DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
69 Yaşındaki Hastama 22 Yaşımda Âşık Oldum; Ölümünden Sonra Avukatının Bana Verdiği Emanet Hayatımı Değiştirdi
Telefonu kapattıktan sonra neredeyse on dakika boyunca elimde tuttum. Ekran kararmıştı ama ben hâlâ avukatın söylediklerini düşünüyordum.
Ferhunde’nin bana bırakabileceği ne vardı?
Ölmeden önce son isteğinin, mirasından hiçbir şey almamam olduğunu biliyordum. Hatta bu konuda defalarca konuşmuştuk. Bana bazen şakayla karışık, bazen de son derece ciddi bir ifadeyle aynı şeyi söylerdi.
“Sevginin üzerine fiyat etiketi yapıştırmalarına izin vermeyeceğim.”
Bu yüzden avukatın telefonunu anlamlandıramıyordum.
Ertesi sabah erkenden kalktım. Üzerimde staj döneminde aldığım, dirsekleri hafifçe aşınmış lacivert ceket vardı. Otobüse binip kasabanın merkezindeki eski adliye binasının karşısında bulunan hukuk bürosuna gittim.
Kapıyı açan sekreter ismimi duyunca beni hemen içeri aldı.
Avukat Azmi Bey, altmışlarına yaklaşmış, kır saçlı, oldukça sakin konuşan bir adamdı. Masasının üzerinde kalın dosyalar vardı. Fakat benim gözüm masanın yanındaki küçük tahta kutuya takıldı.
Azmi Bey oturmamı işaret etti.
“Öncelikle başınız sağ olsun, Ulaş.”
Bu sözleri duyunca boğazım düğümlendi.
Cenazeden beri kimse bana böyle bir şey söylememişti. İnsanlar ya yüzüme şüpheyle bakıyor ya da arkamdan konuşuyordu.
“Teşekkür ederim,” diyebildim.
Avukat gözlüğünü çıkardı.
“Ferhunde Hanım sizin buraya geleceğiniz günü çok önceden planlamıştı.”
Şaşırdım.
“Nasıl yani?”
“Temmuz ayında benimle özel bir görüşme yaptı. Bazı eşyalarını henüz hayattayken size devretmek istediğini söyledi. Ancak bunları ölümüne kadar saklamamı istedi.”
Masadaki kutuya baktım.
“İçinde ne var?”
“Üç şey. Bir defter, bir ses kaydı ve size yazılmış bir mektup.”
Bir an rahatladım.
Demek mesele para değildi.
Tam teşekkür edip kutuyu almak üzereydim ki avukat konuşmaya devam etti.
“Ancak bunları hemen teslim almanızın önemli bir nedeni var. Ferhunde Hanım’ın çocukları, sizin annenin kararlarını etkilediğinizi iddia ederek hem evliliğinizle hem de bakım sürecinizle ilgili şikâyetlerde bulundu. Yarın eğitim gördüğünüz kurumda bir inceleme toplantısı yapılacak.”
Bunu biliyordum.
Üç gün önce okuldan yazı gelmişti. Stajım geçici olarak durdurulmuştu. Hakkımdaki iddialar değerlendirilene kadar hasta bakım alanlarında görev yapamayacaktım.
“Bu kutunun o toplantıyla ne ilgisi var?”
Azmi Bey masanın çekmecesinden bir belge çıkardı.
“Çünkü Ferhunde Hanım, sizin hakkınızda böyle suçlamalar yapılacağını tahmin etmiş.”
Belgedeki tarihi görünce nefesim kesildi.
On sekiz Mart.
Ona duygularımı söylediğim haftaydı.
Belgenin altında Ferhunde’nin tanıdığım imzası bulunuyordu.
Avukat devam etti.
“O tarihte sizi doğrudan ilgilendiren bir konuyu benimle görüşmek istedi. Yaş farkınızın ve bakım merkezindeki görevinizin yanlış anlaşılabileceğini biliyordu. Bunun için bağımsız bir hekim değerlendirmesi ve hukuki görüşme talep etti.”
Kâğıdı okumaya başladım.
