Altın Neden Alınır? Nerelerde Kullanılır?

Okuma Süresi: 3 dakika

Altın Neden Alınır?

Kıymetli madenler grubunda yer alan altın, birçok yatırımcı için özel bir yere sahip ve hali hazırda en çok alım satımı yapılan madenler arasında gösteriliyor. “Altın neden alınır?” şeklinde bir araştırma yaptığınız takdirde alacağınız yanıtlar benzer olacaktır. Çok sayıda kaynak üzerinden belli başlı bilgileri de sizlere aktarmak istiyoruz.

  • Kısa vadede olmasa bile uzun vadede getirisi olacağı düşünülürek alınan kıymetli madenlerden bir tanesidir. Yüksek sermaye ile alım satım yapıyorsanız, kısa vadede kâr etme imkanı da doğuyor. Bu yüzden altın, yatırımcılar için bir adım daha öne taşınıyor.
  • Alım ve satım işlemleri diğer kıymetli madenlere kıyasla çok daha kolaydır. Bunu bir sarraf aracılığı ile yerine getirebileceğiniz gibi dijital dünya üzerinden ve bankalarınızın mobil şubeleri üzerinden de mümkün kılabiliyorsunuz.
  • Bizler için bir geleneğe dönüşen düğünlerde de en çok tercih edilen kıymetli madenlerden bir tanesidir ve bu da altını daha popüler hale getiriyor.
  • Son ve en önemli nedenlerden bir tanesi de güvenilir bir yatırım aracıdır. Diğer yatırım araçları ile kıyaslanınca yüksek zarar riski gibi bir durum çoğu zaman söz konusu olmaz. (Uzun vade için konuşulmaktadır ve kesinlik içermediği gözlerden kaçmamalıdır.) Bu nedenle, yatırımcıların büyük bir kısmı altını tercih ediyorlar.

Altın Nerelerde Kullanılır?

Borsa üzerinde ve yatırım yapabileceğiniz birçok alanda bu kıymetli madeni kullanabilirsiniz. “Altın nerelerde kullanılır?” araştırması yaptığınızda karşınıza çıkacak ilk yanıt genellikle düğünler olacaktır. Biz biraz daha geniş bir çerçevede ele almak istiyoruz. Mücevherat sektöründe çok daha sık kullanılan bu ürün, yiyecek ve içecek sektöründe de kendine yer buluyor. Evet yanlış duymadınız! Altın suyuna bandırılmış ya da altın tozu ile süslenmiş olan gıdalar, günümüzde, cemiyet hayatının önde gelen isimleri tarafından çok daha sık tercih ediliyor ve bu bir lüks göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

  • Endüstriyel sektörlerde de altının kullanım alanının çok daha yoğun ve güçlü olduğunu görebiliyoruz. Kıymetli madenler arasında en popüler isimlerden biri olan altın, yalnızca düğünlerde değil, farklı birçok alanda da karşımıza çıkmaktadır.
  • Elektrik ve elektronik sanayii de altının iletkenliğinden en iyi şekilde faydalanan sektörlerden bir tanesidir ve en popüler kullanım alanları arasında yer almaktadır.
  • Kızılötesi ışınları kısa süre içerisinde absorbe eden ve geri çeviren altın levhalar, uzay ve astronomi alanında da oldukça sık kullanılıyor ve tercih ediliyor.
  • Son olarak inşaat sektörü de altın levhaları tercih eden sektörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Pahalı levhalar daha çok lüks mimaride bir adım daha öne taşınıyor ve tercih ediliyor.

Düğünlerde Neden Altın Takılır?

Geri dönüşü olan bir para biriktirme eylemi olarak tanımlamak mümkündür. Düğünlerde neden altın takılır sorusunun yanıtı oldukça basit ve az önce de bu konuya kısa süreli değindiğimizi düşünüyoruz. Yeni evli çiftlerin parasal olarak zor durumda olduğunu biliyoruz ve yapılan masraflara bir nebze de olsa katkı sağlamak ve onlara bir süreliğine güzel bir yaşantı sunabilmek adına altın takıyoruz.

Altın takılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi de kıymetli maden olması, kolay bozdurulabilir olması ve uzun vadede belli bir getiri sağlamasıdır. Halkımızın Bu bir nevi geleneğe dönüşmüş durumda ve hali hazırda birçok düğünde bu kıymetli madeni görebiliyoruz.

İnsanlar arasında gerçekleştirilen sevimli bir para biriktirme olayına da tanıklık ediyoruz. Eğer bir düğünde küçük altın taktıysanız ilerleyen yıllarda yapacağınız bir sünnet ya da düğünde o altın size geri dönecektir. Aslında taktığınız altını bir süre sonra geri alıyor ve yatırım ya da birikim yapmış oluyorsunuz. Enflasyona karşı değerini koruyan bir madene yönelerek birikimlerini koruyorsunuz. Enflasyon oranlarının yüksek olduğu ülkelerde para yerine altın takmak çok daha mantıklıdır.

Eğer altına yatırıma yapmak istiyorsanız “Altın Nedir?” yazımızı ve yatırım kategorimizi okuyabilirsiniz.

Altın Nedir? Yatırım Yapmadan Önce Oku!

Okuma Süresi: 3 dakika

Günümüzün Yatırım Aracı: Altın!

Yatırım yapacak bir fikir bulamıyorsanız ve elinizdeki parayı harcamaktan korkuyorsanız, size önerim altın olacaktır. Geçmişten bugüne kadar herkes tarafından ileriye dönük bir yatırım aracı olarak kullanılmıştır. Altın, piyasaya düşen bilgilerle ve dünya ekonomisi nedeni ile zaman zaman fazla dalgalanmaktadır. Genellikle, aşırı derecede zarara uğrattığı pek görülmemiştir. Çoğu zaman reel olarak kazanç sağlamıştır. Bu nedenle, ev hanımları tarafından da sıkça talep edilir. Çünkü, kadınlar erkeklere göre daha garanticidir.

Neden Altına Yatırım Yapıyoruz?

Ülkemizde en iyi ve en az riskli yatırım aracı olarak görünen altın, güvenilir bir yatırım aracıdır. Geçmiş verilere baktığımızda da en fazla reel kazanç getiren emtia olarak altını sayabiliriz. Dünya ekonomisinin durumundan dolayı inişler çıkışlar yaşasa bile, kesinlikle yatırımcıları yarı yolda bırakmamıştır. En eski yatırım yöntemlerinden biri olan altın, asla küçük ülkelerin büyük sorunlarından etkilenmez ve iniş çıkışları diğer yatırım araçlarına göre daha dengelidir. Dolar ve euro gibi itibari bir değeri yoktur. Değeri, kıymetli maden olmasından gelir.

