DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.10.2026
121 Görüntüleme
Kocam En Yakın Arkadaşımla Bir Haftalığına Eş Değiştirmeyi Önerdi, Telefonuna Gelen Mesaj Her Şeyi Değiştirdi
- “Ferah gerçekten inandı mı? Bu geceki anlaşmadan sonra pastane için ayırdığı paraya ne olacağını öğrenirse bizi asla affetmez.” Mesajı iki kez okudum. Önce gözlerimin beni yanılttığını sandım. Sonra mutfak tezgâhına tutunmak zorunda kaldım. Pastane için biriktirdiğim para mı? Yekta’yla Şebnem’in yakınlaşmış olabileceğinden şüpheleniyordum. Ama hayalimi neden konuşuyorlardı? Telefonun ekranı söndü. Ona dokunmadım. Yukarıdan Yekta’nın ayak sesleri gelince yüzümü lavaboya çevirdim. Ellerim titriyordu. “Her şey yolunda mı?” diye sordu. “Biraz başım ağrıyor.” “Akşama geçer. Değişiklik bize iyi gelecek.” İçimden, onun bu cümleyi söylerken nasıl hâlâ gülümseyebildiğini düşündüm. Odadan çıkar çıkmaz kendi telefonumu aldım ve bankacılık uygulamasını açtım. Altı yıldır biriktirdiğim para, yalnızca benim adıma açılmış bir hesaptaydı. Bakiyeyi kontrol ettim. Para yerindeydi. Rahatlamadım. Çünkü Şebnem’in mesajındaki sözler gerçekleşmiş bir kayıptan değil, hazırlanmış bir plandan bahsediyordu. Seçil’i aradım. “Bu akşam düşündüğümüzden daha ciddi bir konuşma yapacağız,” dedim. Ne gördüğümü anlattığımda uzun süre konuşmadı. “Ferah, senin birikiminden haberleri nasıl var?” diye sordu. “Yekta biliyordu. Hesaptaki paranın miktarını ve ne için biriktirdiğimi biliyordu.”
- “Peki ona bu parayı kullanması için izin verdin mi?” “Asla.” Seçil derin bir nefes aldı. “Öyleyse önce sakin ol. Bu akşam kimseyi kamerayla tuzağa düşürmeyeceğiz. Konuşmak isteyen konuşacak. Kayda açıkça onay vermeyen kimseyi çekmeyeceğim. Ama sen onlara sorularını soracaksın.” Ardından Güray’ı aradım. Şebnem’in mesajından bahsettiğimde sesi değişti. “Pastane mi dedin?” “Evet. Neden?” “Şebnem son zamanlarda Yekta’yla ortak bir işletme açmaktan söz ediyordu. Bir kafe fikri olduğunu söyledi. Ben işin yalnızca dostça bir yatırım konuşması olduğunu düşünmüştüm.” “Bana neden söylemedin?” “Çünkü onların gerçekten bir şey yapmaya hazırlandığını bilmiyordum.” Telefonun öbür ucunda sandalye çekildiğini duydum. “Ferah, ben de bazı şeyleri öğrenmek istiyorum.” Akşam saat yedide Seçil ve çalışma arkadaşı evimize geldi. Kamera çantasını salondaki sehpanın yanına koydular. Yekta merdivenden inerken onları görünce duraksadı. “Bunlar neden burada?” diye sordu. “Bütün bu deney hakkında konuşacağımızı düşündüm,” dedim. “İsteyen olursa, açıkça izin vererek konuşmayı kaydedebiliriz.” Yekta’nın kaşları çatıldı. “Ferah, saçmalama.” “Ben yalnızca bu fikrin arkasında durup durmadığını görmek istiyorum.” Kapı zili çaldı. Şebnem ve Güray gelmişti. Şebnem içeri girer girmez kamerayı fark etti. “Bu ne şimdi?” “Henüz kayıt yapılmıyor,” dedi Seçil. “Kimsenin rızası olmadan da yapılmayacak.” Şebnem ellerini göğsünde birleştirdi. “Ben kameraya konuşmak istemiyorum.” “Peki,” dedim. “O zaman kamera kapalı kalacak.” Seçil ekipmanını kaldırıp salonun kenarına geçti. Onların huzursuzluğunu görmek başlangıçta planımın amacına ulaşmış olduğunu düşündürdü. Fakat artık asıl meselem utanç değildi. Masaya oturduk. “Başlamadan önce birkaç sorum var,” dedim. Yekta gözlerini devirdi. “Yine mi?” “Bu öneriyi ilk kim ortaya attı?” Şebnem kocasına baktı. Güray’ın yüzü taş gibiydi. Yekta cevap verdi. “Ben söyledim.” “Peki bunu Şebnem’le ne zamandır konuşuyorsun?” İkisi de sustu. “Bir aydır mı? İki aydır