Ferhunde, kararlarını kendi iradesiyle verdiğini, mali konularını benimle paylaşmadığını ve yakınlaşmamızın kendisine herhangi bir baskı uygulanmasından kaynaklanmadığını anlatmıştı.
Birkaç satır sonra benim de bildiğim bir olaydan söz ediliyordu.
Mart ayının sonunda bakım merkezi müdürüne giderek Ferhunde’nin doğrudan bakımından çekilmek istediğimi bildirmiştim.
Çünkü ona karşı hissettiklerim değiştikten sonra görevimin sınırlarını korumam gerektiğini anlamıştım.
Beni başka bir kata almışlardı.
Artık onun ilaçlarına, kişisel bakımına ya da günlük sağlık kararlarına ilişkin hiçbir sorumluluğum yoktu. Görüşmelerimiz mesai dışında gerçekleşiyordu.
Ferhunde o günlerde bana kızmıştı.
“Beni görmeye gelmek için izin mi alacaksın artık?” diye sormuştu.
“İkimizin de kimseye hesap veremeyeceği bir şey yapmasını istemiyorum,” demiştim.
Şimdi o konuşmanın ne kadar önemli olduğunu anlıyordum.
Azmi Bey dikkatle yüzüme baktı.
“Bu belgeler sizin her davranışınızın mesleki açıdan doğru olduğunu otomatik olarak kanıtlamaz. Ancak Ferhunde Hanım’ın karar verme yeterliliği, evliliğe ilişkin iradesi ve o dönemde alınan önlemler hakkında önemli bilgiler içeriyor.”
Başımı salladım.
“Anlıyorum.”
Kutuyu bana doğru itti.
“Defteri okuyunca başka şeyleri de anlayacaksınız.”
Kapağı kaldırdım.
İçinde bordo renkli, köşeleri yıpranmış bir defter duruyordu. Defterin üzerine beyaz bir kâğıt iliştirilmişti.
El yazısını hemen tanıdım.
“Ulaş’a. Kendini savunmak zorunda kaldığında değil, kendini yeniden bulmak istediğinde aç.”
Gözlerim doldu.
“Bu cümleyi neden yazmış olabilir?”
Azmi Bey bir süre sustu.
“Çünkü sizin yalnızca onun için ne hissettiğinizi değil, kendiniz hakkında ne düşündüğünüzü de biliyordu.”
Defteri açtım.
İlk sayfada bir tarih vardı.
On dört ay öncesi.
Ferhunde’nin bakım merkezine getirildiği gün.
Altında yalnızca şu cümle yazıyordu:
“Bugün çocuklarım beni buraya bıraktı. Kapı kapandığında, bir daha kimsenin beni gerçekten dinlemeyeceğini düşündüm.”
Sayfayı çevirdim.
İkinci sayfada çocuklarından söz ediyordu.
Oğlu Koral’ın, yıllarca aile şirketinde çalıştığını fakat babasının ölümünden sonra işlerin bozulduğunu anlatıyordu. Kızının ise annesiyle uzun zamandır mesafeli bir ilişkisi vardı.
Ferhunde deftere çocuklarının kendisini neden bakım merkezine yerleştirdiğini de yazmıştı.
Düşme tehlikesi, yalnız yaşamanın güçleşmesi ve düzenli sağlık desteği ihtiyacı gerçekti.
Ancak onları asıl birbirinden uzaklaştıran şey hastalık değildi.
Para yüzünden yıllardır devam eden tartışmalardı.
Sayfaların arasında ilerledikçe çocuklarının ziyaretlerini anlattığı bölümlere geldim.
İlk ziyaretlerinde, evini satmak için vekâletname imzalamasını istemişlerdi.
İkinci ziyaretlerinde ise satıştan elde edilecek paranın aile içindeki bazı borçları kapatmak için kullanılabileceğini söylemişlerdi.
Ferhunde ikisini de kabul etmemişti.
Gözlerimi kaldırdım.
“Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.”
Azmi Bey başını salladı.
“Bilmenizi istemedi. Çocuklarıyla yaşadığı meselelerin ilişkinizi etkilemesinden korkuyordu.”
“Evini satmışlar mı?”