Ülkeler arası savaşlarda ve savaş söylemleri sırasında da güvenli liman olan altına bir talep oluşabilir. Örneğin; Abd, Rusya, Çin gibi küresel çapta etkili ülkelerin savaş havası yaratması gibi durumlarda fiyatları etkilenebilir. Zambiya’da altın talebi artsa dahi fiyatlar üzerinde etkisi olmaz. Altın fiyatları, ülkemizin dışında şekillenir. Bizim taleplerimiz fiyatların yönünü pek etkilemez. Son 5 yılda dolar bazında altının grafiğini sizin için bir görselle gösterelim. Görsel, investing.com üzerinden alınmıştır.

‘’Altına neden yatırım yapmalıyız?’’ diyorsanız, dünyanın her yerinde mutlaka paraya dönüştüğünden de bahsedebiliriz. Kıymetli bir madendir, sınırlıdır ve bu nedenle bütün ülkelerde değerlidir. Altını bozdurmak için ister Türk Lirasına, isterseniz euro ve dolar cinsinden dövizlere çevirebiliyorsunuz. İki örnek düşünelim: Kuyumcuya giderek altınını bozdurup TL alarak çıkan bir vatandaşımızı hayal edin. Diğer yandan da savaştan kaçan bir ülke vatandaşının yanında altın taşıyarak gittiği ülkede yaptığı dönüştürme işlemini hayal edin. Yanında kendi ülkesinin parasını taşısa ne olurdu? Ya geçmeyecekti ya da değer kaybı çok yüksek olacaktı.

Altın, herkesin anlam yüklediği bir madendir. Normal zamanlarda Altın Transfer Sistemi ile beraber altınlarınızı bankalar arasında kolayca transfer edebiliyorsunuz. Tabii ki hal böyle olunca, altın kolay bir ödeme yöntemi de sayılıyor.

Hangi Altın Çeşidine Yatırım Yapmalıyız?

Fiziksel olarak altın almaya karar verdiyseniz hangisini seçmek en mantıklı karar olurdu? Altın çeşitlerine yatırım yapmayı düşünen insanlarımız bazen büyük bir yanılgı içerisine giriyor. Altın alımında ve satımında aradaki fark, hangi altın çeşidinde az ise o çeşide yatırım yapmak nokta atışı olacaktır. Özellikle işçilik parası da işin içine eklendiğinde, aradaki fark bir hayli büyüyor. Bu durumdan korunmak için yeni yatırımcılara gram altın önerebiliriz. Tüm altın çeşitlerine göre daha az işçiliği bulunan gram altında, aradaki alım-satım farkı da büyük oranda azalıyor.
Farklı çeşit altına yönelmek istiyorsanız, ikinci seçeneğiniz Cumhuriyet altını olmalıdır. Çünkü, altın çeşitlerinin işçilik sıralaması gram, Cumhuriyet ve düz bilezikler olarak karşımıza çıkıyor.

Kaç Gram Altın Çeşitleri Bulunuyor? Altın nerede saklanmalı?

Ziyaret edeceğiniz tüm kuyumcularda 1 gram, 2,5 gram, 5 gram, 10 gram ve 20 gram altın çeşitleri bulunmaktadır. Bütçenize ve güven durumunuza göre sizin için uygun olanını seçebilirsiniz.

Eğer fiziksel altını bir yatırım aracı olarak seçtiyseniz, altınlarınızı banka hesaplarında saklamanızı önerebilirim. Bazı bankalarda değerli eşyalar için de kasa açtırabiliyor, tüm değerli eşyalarınızı ufak bir ücret karşılığında kasalara koyabiliyorsunuz. Altın aldığınızda nereye koymalıyım diye düşünmek yerine, çalınma ve kaybolma riskine karşın mutlaka bankaları kullanın.

Altına Yatırım Yapmadan Önce Borsa Takibi

Altın, bir veya birkaç ülkeye bağımlı olarak fiyatlanmaz. Buna rağmen dünya üzerinde yaşanacak bazı olumsuzluklar ve siyasi durumlar altın fiyatlarını tetikleyebiliyor. Ufak tefek iniş çıkışlar daima yaşanabiliyor.
Vadeli işlem ve opsiyon piyasalarında da kendinizi güvenceye alabilirsiniz. Yazımızda geçen altına yatırım yapma fikrini, sıradan vatandaşın gözüyle okumanızı isterim. Altın, sıkça söylenen adı ile güvenli limandır. Vatandaşın ve piyasanın bakışı da böyledir.

Eğer altını borsada günü gününe takip edeceğim, anlık olarak alım-satım yaparak bu işten para kazanacağım diyorsanız fiziksel olarak hiç almamalısınız. Bankalarda açtırdığınız altın hesaplarınızla alım-satım yaparak rahatlıkla yatırım yapabilirsiniz. Bütçenize uygun seviyede olduğu zaman ve yeterli araştırmayı gerçekleştirdikten sonra altın fiyatlarının yükseleceğini düşünüyorsanız internet üzerinden alım satım yapabilirsiniz.


Altın, yıllardır kendini koruyor ve yatırımcıları memnun etmeyi başarıyor. Siz de yüksek riskli ve farklı yatırım araçlarına yönelmek yerine, daha garanti olarak gördüğünüz bir alanda yatırım yapmak isterseniz rahatlıkla alabilirsiniz. Alma veya satma kararı size aittir. Yazımız tavsiye değil, ihtimal içermektedir.

Not: Yatırım tavsiyesi içermemektedir. Altın nedir ve nerede fiyatlanmaktadır sorularına cevap vermek için yazılmıştır. Yatırım yapan güzel insanları bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Al, sat, tut ve benzeri yatırım tavsiyelerine denizcakmak.com üzerinde yer verilmemektedir.

Not: Bilgilerimin bir kısmını finansal iktisat dersine borçluyum. Bir kısmını kendi okuduğum kaynaklara, bir kısmını Para ve Sermaye Piyasaları dersine borçluyum. Kısacası deü iktisat ve okuduğum kitapları kaynakça olarak gösterebilirim. Ancak, blog sitesi olduğunu da unutmamalıyız. Kaynakça kısmı için özel bir sayfa oluşturacağım.

Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin! – Thoreau

Okuma Süresi: 3 dakika

Hayatın karmaşıklığına farklı bir bakış açısı getiren eserleri ile tanınan Amerikalı düşünür ve yazar Henry David Thoreau’nun “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” kitabı son dönemlerde oldukça dikkat çekiyor. Yazarın aforizmalarının bir araya getirilmesiyle oluşan kitap, hayatın basit hale getirilmesiyle elde edilebilecek kazançlar üzerine okuyucularını düşündürmeyi başarıyor. Yaşamın ağır meşgalelerinde adeta boğulan insanoğluna çareyi anlamlı bir basitlikte sunan Thoreau, döneminin çok ötesinde de bu fikirleri ile yaşamaya devam ediyor.


‘AZALTIN, SADELEŞTİRİN, BASİTLEŞTİRİN’ KİTABININ KONUSU NEDİR?


Henry David Thoreau‘nun aforizmaları da özellikle son dönemlerde rağbet görme seviyesini oldukça arttırdı. Teknolojik gelişmelerle birlikte çok fazla modernleşen dünyada insanlar birçok nimete, kolaylığa ve imkana kavuştu. Erişilen nokta kişinin aklını tatmin etmeyi başarsa da ruhunu yalnızlaştırmaktan başka bir sonuç getirmedi. Bu yalnızlık beraberinde psikolojik rahatsızlıklar dahil çok sayıda sorunu getirdi. Konu üzerinde çok sayıda bilim insanı ve düşünür kafa yormaya başladı. Doyumsuzlaşan ve tatmin olma niteliğini kaybeden insanlara modern kentleşmenin içerisinde bir çözüm sunmaktan aciz kaldılar. Ortaya çıkan karmaşada kaybolmak yerine o karmaşayı ortadan kaldırmanın yollarını arayan insanlar Thoreau’nun aforizmalarında kendilerine iyi gelen duyguların olduğunun farkına vardılar. Ulvi bir basitlik, nitelikli bir sadelik ve tatminkar bir azaltma ile meydana çıkan ruh doygunluğu insanlara çıkış yolunu göstermeyi başardı. Sonuç olarak; “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” ortaya çıktı.


HENRY DAVİD THOREAU’DAN AFORİZMALAR


Ülkemizde de 1. baskısı 2019 yılında Zeplin Yayınevi tarafından Ferhat Çıkrıkçı’nın çevirisi ile yayınlanan “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” kitabı oldukça ilgi görüyor. İşte Henry David Thoreau’nun aforizmalarından bazıları:

“Az şeye sahip olanın, sahibi de az olur.”

“Sevginin daha fazla sevgiden başka ilacı yoktur.”

“Hayatımız detaylarla mahvoluyor. Sadeleştirmeliyiz.”

“Tutkularınızdan ve hayallerinizden vazgeçmeyin. Eğer vazgeçerseniz, bedeniniz bu dünyada var
olsa da yaşamınız son bulur.”

“Yaşanabilir bir dünyada olmadıktan sonra, güzel bir eve sahip olmak neye yarar.”

“Basitleştir, basitleştir. Günde üç öğün yemek yerine, gerekirse bir tane ye, 100 tabak yerine 5
tane kullan, diğer ihtiyaçlarını da aynı oranda azalt.”

“Eğer bir insan günün yarısını çok sevdiği koruluklarda geçirirse, kendisinin bir serseri yerine konması tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ama aynı adam bütün gününü spekülasyon yaparak geçirir ve ağaçları kökünden kazıyıp doğayı bir kele benzetirse, o zaman çalışkan ve müteşebbis bir iş adamı olarak takdir edilir.”

Aylak aylak dolaşmak büyük bir sanattır. (Ferhan Şensoy’un Boşgezen ve Kalfası dizisini hatırlatıyor.)

Berrak bir zihin olmadan güzelliği kavrayamazsınız.

Hiçbir çıkardan faydalanmamak en büyük çıkardır.

Yatırımınız sadelik ve mutluluk olsun.

İşinize, sözünüze, dostunuza karşı dürüst olun.

Dostluk dili kelimelerden değil, anlamlardan oluşur.

Bir amaç ciddiye alınan bir hayaldir.

Kendinizi her gün tamamen yenileyin.

Şehir hayatı, milyonlarca insanın birlikte yalnız yaşamasıdır.

İnsanlar eşyasının eşyası durumuna gelmiş durumda.

Olaylar, koşullar ve benzeri şeylerin temeli bizdedir. Ektiğimiz tohumlardan filizlenirler.

Hayatınızı basitleştirin. Önemsiz olan şeyler için çabalayarak yıllarınızı boşa harcamayın. Malı mülkü kendinize yük edinmeyin. İhtiyaçlarınızı ve isteklerinizi basit tutun ve elinizdekinin keyfini çıkarın. Arkanıza bakarak, geçmişi kafaya takarak huzurunuzu bozmayın. Anı yaşayın. Basit olun!

Hayallerinizden ve arzularınızdan vazgeçmeyin. Öyle yapmanız durumunda varlığınızı devam ettiriyor olabilirsiniz ama yaşamayı bırakmış olursunuz.

Sadelik sadelik sadelik! İki ya da üç derdiniz olsun, yüz ya da bin değil; uğraştığınız meselelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmesin.

Meşgul olabilirsiniz. Karıncalar da meşgul. Asıl soru şu: Neyle meşgulüz?

“Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin,” isimli Henry David Thoreau’nun kitabından alınmıştır. Amacımız daha geniş kitlelere yayılmasıdır. “Söz ucuz, tecrübe pahalı ve aksiyon bedava” diyerek anlamlı yaşayanı ve anlamı yüceltmek istiyoruz.

Henry David Thoreau’nun bütün aforizmalarını buraya tek tek yazmaktan keyif alırdım. Ancak, telife girebileceğini düşünüyorum. Tanıtım gibi bir blog yazısı olsun. Fiyatı da çok ucuz bir kitaptır. Kahve içerken birkaç sayfa okursanız gündelik hayatın stresinden uzaklaşırsınız. Deneyin ve görün!
“Thoreau kimdir?“, nerede ve ne için yaşamıştır diyorsanız diğer yazılarımı okuyabilirsiniz.

Henry David THOREAU Kimdir?

Okuma Süresi: < 1 dakika

HENRY DAVİD THOREAU KİMDİR?