mı?” Şebnem sonunda konuştu. “Yaklaşık dört ay.” Güray başını kaldırdı. “Dört ay mı?” O an onun da en az benim kadar aldatılmış hissettiğini gördüm. Şebnem aceleyle açıklamaya çalıştı. “Başlangıçta sadece şakalaşıyorduk.” “Dört ay boyunca mı?” diye sordum. Yekta masaya vurdu. “Bunun sorguya dönüşmesine izin vermeyeceğim.” “Henüz asıl soruma gelmedim.” Telefonuna gelen mesajın sözlerini aynen tekrarladım. Yekta’nın yüzündeki renk çekildi. Şebnem dudaklarını araladı ama konuşamadı. “Pastane paramla ilgili ne planlıyordunuz?” Yekta hemen karşı çıktı. “Sen benim telefonumu mu karıştırdın?” “Hayır. Ekranın tezgâhta kendiliğinden aydınlandı. Şimdi soruma cevap ver.” Güray eşine döndü. “Şebnem, ne parası?” Bir anda dört kişinin yıllardır birbirine söyledikleri her şey o masanın üzerine dökülmeye başladı. Yekta sonunda konuştu. Şehir merkezinde boşalan bir kafe dükkânı bulmuşlardı. Şebnem işletmeyi yönetmek, Yekta da yatırımı üstlenmek istiyordu. Ancak ikisinin de başlangıç için yeterli birikimi yoktu. Benim pastane hesabımdaki para ise hazırladıkları bütçeye neredeyse tam uyuyordu. “Sen o parayı yıllardır kullanmıyorsun,” dedi Yekta. “Birlikte değerlendirebiliriz diye düşündüm.” “Ben o parayı kullanmıyor değilim, Yekta. Pastanem için biriktiriyorum.” “Zaten kafe açacaktık. Sen de işin içinde olabilirdin.” Şebnem araya girdi. “Sen tatlıları yapardın. Ben müşteri ilişkilerini yürütürdüm.” Güldüm. Acı bir gülüştü. “Yani benim param, benim tariflerim, benim emeğim. Ama işletmeyi siz yönetecektiniz.” İkisi de cevap vermedi. Güray ellerini masaya koydu. “Peki eş değiştirme meselesinin bununla ne ilgisi var?” Şebnem gözlerini indirdi. Yekta cevap vermeye çalıştı. “Biraz birbirimizden uzaklaşmak iyi olur diye düşündük. Ferah’la sonra daha rahat konuşabilirdim.” Artık her şey açıkça görünüyordu. Bir haftalık ayrılık sırasında Yekta’yla Şebnem birbirlerine yakınlaşmayı, ardından da beni ortak yatırım fikrine razı etmeyi umuyorlardı. Şebnem’in söylediğine göre dükkân sahibiyle ön görüşme bile yapmışlardı. Yekta benim birikimimi iznim olmadan çekmemişti. Ama parayı kullanmayı planlamakla yetinmemiş, benim adıma konuşmaya da başlamıştı. “Benim kabul ettiğimi mi söylediniz?” diye sordum. Şebnem başını salladı. “Henüz kesinleşmediğini söyledik.” “Demek ki hayatımı benden önce siz planladınız.” O sırada Güray ayağa kalktı. “Ben bu oyunda yokum.” Şebnem ona uzandı. “Güray, lütfen.” “Sen bana herkesin istediğini söyledin. Ben istemediğimi defalarca anlattım. Ferah’ın da gerçekten kabul ettiğine inandırdın beni.” Şebnem’in gözleri doldu. “Evliliğimizde mutsuzdum.” Güray acıyla gülümsedi. “O zaman benimle konuşmalıydın. En yakın arkadaşının kocasıyla değil.” Seçil sessizce yanıma geldi. Sadece bir bardak su bıraktı. Kamera bütün akşam kapalı kalmıştı. Buna rağmen herkesin gerçek niyeti, kendi ağzından ortaya çıkmıştı. Yekta elime uzanmaya çalıştı. “Ferah, biz yalnızca farklı bir hayat hayal ettik.” Elimi çektim. “Benim hayatımı elimden alarak mı?” O gece eş değiştirme gerçekleşmedi. Güray tek başına ayrıldı. Şebnem kapıda birkaç kez benimle konuşmak istedi ama hazır olmadığımı söyledim. Yekta ise salonda kalıp her şeyi düzeltebileceğimizi anlatmaya devam etti. “Beni affedebilirsin,” dedi. “Belki bir gün,” diye cevap verdim. “Ama bu evliliği aynı şekilde sürdürebileceğim anlamına gelmez.” Ertesi sabah bir süre ayrı yaşamamız gerektiğini söyledim. Önce karşı çıktı. Ardından kararımın kesin olduğunu anlayınca birkaç parça eşyasını