“Hayır. Daha önce kendilerine verdiği sınırlı yetkinin kapsamını genişletmek istemişlerdi. Ferhunde Hanım kabul etmeyince işlem gerçekleşmedi. Tapu kayıtları ve yazışmalar dosyamızda.”
Derin bir nefes aldım.
Ferhunde’nin bazı günler neden bu kadar düşünceli olduğunu şimdi anlıyordum.
Bazen kitap okurken gözlerini kapatır, uzun süre konuşmazdı.
Ben yorulduğunu sanırdım.
Oysa aklında bambaşka şeyler varmış.
Defteri kapatmak üzereydim ki sayfaların arasında küçük bir fotoğraf gördüm.
Bakım merkezinin bahçesinde çekilmişti.
Ferhunde tekerlekli sandalyesinde oturuyordu. Yanında ben vardım. İkimiz de gülüyorduk.
Fotoğrafın arkasında bir not bulunuyordu.
“Hayatımın en beklenmedik mevsimi.”
O üç kelimeyi okuyunca kendimi tutamadım.
Ağlamaya başladım.
Azmi Bey masanın üzerindeki mendil kutusunu bana uzattı.
Hiçbir şey söylemedi.
Bir süre sonra kendimi toparladım.
“Ses kaydında ne var?”
Avukat masadan küçük bir bellek aldı.
“Onun kendi sesiyle anlattıkları. Kaydın bir bölümünü hukuki olarak kullanılabilmesi amacıyla, bir bölümünü ise yalnızca sizin dinlemeniz için hazırlamış. Hangi kısımların paylaşılmasına izin verdiğini ayrıca belirtmiş.”
“Şimdi dinleyebilir miyim?”
“Elbette.”
Bilgisayarı açtı.
Birkaç saniye sonra odada Ferhunde’nin sesi duyuldu.
“Bugün yirmi yedi Temmuz. Ben Ferhunde. Bu kaydı kendi isteğimle yapıyorum.”
Sesini duyduğum anda kalbim sıkıştı.
Sanki yan odadan çıkıp gelecek, yine gözlüğünü burnunun ucuna indirerek bana bakacaktı.
“Yaşım altmış dokuz. Hastalığımın ilerlediğini biliyorum. Doktorlarımla konuştum. Önümde ne kadar zaman kaldığını kesin olarak bilmiyorum ama sonsuza kadar yaşamayacağımı kabul ettim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından devam etti.
“Ben Ulaş’ı seviyorum. Bu cümleyi söylerken kimse beni yönlendirmiyor. Onun benim için ne anlam ifade ettiğini çok iyi biliyorum.”
Ellerimi birbirine kenetledim.
“Aramızdaki yaş farkının insanlara tuhaf geleceğinin farkındayım. Hatta bazen kendime bile tuhaf geliyor. Ama yaşım ilerledi diye duygularımın başkalarının iznine ihtiyaç duyduğunu kabul etmiyorum.”
Bir kez daha duraksadı.
Sonra hafifçe güldü.
“Üstelik bu çocuk çok inatçı. Ona birkaç kez hayatına devam etmesi gerektiğini söyledim. Her seferinde benim de kendi hayatımla ilgili karar verebileceğimi hatırlattı.”
Sesindeki o tanıdık neşeyi duymak canımı daha çok acıttı.
“Benim paramı istemediğini biliyorum. Çünkü ona vermeyi teklif ettiğim küçük şeyleri bile çoğu zaman kabul etmedi. Onun yanında kendimi borçlu ya da mecbur hissetmedim. Bana acıdığı için de burada değildi.”
Ses kaydının sonraki bölümünde çocuklarından söz ediyordu.
“Beni buraya getirmelerine kızgın değilim. Evde tek başıma kalmak benim için gerçekten zorlaşmıştı. Ama beni buraya bıraktıktan sonra hayatımla ilgili kararları da bıraktıklarını sandılar. Ben hâlâ buradaydım. Hâlâ düşünebiliyordum. Hâlâ hayır diyebiliyordum.”
Derin bir nefes aldı.