Çevreci, düşünür, şair ve yazar Henry David Thoreau, 12 Temmuz 1817’de Concord, Massachusetts’te doğdu. Thoreau, 1840’lı yıllarda Amerikalı düşünür ve yazarlardan Ralph Waldo Emerson‘un etkisiyle doğa şiirleri yazmaya başladı. Yazarlık hayatını felsefi ve natüralist yazılarla sürdüren Thoreau, Sivil İtaatsizlik kitabı ile dünya çapında bir üne kavuştu. Dünyadaki düzeni protesto eden, hak isteyen, eşitsizliklere itiraz eden, zulme boyun eğmeyen siyasi liderlere ilham
kaynağı olmuştur. Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi Martin Luther King ve İngiltere’den bağımsızlıklarını almayı başaran Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri Mohandas Gandhi‘yi bu anlamda etkilemiştir. Fikirleri vefatının üzerinden bir asırdan fazla bir dönem geçmesine rağmen kültür coğrafyasında takdir edilmeyi sürdürmektedir.


1862 yılında, doğduğu Concord Massachusetts’te vefat eden Henry David Thoreau ardında çok sayıda kitap ve büyük bir ün bıraktı. Düşünceleri ölümünden sonra da Amerika’da ve Avrupa’da büyük bir ilgi gördü. Kitapları çok sayıda baskı yaptı; filmlere konu oldu; milyonlarca kişiye ulaşmayı başardı. Dünya siyasetinde belirleyici olan fikirleri ile nesilden nesile yaşamaya devam ediyor.

Maddiyattan bağımsız olarak dünyaya açılan günlüğümde birkaç kitabına yer vererek anmak ve hatırlamak istedim. “Nerede ve Ne İçin Yaşadım?” kitabına ve Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” kitabına internet günlüğüm üzerinden ulaşabilirsiniz. Henry David Thoreau’nun kitaplarını okudukça ekleme yapacağım.

Pomodoro Tekniği Uygulayarak Verimli Çalış! (Pomodoro Saati)

Okuma Süresi: < 1 dakika

Pomodoro Tekniği, verimli çalışmanın anahtarıdır. Odaklanma sorununuz olduğunu düşünüyorsanız pomodoro saati kullanarak verimli çalışabilirsiniz. Peki, pomodoro tekniği nedir? 25 dakika çalıştıktan sonra 5 dakika mola ver ve tekrar çalışmaya başla!

Teknoloji, odaklanma sorununu beraberinde getirdi. Sürekli olarak dikkatimizi çekmek için çabalayan firmalar insanları bağımlı haline getirdi. Elbette, bu durumu faydanıza kullanabilirsiniz. Teknoloji ile çatışmak yerine ondan faydalanabilirsiniz. Youtube kullanıyorsanız neden youtube üzerinde pomodoro saatlerine bakmıyorsunuz? Çok vakit geçirdiğin siteden, çok vakit geçirdiğini düşündüğün uygulamadan faydalanmanın bir yolunu bulabilirsin.

Pomodoro Saati (Pomodoro Zamanlayıcısı) Kullanarak Verimliğinizi Arttırın!

Kısa süreler koyarak çalışmayı deneyin. 10 dakika içinde ne kadar çalışabilirim demeyin. En az ile başlayın. Yavaş yavaş artırın ve sizin için yeterli olduğu noktada o süreyi rutin haline haline getirin.

“Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur.” (Çiçero)

10 dakikalık sayaç, 10 dakika zamanlayıcı
study with me (benimle birlikte çalış)
2×25 dakika
Bu video The Timer sayfasından alınmıştır. Daima reklamsız kullanılacaktır.

1×10, 1×25, 2×25 ve 4×25 dakikalık zamanlayıcıları kullanarak pomodoro tekniğinden faydalanabilirsiniz. Zamanlayıcıları kendinize göre belirleyebildiğiniz sistemlerden de faydalanabilirsiniz. Sizin için en uygun zamanı ve tekniği sizden iyi kimse bilemez. Az ile başlayın ve yavaş yavaş süreyi çoğaltın. Azalt, sadeleştir, basitleştir ve hemen yap!

İzmir Tarihi Asansör

Okuma Süresi: 4 dakika

Tarihi Asansör hakkında neler biliyorsunuz? İzmir Tarihi Asansör, neden sizin ilginizi çekiyor? İzmir’de gezilip görülecek yerlerin başında gelen Tarihi Asansör hakkında detaylı bilgi bulabileceksiniz. 

Çok önemli ve huzur dolu bir semt üzerinde bulunan Tarihi Asansör sizi rahatlatacak! Hazırsanız sıcak içeceğinizi alın ve başlayalım. 

Yürürken bile sakinliğiyle rahatlayacağınız sokaklardan geçerek tarihi asansöre ulaşacaksınız. Dalga sesleri sizi rahatlatırken manzaraya doymak istersiniz tarihi asansör sizi kucaklayacaktır. 

Tarihi Asansör Hakkında TRT Arşiv Bilgileri

Sık kullanılan biçimde tarihi asansör, izmir tarihi asansör veya izmir tarihi asansör binası diyerek aynı noktaya ulaşabilirsiniz. İzmir Tarihi Asansör Binası, 1907 yılından beri vardır ve geçmişte ücretli olmasına rağmen şimdilerle ücretsiz biçimde asansörle çıkılarak görülebilir. 

Tarihi hakkındaki bilgiyi en doğru biçimde vereceğini düşündüğüm TRT arşivlerinde cevaplandırabilirsiniz. Tarihi Asansör’ün hikayesini, Tarihi Asansör’ün tarihçesini bir dakika içinde öğrenebilirsiniz.

Kaynak: TRT arşiv

İzmir Tarihi Asansör’e Nasıl Gidilir?

Konak, İzmir’in kalbidir. Bu nedenle Konak’tan her yere ulaşabilirsiniz. Bana en çok sorulan sorulardan biri ise “izmir tarihi asansöre konaktan nasıl gidilir?” olmaktadır. “izmir tarihi asansör nerede ve izmir tarihi asansör ücretli mi?”  sorularınızı geride bıraktığımızı düşünüyorum. Tarihi Asansör, İzmir’in kalbi diyebileceğimiz Konak’ın 24 dakika yürüme mesafesi kadar uzağındadır. Yürüme mesafesini biraz daha açmak ve herkes için netleştirmek gerekirse BİR (1) tramvay durağı uzaklıkta diyebiliriz. Konak’ta bulunan tramvay ile 1 durak  sonra Tarihi Asansör’e ulaşabilirsiniz. Konak İskele sonrasında Karataş Durağı’na ulaşacaksınız. Tramvaydan indikten sonra yukarı doğru sizi yönlendiren tabela ile karşılaşacaksınız. 

Kaynak: Fotoğraf belediyeye aittir. www.tramizmir.com üzerinden bütün tramvay duraklarına bakabilirsiniz.

