz, kalabalığın arkasına sığınan küçük bir çocuk gibi durabiliyor. Aslında kullandığımız kelimeden ziyade anlama yoğunlaşmak daha doğru olmaz mı? Sürekli olarak biz diyen bir benciller olabileceği gibi, sürekli olarak ben diyen toplumcular da olabilir. Bana kalırsa, önemli olan anlamdır. Montaigne‘i de bu nedenle değerli bir isim olarak görüyorum. Çünkü, ‘ben’ deyince kötülüğü de üstüne alabiliyor. Bir insanın benliğinden topluma doğru hareket ediyor. Bütün hataları da ‘ben’ içerisine alıyor. Genellikle ‘ben’ bir övgü sözcüğü olarak kullanıldığı için bu nokta atlanabiliyor. “Ben hatalıyım” cümlesi nasıl övgü içersin ki? Bencillik de değil bu! İşte bu noktada ben’e sığınmak anlamlı olabilir. Daima anlama odaklanmak gerektiğine inananlardanım. Burada ben kendi üzerime düşeni alıyorum. Kendi hatalarımı da üstleniyorum. Peki, ya siz? İşte bu noktaya odaklanmak gerektiğine inanıyorum. Sürekli olarak kendini övmeye çalışan küçük çocuk hareketi olan “ben” değil, bizim söz ettiğimiz.

Thoreau, Montaigne ve Onların Benliği

“Nereye oturduysam, orada yaşayabildim ve bu nedenle manzara benden yayılmaktaydı. Bir ev, bir oturaktan, oturacak yerden başka nedir ki?”  

Thoreau’nun ormanda yazdığı bu söz bu yaşıma kadar kitaplarda okuyup beni derinden etkileyen en güçlü sözlerden biri oldu. Bu sözleri Kelebekler Vadisinde tek başımayken okumuştum. Temiz düşünmek için gerekli her şeyi kendime sağlamıştım. Sanırım Nerede ve Ne için Yaşadım kitabı daha güzel bir yerde okunamazdı. En azından şimdiki yaşamıma kadar kendi adıma bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Yıl 2017, Ağustos) 

 Henry David Thoreau’yu Nasıl Tanıdım?  Montaigne ile Nasıl Konuştum?

 

Geçmiş yıllarda canım sıkıldıkça Into The Wild (Özgürlük Yolu-Yabana Doğru) ve Deads Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği) izlerdim. İki filmde de ortak olarak gördüğüm bir yön vardı: Henry David Thoreau ve onun gibi özel insanlardan beslenmişti. Filmlerde gösterilen 2-3 saniyelik kitap bölümlerini tekrar tekrar izlemek ve araştırmak huyumdur. İşte aradığım beyin Henry David Thoreau! Bunu beynime kazımalı ve okumalıyım! Nerede ve Ne için Yaşadım?, Walden…

into the wild filminde gösterilen kitaplar
into the wild filminde görülen kitaplar

Ölü Ozanlar Derneği kitabını 2009 yılında okumuştum.  Yetişkinleri bile bir anda değiştirebilecek düzeyde olan Ölü Ozanlar Derneği adına kafamda Todd Anderson ismi ve genel itibarıyla konusundan başka bir şey kalmadı.   

Ama o his daima benimle oldu. “Bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.” Belli bir düşünce maratonundan sonra ben genellikle adım atma ihtimalim varsa atanlardan oldum. Kendimden bu denli bahsediyorum. Zaten benim günlüğümdesiniz. Merhaba, deniz ben… 

Doğrusu daha iyisini yapamayacağım için alıntı yapmalıyım. Montaigne beni benden aldı! Montaigne’in bahçesinden geçtim ve yeni demetler topladım. 

Kendimden daha iyi tanıdığım biri olsa onun hakkında yazardım. Bu söz hiç de hafife alınacak cinsten bir söz değil.  Ben, ben, ben ve ben övünme amaçlı aciz insan davranışı olarak görünüyorsa yüzüne, belki de aciz olduğun içindir. Ben, beni anlamak için açtım kendimi düne. Denizcakmak.com üzerine…

Normalde insanlar kendi başına kalınca sıkılır, bunalır, ne yapacağını şaşırır. Şimdiki zamanlarda eli telefona gider, hiç istemese dahi birilerini arayıp bulmaya çalışır. Ama bazıları öyle olmadı. Telefon bulunmamışken dahi o zamanki iletişim araçlarını kullanıp bir başkasını gereksiz bulduğu halde yanında istemedi.  

Aslında kendinden kaçmadı. Kendini tanımaya ayırdığı vaktin, kendini bulmak istediği yeri arayıp hayatı düşündüğü temiz zihni kimse anlamadı.