“Oğlumla kızımın kötü insanlar olduğunu söylemeyeceğim. Onları ben büyüttüm. Hatalarım oldu. Bazen sevgimi göstermeyi beceremedim. Onlar da bana karşılık verirken aynı sertliği öğrendiler. Fakat benim hatalarım, onların bugün bana baskı yapmasını haklı çıkarmaz.”
Ardından sesi yumuşadı.
“Ulaş’a bıraktığım şey para değil. Zaten bunu istemiyor. Ben ona yalnızca kendi gerçeğimi bırakıyorum.”
Kayıt sona erdiğinde odada uzun süre sessizlik oldu.
Sonunda avukata döndüm.
“Bu kaydı çocukları dinledi mi?”
“Hayır. Ancak ilgili bölümlerinin hukuki süreçte kullanılmasına açıkça izin vermiş. Önce siz dinleyin istedi.”
“Onlara da dinletmek istiyorum.”
Azmi Bey dikkatle karşılık verdi.
“Bunu doğru zamanda, uygun koşullarda yapabiliriz. Fakat unutmayın, her şeyi herkese açıklamak zorunda değilsiniz.”
O gün bürodan çıktığımda kutuyu göğsüme bastırarak yürüdüm.
İlk defa Ferhunde’nin ölümünden sonra bana ait bir şey taşıyordum.
Ama bu bir miras değildi.
Onun bana güvenerek teslim ettiği son sözlerdi.
Ertesi gün okuldaki toplantıya gittim.
Karşımda üç kişilik bir inceleme kurulu oturuyordu. Bakım merkezi müdürü de toplantıdaydı.
Hakkımdaki şikâyetleri dikkatle dinledim.
Koral, yaşlı ve hasta bir kadının duygusal olarak etkilenmiş olabileceğini iddia etmişti. Annesiyle aramdaki ilişkinin görevim sırasında başladığını ve bunun mesleki sınırların ihlali anlamına gelebileceğini söylemişti.
Kız kardeşi de evliliğimizin annelerinin gerçek isteğini yansıtmayabileceğini belirtmişti.
Bu iddiaları duymak canımı acıttı ama onları tamamen anlamsız bulduğumu söyleyemezdim.
Ben yirmi iki yaşında bir bakım öğrencisiydim.
Ferhunde ise sağlık desteğine ihtiyaç duyan, benden kırk yedi yaş büyük bir kadındı.
İnsanların sorular sorması doğaldı.
Kurul başkanı bana dönerek konuştu.
“Ulaş, bu ilişkinin mesleki sorumluluklarınızla çatışabileceğini ne zaman fark ettiniz?”
“Mart ayında,” dedim. “Duygularımı açıkladıktan hemen sonra yönetime bildirdim. Kendisine bakım vermeyi bıraktım. Başka kata geçtim.”
“Bu kararı neden aldınız?”
“Çünkü onu seviyor olmam, hastalara karşı sorumluluklarımı ortadan kaldırmıyordu.”
Önlerindeki belgeleri incelediler.
Azmi Bey’in izne dayalı olarak hazırladığı dosyada görev değişikliği kayıtları, Ferhunde’nin bağımsız değerlendirme belgeleri ve evlilik öncesinde aldığı hukuki danışmanlığa ilişkin bilgiler vardı.
Evliliğimizin mayıs ayında, bakım merkezinden izinli olduğum bir dönemde gerçekleştiği de doğrulanmıştı.
Nikâhta bulunan iki tarafsız tanığın beyanları dosyadaydı.
Ferhunde o gün beyaz bir elbise giymişti.
Benimse yalnızca temiz bir gömleğim ve ayakkabılarım vardı.
Nikâh memuru evlenmeyi kabul edip etmediğimizi sorduğunda Ferhunde benden önce cevap vermişti.
“Hem de bütün kalbimle.”
Toplantıda o anı hatırlayınca gözlerim doldu.
Kurulun soruları uzun sürdü.
Sonunda başkan konuştu.