Eğer isterseniz bisikletle de gidebilirsiniz. Bisim ile bisiklet kiralayarak kıyıdan bisiklet sürerek Karataş Durağı’na ilerleyebilirsiniz. Hem tramvay hem bisim durağı olarak da Karataş’a ulaşacaksınız. Karataş Durağı, Tarihi Asansör’e 100 metre uzaklıkta bir durak diyebiliriz. Peki araba ile gitmek isterseniz ne yapmalısınız? Sizin için Google Maps ile işaretledim. Konak Meydanı-Tarihi Asansör Binası



İzmir tarihi asansöre nasıl gidilir?” sorunuzu da aştığımızı düşünüyorum. Tramvay ile rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir alanda bulunmaktadır. 

izmir tarihi asansör içerisinde restoran ve birkaç kafe bulunmaktadır. Doğrusu asansör manzarası için yukarıdaki kafeyi tercih edebilirsiniz.

Dario Moreno Sokağı ve Tarihi Asansör

Asansörün altında kalan sokakta çok önemli sanatçılar yaşadı. Sokakla özdeşleşmiş olan Dario Moreno ile tanışmak isterseniz sokaktaki kafeleri tavsiye edebilirim.  Dario Moreno Sokağı, gürültüden uzakta kalıp eğlenmek isteyenlerin yeri diyebilirim.

Dario Moreno hakkında bilgi vermeye çalışmaktansa size birkaç fotoğraf sunmak isterim. Sonrasında ise sizi Dario Moreno dinlemeye yönlendirebilirim. İçki konusunda hassasiyetiniz varsa tavsiye etmiyorum. Dario Moreno, İzmir’e aşık bir sanatçıdır. 


Asansörle yukarı çıkarken Dario Moreno’nun canım izmir şarkısı size eşlik edecektir.  Tarihi Asansör’de çalan şarkı nedir diye soracağınızı biliyorum. Çünkü, gittikten birkaç gün sonra unutursunuz ve aklınıza takılır 🙂 Hemen öğrenmek için çabalarsınız. Canım İzmir, şimdi sizlerle…

“Hisset ve rahatla!” serisine devam etmek istiyorum. Huzur veren sesler adında bir video yayınlamıştım. Yağmur sesi ile seriye bağlamıştık. Şimdi ise hemen ulaşabileceğiniz bir yer olan İzmir Tarihi Asansör ile devam etmek istiyorum. 

İzmir Tarihi Asansör, 10 dakika boyunca gözlerinizin önünde olacak!  

İzmir Tarihi Asansör Manzaraları

Eğer 10 dakika boyunca izmir tarihi asansör manzarasını hissetmek isterseniz videonuzu hemen izleyebilirsiniz. Youtube kanalımda İzmir’in çeşitli yerlerine ait videolar yayınlamaya başladım. Eğer ilgilenirseniz beraber gezebiliriz. 

Görüşmek üzere güzel insanlar 🙂 

Yazar: Deniz Çakmak 

Fotoğraflar: Deniz Çakmak (500px)

 Yer: Tarihi Asansör, İzmir

Sizin İçin Çok Önemli Bir Uyarı

Okuma Süresi: 2 dakika

Sizin için çok önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum. Günlük hayatta kararlarınızı kendiniz mi veriyorsunuz? Güncel bir olaydan yola çıkarak bunu sorgulamaya ne dersiniz?  

düşündüren deniz
sizin için bir ışık – fotoğraf: Deniz Çakmak

Rusya, yerli yazılıma sahip olmayan telefon ve bilgisayarları yasaklamayı düşünüyor. Amerika, Çin menşeli tiktok uygulamasına dair soruşturmalar başlattı. Çin’de yabancı menşeli bazı büyük sitelere girmek yasaktır. Özgürlüğü kısıtlayıcı olarak görülen bu durum belki de rejimlerini korumanın tek yoludur… SSCB neden yıkıldı? Biraz düşünmeye ve araştırmaya ne dersiniz? Sizce bu ülkeler nelerden çekiniyor? Bizden farklı olarak neleri biliyorlar? 

Dünyayı futbol ligimiz olarak betimleyelim. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş hemen aklınıza gelecektir. Dünya liginin üç büyükleri olarak niteleyebileceğimiz Çin, ABD, Rusya olarak ligimizi yeniden şekillendirelim. Bu ülkeler neyin mücadelesini veriyor? Birbirlerinin yazılımlarını neden engellemeye çalışıyorlar? Dünyanın üç büyüklerinin bildiği ve bizim gözümüzü yumduğumuz ne olabilir? Mesela, bütün bilgilerimizi seve seve verdiğimiz şirketler bizi istedikleri tarafa yönlendirebilir/yönlendiriyor/yönlendirecek olabilir mi?  

Masallar gerçek olabilir mi? Dış güçler masalını gerçeğe dönüştürebilirler mi? Sizi nasıl harekete geçirebilirler? Günlük hayatta kararlarınızı kendiniz mi veriyorsunuz?  

Cambridge Analytica olaylarını hatırlıyor musunuz? Facebook’un Amerikan seçimlerine müdahale ettiğini hatırlıyor musunuz? Hatırlamayanlar için netflix üzerinde bulunan “The Great Hack” belgeselini tavsiye ederim. 

the great hack belgeseline dair bir görsel

Bir iktisatçı olarak insanın nasıl karar verdiğini incelemekten büyük keyif alıyorum. Bir insan neden bir ürünü tercih eder veya ürüne bağımlı olur? Bağımlılık seviyesine gelir mi demeliyiz yoksa getirilir mi? Özgür biçimde mi karar veriyoruz yoksa karar verdiriliyor muyuz?  

Şimdilerde geldiğimiz noktada belirli bir süre içinde beğenilerinizi inceleyen yapay zeka sizi yönlendirebiliyor! Eğer kararlarınızı değiştirmek için uğraş vermek istenirse fikirlerinizi değişime uğratabilirler. Bu korkunç bir güç değil mi?  


 

Unutmamalıyız! Ayaklar ve eller, beynin yönlendirdiği yere gider. Kendi kararlarının sahibi olduğunu düşünen köleler yaratılıyor olabilir. Kölelikten keyif alan köleler mutlu olabilir. 

Geleceği yönlendirenlerden mi olacağız? Yoksa istenilen alana yönlendirilen, önüne düşen paylaşımlara göre şekil alan kölelere mi dönüşeceğiz? Fikirlerinizle katkıda bulunabilirsiniz. Akıl akıldan üstündür. Sizin kararlarınızı kim veriyor? 