alıp ayrıldı. Sonraki haftalar kolay geçmedi. Bazen mutfakta iki fincan çıkarıyor, sonra birini yerine koyuyordum. On yedi yıllık bir alışkanlık bir günde kaybolmuyordu. Bir aile hukuku uzmanından durumumla ilgili bilgi aldım. Mali belgelerimi düzenledim, birikim hesabımı kontrol ettim. Yekta’yla aramızdaki ortak yükümlülükleri sakin ve açık biçimde değerlendirdik. Şebnem birkaç kez aradı. İlk mesajlarında kendini savunuyordu. Sonunda uzun bir özür mektubu gönderdi. Yekta’ya ilgi duyduğunu, evliliğindeki sorunlardan kaçtığını ve pastane fikrimi kendi başarısına dönüştürmeye kalktığını kabul ediyordu. Mektubu okudum. Sonra bir çekmeceye kaldırdım. Onu affetmeye zorunlu değildim. Güray da Şebnem’den ayrılmaya karar vermişti. Bir gün kahve içmek için buluştuk. İkimiz de yaşadıklarımızdan dolayı üzgündük ama birbirimizle yeni bir ilişki kurmaya çalışmadık. Aldatılmış olmanın ortaklığı, tek başına sevgi anlamına gelmiyordu. Seçil ise beni her zamanki gibi doğrudan konuşarak ayağa kaldırdı. “Pastane için altı yıldır hazırlanıyorsun,” dedi. “Başkalarının yaptığı yüzünden kendi hayalini neden erteleyeceksin?” Haklıydı. Bir hafta sonra Ana Cadde’deki küçük bir dükkânı görmeye gittim. Vitrini eskimişti, duvarları boyanmalıydı ve mutfağın düzenlenmesi gerekiyordu. Ama sabah güneşini doğrudan alan kocaman bir penceresi vardı. İçeri girer girmez yıllardır hayal ettiğim tarçın kokusunu neredeyse hissedebiliyordum. İşletme giderlerini yeniden hesapladım. Uzmanlardan gerekli bilgileri aldım. Birikimimin tamamını riske atmamak için başlangıç planımı küçülttüm. Önce sipariş usulü üretime başladım, ardından dükkânın açılışı için hazırlık yaptım. Üç ay sonra kapıya tabelamı astım. Ferah’ın Fırını. Açılış sabahı ilk gelen Seçil oldu. Elinde çiçekler vardı. “Pastane sahibesi hanım, bir kahve alabilir miyim?” diye sordu. Gülerek ona sarıldım. Öğleden sonra Güray uğrayıp bir kutu kurabiye satın aldı. Kendisinin de yeni bir eve taşındığını, yavaş yavaş hayatını düzene koyduğunu anlattı. Yekta ise akşamüstü geldi. Kapının önünde uzun süre durduktan sonra içeri girdi. Tezgâhtaki keklere, penceredeki çiçeklere, duvardaki eski tarif defterime baktı. “Gerçekten başardın,” dedi. “Evet.” “Bunun senin için bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum.” Gözlerinin içine baktım. “Biliyordun, Yekta. Sadece kendi istediklerinin daha önemli olduğuna karar vermiştin.” Başını eğdi. “Keşke her şeyi geri alabilsem.” “Ben de keşke bazı şeyler hiç yaşanmasaydı. Ama geri alamayız.” Bir süre sessiz kaldık. Sonra bir dilim limonlu kek satın aldı ve kapıya yöneldi. Ona kızgınlığım tamamen bitmemişti. Yine de artık hayatımın merkezinde onun vereceği kararlar yoktu. Akşam dükkânı kapatırken tezgâhın arkasındaki küçük panoya baktım. Oraya altı yıl önce kendi el yazımla bir cümle yazmıştım: “Bir gün burası benim olacak.” O gece ışıkları söndürmeden önce cümlenin altına yenisini ekledim: “Ve o gün geldiğinde kendimi de bulmuş olacağım.” Yekta bana evliliğimizin heyecanını kaybettiğini söylemişti. Oysa kaybettiğimiz şey heyecan değildi. Birbirimize duyduğumuz saygıydı. Ben bir hafta boyunca başka birinin hayatını yaşamayı kabul etmiş gibi görünmüştüm. Ama sonunda on yedi yıldır ertelediğim kendi hayatımı yaşamaya başlamıştım. Ve pastanemin kapısını her sabah kendi anahtarımla açarken, hayatımda ilk kez bir başkasının beni seçmesini beklemiyordum. Çünkü sonunda kendimi seçmiştim.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