“Bu belgeler ciddi baskı iddialarını destekleyen bir bulgu olmadığını gösteriyor. Ancak bakım alanında çalışan birinin hizmet verdiği kişiyle romantik ilişki geliştirmesi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir mesleki sınır meselesidir. Durumu bildirmiş ve görevinizi değiştirmiş olmanız önemli, fakat incelemeyi tamamlamamız gerekiyor.”
Bunu kabul ettim.
Savunmaya çalıştığım tek şey kendi geleceğim değildi.
Ferhunde’nin iradesine de saygı duyulmasını istiyordum.
Birkaç hafta sonra verilen kararda, zorlamaya ya da maddi çıkar sağlamaya ilişkin bir bulguya ulaşılamadığı belirtildi. Bununla birlikte staj sürecindeki sınırların yönetimi konusunda ek eğitim almam ve eksik kalan uygulama günlerimi tamamlamam istendi.
Mezuniyetim gecikecekti.
Ama yeniden devam edebilecektim.
O gün ilk kez geleceğimin tamamen kapanmadığını hissettim.
Asıl zor olan başka bir şeydi.
Ferhunde’nin çocuklarıyla yüzleşmek.
Avukat, devam eden hukuki anlaşmazlık nedeniyle tarafsız bir görüşme yapılmasını önerdiğinde önce kabul etmek istemedim.
Onlarla konuşacak hiçbir şeyim olmadığını düşünüyordum.
Sonra defterdeki bir sayfayı hatırladım.
Ferhunde şunları yazmıştı:
“İnsan bazen haklı olduğu için değil, bir gün pişman olmamak için konuşmalıdır.”
Bu yüzden görüşmeye gittim.
Koral karşıma oturduğunda yüzünde belirgin bir öfke vardı. Yanında kız kardeşi Serim bulunuyordu.
Koral beni görür görmez konuştu.
“Annemin son aylarını senin yüzünden yaşayamadık.”
Bu söz içimde bir yere dokundu.
Yavaşça cevap verdim.
“On dört ay boyunca iki kez ziyaret ettiniz.”
Yüzü kızardı.
“Bizim de hayatımız vardı.”
“Biliyorum. Herkesin hayatı var.”
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun.”
Bir an sustum.
Sonra çantamdan Ferhunde’nin defterini çıkardım.
“Belki de haklısın. Ben de sizinle ilgili her şeyi bilmiyorum. Ama anneniz burada bazı şeyler yazmış.”
Serim’in bakışları değişti.
“Annem günlük mü tutuyordu?”
“Evet.”
Azmi Bey araya girerek Ferhunde’nin defterin belirli bölümlerinin çocuklarıyla paylaşılmasına önceden izin verdiğini açıkladı.
Ardından onlara ilgili sayfaların kopyalarını uzattı.
Koral önce almak istemedi.
Serim ise sessizce okumaya başladı.
Bir süre sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Annem bunları gerçekten yazmış mı?”
Başımı salladım.
Serim kâğıdın üzerindeki bir satıra parmağını koydu.
“Beni her ziyaretinde sarılmasını bekledim. Ama o hep güçlü görünmemi istedi. Belki ben de ona sarılmayı unuttum.”
Ferhunde’nin o cümlesini daha önce okumuştum.
Ama kızının ağzından duyunca farklı hissettirdi.
Koral hâlâ öfkeliydi.
“Annemi sevdiğini söyleyerek bütün bunları haklı çıkaramazsın.”
“O yüzden burada değilim,” dedim. “Beni sevmenizi ya da haklı bulmanızı istemiyorum. Yalnızca annenizin kendi kararlarını verebilen biri olduğunu kabul etmenizi istiyorum.”
Koral sertçe karşılık verdi.
“Altmış dokuz yaşında hasta bir kadınla evlenmenin normal olduğunu mu söylüyorsun?”
“Hayır. Yaşadıklarımızın herkes için anlaşılır olduğunu söylemiyorum. Ben bile bazen korktum. Ama onun yerine karar vermeye hakkım olmadığını biliyordum.”
Serim başını kaldırdı.
“Annem gerçekten mutlu muydu?”
Bu soruyu beklemiyordum.
Bir süre cevap veremedim.
Sonunda telefonumdan nikâh günümüzde çekilmiş bir fotoğrafı gösterdim.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