Thoreau’nun Nerede ve Ne İçin Yaşadım Kitabından 10 Alıntı

Okuma Süresi: 5 dakika

“Felsefe yapmaktan daha zor olanı, felsefi düşünceyi yaşama da uygulayabilmektir. Bu cesareti gösterebilen ilk Amerikan çevreci-filozofu Henry David Thoreau‘dur.” Güncel Önkal 

Okurlarının hayatında derin izler bırakmış bir düşünür ve çok önemli bir yazar olan Thoreau’nun sözlerini bazen hatırlamak gerekir.  İnsanlar olarak hatalar yaparak öğreniriz. Başımız sıkışınca da filozoflara gideriz. Filozoflar bizi biraz silkeler ve kendimize geliriz. Hayatı nasıl yaşamamız gerektiği konusunda tavsiyeler veren büyük düşünürlere fırsat buldukça başvurmak gerekir.  

Henry David Thoreau Kitapları

https://www.denizcakmak.com/deniz-cakmak-ben-uzerine/ yazısında belirttiğim kitabıma tekrar göz attım ve bir yazı yayınlamak istedim. Kitabımda duracağına blog üzerinde durması daha iyidir. Henry David Thoreau Kitapları adında bir kategori oluşturarak diğer kitaplarını da eklemeyi düşünüyorum. Böylelikle hem kendim hem okumak isteyenler istediği an ulaşır.  

henry david thoreau nerede ve ne icin yasadım
henry david thoreau kelebekler vadisi – 2017

Thoreau’nun Walden Gölü’nde yazdığı, “Nerede ve Ne İçin Yaşadım” (Where I Lived and What I Lived For) kitabından sizler için hazırladığım 10 alıntıyı okuyabilirsiniz. 

Henry David Thoreau Sözleri – Nerede ve Ne İçin Yaşadım

1)  İnsan sahte yazgısına aldanır, gereksinim diye bir kılıf uydurarak, eski bir kitapta söylendiği gibi, güvelerin ve pasın çürüteceği ve hırsızların girip talan edeceği servetler biriktirmeye çalışır. Bu ahmakça bir yaşamdır. Eğer daha önce öğrenmezse, mutlaka öğrenecek yolun sonuna geldiğinde. 

2) Hepimiz biliyoruz ki, kimileriniz yoksulsunuz. Güçlükle yaşıyor, sanki nefes almakta bile zorlanıyorsunuz. Hiç kuşkusuz, bu satırları okuyan kimileriniz, yediğiniz bütün yemeklerin, hızla yıpranan ya da çoktan yıpranmış olan ayakkabı ve paltolarınızın parasını ödeyemiyorsunuz. Bu sayfayı okurken, ödünç alınmış ya da çalınmış bir zamanı harcıyor, alacaklılarınızın bir saatini araklıyorsunuz. (Çalışarak geçirmeniz gereken bir saati boşa harcıyorsunuz.) Bana sorarsanız, çoğunuzun ne denli zor ve sefil bir yaşam sürdüğü besbelli, çünkü görüşüm deneyimlerimle bileylendi; daima sınırlarda sürdürülen bir yaşam sizinkisi, kapmaya çalışmak işi ve borçtan kurtulma çabası… Çok çok eski bir batak bu; madeni paraları pirinçten yapılan Romalıların, æs alienum, “başkasının pirinci” dedikleri; hâlâ, yaşarken, ölürken ve gömülürken kullandığınız bu “başkasının pirinçleri”; öbürlerinin, hep “ödeyeceğim” dediğiniz, yarın ödemeye söz verip bugün dünyadan göçüp gittiğiniz için ödeyemediğiniz sikkeleri… Eyalet hapishanesinin yolunu tutmamak için şekilden şekle girip yalakalık ederek göze girmeye çalışıyorsunuz. Ayakkabılarını, şapkasını, paltosunu ya da arabasını size yaptırmaya ya da aldıklarını size taşıtmaya komşunuzu ikna edebilmek umuduyla, yüzünüze bir nezaket maskesi takarak ya da ince ve buğulu bir asalet atmosferi yaratarak yalan söylüyor, dalkavukluk ediyor, lehinde oy kullanıyorsunuz. 

3) Eski insanların yapamayacağını söylediği bir şeyi denersen yapabileceğini görürsün. Eski düşünceler eski insanlara göredir, yeni insanlarsa yeni düşünceler üretmelidir.  

4)  Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu düşünmemek için gittim ormana… Yaşamak öyle değerli ki, ne yaşamın kendisi olmayanı yaşamayı, ne de gerçekten gerekmediği sürece vazgeçmeyi istedim. Anlamlı ve yürekten yaşamak ve yaşamın tüm özünü içime çekmek, yaşama dair olmayan her şeyi hallaç pamuğu gibi atarak bir Spartalı gibi, azimli ve güçlü yaşamak, bir tırpanla otları biçerek genişçe bir patika açmak, yaşamı bir köşeye sıkıştırarak en küçük terimlerine sadeleştirmekti isteğim.  

5) Çok sayıda pantolon ve palto, çok az sayıda insan tanırız. En güzel elbiselerinizi bir bostan korkuluğuna giydirip yanında sünepe bir halde dikilirseniz, yoldan geçen herkesin sizi değil, korkuluğu selamladığını göreceksiniz. 

6) Giysilerimiz, giyenin karakterini alarak her gün biraz daha fazla kendimizle benzeşir. Bu nedenle onları atmaktan çekinir, bunu sürekli erteler, bir canlıyı ameliyat edermişcesine onarır ve atarken sanki bedenimizden vazgeçiyormuş gibi bir çeşit tören düzenleriz. Hiç kimse, elbisesinde yamaları var diye gözümde daha basit ya da aşağılık değildir. Ancak şundan da eminim ki çoğu zaman ilgi gören sağlıklı bir bilinç değil, modaya uygun ya da en azından temiz ve yamasız giysilerdir. Ola ki sökükler tamir edilmemişse bile, ele verilen en kötü kusur ancak tedbirsizlik olabilir. Bazen ahbaplarımı şöyle testlere tabi tutarım; dizinin üstü yamalı ya da fazladan çift dikişli pantolonları kimler giyebilir? Çoğu, böyle giyinmeleri gerekirse sanki yaşama olasılıkları olmayacakmış gibi davranır. Onlar için, kasabaya kırık bacaklarıyla topallayarak girmek yamalı bir pantolonla girmekten daha kolay olacaktır.  

7) İlginç bir sorudur, kıyafetleri ellerinden alınırsa insanların yüksek sınıfı neye göre belirleyeceği. Böyle bir durumda en saygın mevki olan uygar insan sınıfında kimlerin yer alacağını kesin olarak söyleyebilir misiniz? Madam Pfeiffer, Doğu’dan Batı’ya bütün dünyayı dolaştığı maceralı seyahati sırasında memleketine Rusya’nın Asya’daki topraklarına varacak kadar yaklaştığında yetkililerle yapılacak bir toplantıya gider. Orada yolculuk elbiselerinden farklı bir giysiye gereksinim duyduğunu söyler, çünkü ‘artık insanların kıyafetlerine göre değerlendirildiği bir uygar ülkede’ bulunmaktadır.  

———————————————— 

DÇ : insanların kıyafetleriyle ağırlandığına dair özlü sözler kültürümüzde de vardır. Ne kadar yoğun hissedildiğini görebiliyor musunuz? İnsanlar kıyafetleriyle karşılanırİlmiyle ağırlanırahlakıyla uğurlanır Mevlâna 

8) evlerini kendi elleriyle yapsa ve kendilerinin ve ailelerinin yiyeceğini yeteri kadar basit ve dürüstçe sağlasalardı, evrendeki bütün kuşların bunlarla oyalanırken şarkı söyledikleri gibi insanların da şiirsel yeteneği evrensel düzeyde gelişmiş olabilirdi belki! Ama ne yazık ki biz, başka kuşların yaptığı yuvalara yumurtalarını bırakan ve çatlak sesleri ve ahenksiz notalarıyla hiçbir yolcuyu neşelendiremeyen inek kuşları ve guguk kuşlarına çok benziyoruz. Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız? İnsan yığınlarının deneyimlerinde mimari ne ifade ediyor? Bütün gezintilerim boyunca kendi evini yapmak gibi son derece doğal ve yalın bir işle uğraşan tek bir kişiyle bile karşılaşmadım. Biz topluma aitiz. Bir adamın dokuzda biri edenler yalnızca terziler değildir; vaizler, tüccarlar ve çiftçiler de aynıdır. Bu “işte uzmanlaşma” nerede son bulacak? Ve sonuçta hangi amaca hizmet edecek? Hiç kuşkusuz başkası da benim adıma düşünebilir; ancak beni kendi adıma düşünmekten alıkoymak için bunu yapması hiç de hoş bir şey değildir.    

9) Bir filozof için bütün haberler, daha doğrusu haber denen şeyler dedikodudur ve onları okuyan ya da yazanlar da çay partilerindeki yaşlı kadınlardır. Yine de bu dedikoduların peşinde hevesle koşanların sayısı azımsanamayacak kadardır. 

10)  Çoğu insan, bu görece özgür ülkede bile, yalnızca bilgisizlik ve yanlış algılama nedeniyle, sahte yaşam kaygıları ve gereksiz harcadıkları fazladan emekle öyle kuşatılmış ki, erişemiyorlar yaşam ağacının olgun meyvelerine. Irgat gibi çalışmaktan, öyle hantallaşmış ve titrek ki elleri, dalından toplayamıyorlar meyveleri. Çalışan insan o kadar meşgul ki, gün geçtikçe içinde yaşadığı ortama daha bir yabancılaşıyor, ötekilerle insanca ilişkilerini devam ettirmeye gücü yetmiyor. Yoksa pazarda emeğinin değeri düşüyor. Bir makine gibi yalnızca ve durmaksızın çalışıyor. Çalışırken öyle çok kullanmak zorunda kalıyor ki bilgisini, gelişmesi için gerekli olsa da, nasıl aklına gelebilir bilgisizliği? 

Thoreau 45 yıl boyunca (12 Temmuz 1817-6 Mayıs 1862) yaşamış büyük bir yazardır. Nerede ve Ne İçin Yaşadım kitabını 1845 ve 1847 yılları arasında Walden Gölü’nde yazmıştır. 2019 yılında bir işçinin yaşamını incelediğimizde sözlerinin ne derece doğru olduğunu söylemekten kendimi alamıyorum. Büyük düşünür Thoreau’nun ışıklar içinde yatmasını dilemekten başka ne yapabiliriz? 

Bu yazıyı bitirmeden önce arada bir youtube üzerinde izlediğim bir video ile sizleri de buluşturmak isterim.  

İşte asıl zenginlik burada. Her şeyin ayağına geldiği modern insanoğlunun ahmaklaştığını düşünmemek mümkün mü?  

Thoreau’nun, “Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız?” dediği sayfaya dönelim. Kendi evinizi yapmak ister miydiniz? Ne büyük mutluluk olurdu değil mi? 

Thoreau ile başladık. Throreau ile bitirelim. 

Niçin böyle aceleyle ve yaşamı tüketerek yaşamak zorundayız? 

Bonus: Deucalion ve Pyrrha başlarının üstünden arkalarına taşlar atarak[1] insanları yarattı efsaneye göre: 

Inde genus durum sumus, experiensque 

laborum, 

Et documenta damus quâ simus origine nati. 

Bu sayede, acıya katlanmak için yeterince 

kuvvetliyiz, 

Nereden vücuda geldiğimizi kanıtlar emek 

ve eylemlerimiz. 

kelebekler vadisi
kelebekler vadisi

Bonus 2: “Her havada, günün ya da gecenin herhangi bir saatinde, her şeyi tam zamanında yaparak ilerlemek ve yaptıklarımın her biri için asama bir çentik atmak endişesindeydim. Her iki sonsuzluğun, geçmişin ve geleceğin buluşma noktasında, yani şimdiki zamanın tam ortasında durmak, ezel ve ebedinin arasındaki çizgiye ayak basmaktı isteğim.” 

Kitap: Nerede ve Ne İçin Yaşadım 

Yazar: Henry David Thoreau 

Özgün Adı: Where I Lived and What I Lived For 

DÇ: İnsan, kendi emeği ve eylemlerinin ürünüdür. 

Deniz Çakmak, Buca/İzmir 16-09-2019  

9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu ve Bireysel Kurtuluş

Okuma Süresi: < 1 dakika

Okul müdürü mikrofonu eline alır. Oğlum sola geç, sırayı düzelt diye uyarılarda bulunur. Birkaç kelam ettikten sonra sözü müzik öğretmenine bırakır.  

Evet arkadaşlar bıdı bıdı…  

Rahat, hazır ol, dikkat!  

dı, dı, dı,dıt, dıt…  

Ülkemizin geçmişine değinmek için mini mini bir öğrenciye sıra geçer. Şiirler okunur, gaza gelinir ve derse girilmek üzere beklenir.  

Biz küçükken her pazartesi günü bunu tekrarlardık. Bir dönem her mini mini çocuğun okula girerken yaptığı bir aktivite olduğunu düşünüyorum. Bugünü sıradan okul başlangıç dönemlerinden ayıran ise bir durum vardır. Bugün 9 Eylül İzmir’in Kurtuluş Günü! 

İzmir’in dağlarında çiçekler açtığını söylemeliyim. “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşaaa, adın yazılacak mücevher taşa.” denildiğini de belirtmeliyim. 

Birkaç şiir ve birkaç söz daha okunur. Şiir okunurken önceden programlanmış okul zili çalar. Biraz bekledikten sonra şiir devam eder, tekrar gaza gelinir.  

Önümüzde kocaman bir eğitim dönemi vardır. Elbette bu döneme başlamadan önce mini mini birlerimizin, çalışkan ikiler ve tembel ağabeylerinin gaza gelmesi gerekmektedir. 

Dokuz eylül, üniversitemizin adının geldiği önemli bir tarihtir. Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi olarak 9 Eylül İzmir’in Kurtuluşunu kutluyorum. Sabah kahvemi yapıp kitap okumak üzere balkona çıktığımda kulağıma gelen sesler dolayısıyla yazma gereği hissettim. Okul müdüründen mikrofonu alma sırası bana geldi.  

Dokuz Eylül, çok önemli bir tarihtir. Dokuz Eylül benzeri birçok önemli tarihi de biliriz. Anma günleri, hatırlama girişimleri elbette anlamlıdır. Ancak böyle tarihlerin oluşmasını sağlayan ortamları bir daha yaşamamak adına çok dikkatli olmalıyız. İçinden kurtulmaya çalışılacak bir duruma düşmemeyi yeğlemeliyiz.  Dokuz eylül tarihini aynı zamanda “Bireysel Kurtuluş Günü” ilan ediyorum.

 
Okul müdüründen çaldığım rolü bırakıyorum. “İzmir’in Kurtuluş Günü” ile beraber anlamlı çalışma dönemini açıyorum, maratonu başlatıyorum. Güzel insanlara, kendilerinden bile güzel günler diliyorum.  

          9 Eylül 2019, Buca/İzmir

Deniz Çakmak Kimdir?

Okuma Süresi: 2 dakika

Deniz Çakmak kimdir? Niğde asıllı Bursalı iktisatçıdır.

Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Kasabası asıllı Bursalıdır. 200 yıl geriye kadar bütün sülalesi aynı yerde oturmuştur. Babası 1980’li yıllarda Bursa’ya göçmüştür. Bu nedenle yaşamını Bursa şekillendirmiştir. Ailecek yaklaşık 30 yıldır aynı mahalle ve aynı evde oturmaktadırlar. Liseye kadar olan eğitimini Bursa’da sürdürmüştür. Okuldan çok hobileri ile meşgul bir bireydir. DEÜ iktisat öğrencisi ve mezun adayıdır. İktisat ile geç tanışmalarına rağmen çok iyi anlaşmışlardır. “İktisatçı” unvanından ziyade iyi iktisatçı olmaya kendini adamıştır. BB ve aşağısındaki harf notlarına iyi gözle bakmamaktadır. O derslerle arasının açık olduğunu düşünmektedir. Kredi derecelendirme kuruluşları gibi kendini değerlendirmekten hoşlanmaktadır.

Amatör olarak futbol oynadığı dönem Bursa’nın bütün ilçelerine ayak basmıştır. Birkaç ülke, birçok şehir ve daha çok ilçe gezmiştir. İnsanların yaşamları onda derin izler bırakmıştır. İnsanları ve hayatı anlamayı daima istemiştir. Felsefeye daima ilgi duymuştur. Bu nedenle iktisat felsefesi ve iktisat sosyolojisi en sevdiği derslerden olmuştur.

Gözlem alanına müdahale etmeden kendince çeşitli araştırmalar yürütmüştür. Ömrünün 20 yılını Bursa’da, 6 yılını İzmir’de geçirmiştir. Hayatına İzmir’de devam etmektedir. Kıyı şeridini daima sevmiştir. Denizi, suyu, doğayı daima sevmiştir. İktisadı, hayatı ve insanları sevdiği için içerik üretmektedir. İşte uzmanlaşmaya saygı duymakla birlikte ilgi duymamaktadır. Amatör takımda futbol oynarken basketbol takımı ile antremanlara çıkan hiperaktif bir bireydir. Can Bartu’ya özenmiş ve ona büyük saygı duymuştur.  Karate kurslarında birkaç kata çizmiştir. Sporun her türlüsüne daima açıktır. Çok mutlu bir çocukluk geçirmiştir. Sokakta ve evde daima oyun oynamıştır. Oyunun her türlüsünü büyüyünce bırakmıştır. Oyun teorisi ile yoluna devam etmiştir. Şimdilerde karalama kağıtlarını çöpe basket atmaktadır. Elini ve ayağını iyi kullanmaktadır.

Ekonometri bölümünü bırakıp iktisat bölümüne geçerek hayatının en doğru kararını vermiştir. Bu kararını verirken birçok iktisatçının dersine girmiştir. İyi iktisatçılarla yolları kesişen insanların hayatlarının değişeceğine daima inanmaktadır. Felseyeye, sosyolojiye ilgi duyduğu kadar da piyasayı sevmektedir. En iyi olduğu alan piyasa dersleridir. Para ve Sermaye Piyasaları,  Uluslararası Finansal Piyasalar ve Türev Ürünler gibi dersleri seçerek kendini ve zihnini zorlamaktan keyif almaktadır. Borsa zengini Keynes’in aforizmalarını sevmektedir. Ancak, düşünceleri piyasadan çok da uzak değildir.

Keynes’e göre para hırsı ahlaksızlıktır, tefecilik suçtur ve para sevgisi tiksindiricidir.

“Kendini tanıma” ve başkalarına fayda sağlama konularına eğilim göstermektedir. Bu nedenle hedeflerini hayata geçirmektedir. Yalnızca kendini değil, toplumu da beslemeyi ilke edinmiştir. İlkelere ve değerlere büyük önem vermektedir. İktisadı ve diğer alanlardaki göreceli bilgisini bu amaçla kullanmaktadır.

Kısaca şimdilik böyle görünen biriyim ve bana bu dünyada verilen isim Deniz Çakmak.  Diğerleri gibi sıradan bir insanım. Dünyadaki milyarlarca insandan sadece biriyim, bireyim ve buradayım. denizcakmak.com’a da beklerim.