DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
10.10.2026
3993 Görüntüleme
Oğlum Gitarını Sattı: Ertesi Sabah Kapımıza Gelen Polisler Bambaşka Bir Gerçeği Anlattı
- “Ilgaz’ın feda ettiği tek şey gitarı değildi. Başka bir şey daha vardı. Çok daha büyük bir şey. Ve ben birazdan bütün gerçeği öğrenecektim.” Polis memurunun elindeki dosyaya bakarken dizlerimin bağı çözüldü. Ilgaz kapının yanında durmuş, parmaklarıyla tişörtünün ucunu sıkıştırıyordu. Ona sarılmak istedim ama yüzündeki korku beni durdurdu. “Lütfen açık konuşun,” dedim. “Oğlumun başı belada mı?” Uzun boylu memur başını iki yana salladı. “Ben Komiser Yardımcısı Ferhat. Yanımdaki arkadaşım da polis memuru Aylin. Öncelikle oğlunuzun güvende olduğunu bilmenizi istiyoruz. Ama dün akşam karakola yapılan bir başvuru var. Bunu birlikte konuşmamız gerekiyor.” Ilgaz ağlayarak başını eğdi. “Anne, ben kötü bir şey yapmadım.” “Biliyorum,” dedim, gerçi hiçbir şey bildiğim yoktu. Ferhat bizi bahçeye çıkardı. Kaldırımın karşısında eski, gri bir otomobil duruyordu. Arka koltukta Sıla oturuyordu. Yanında annesi vardı. Kızın gözleri kıpkırmızıydı; yeni tekerlekli sandalyesi ise bagajın yanında duruyordu. “Sıla neden burada?” diye sordum. Polis cevap vermeden önce Ilgaz fısıldadı: “Çünkü ona söz verdim.” Sıla’nın annesi Figen, arabadan inip bize yaklaştı. Yüzü uykusuzluktan çökmüştü. Elimde olmadan en kötü ihtimali düşündüm. “Dün gece hastaneye gittik,” dedi Figen. “Sıla’yı oraya Ilgaz götürmüş.” “Nasıl yani? Ilgaz okuldan sonra eve geldi.” “Gelmeden önce,” dedi oğlum. “Sana söyleyemedim.” Figen gözyaşlarını sildi. “Sıla’nın sandalyesi salı günü okulun yakınındaki yokuşta devrilmiş. O günden beri kalçası ağrıyordu. Bize söylemedi. Hastaneye götürecek paramız olmadığını düşünüyordu.” “Devlet hastanesine gidebilirdiniz,” dedim şaşkınlıkla. Figen utançla baktı yere. “Elbette. Ama Sıla, babasının işten izin alırsa kovulacağını duymuş. Bizi daha fazla korkutmak istememiş.” Ilgaz araya girdi. “Dün derste fenalaştı anne. Öğretmen dışarıdaydı. Sıla kimseye söylememem için yalvardı. Ben okul hemşiresine gittim. Sonra ambulans çağrıldı.” “O zaman polisin burada ne işi var?” Ferhat dosyadan katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Çünkü oğlunuz dün sadece yardım çağırmadı. Hastanede sosyal hizmet uzmanına bir şey anlattı. Bu sayede bir çocuğun uzun süredir tehlikede olduğu anlaşıldı.”
- Bahçe kapısına tutundum. “Hangi çocuk?” “Sıla’nın küçük kardeşi, sekiz yaşındaki Efe.” Figen’in dudakları titredi. “Bunu bizim bile bilmediğimiz şekilde fark etmiş.” Birden Ilgaz’ın son birkaç haftadır akşam yemeklerinde neden suskunlaştığını hatırladım. Derslerinden, futboldan, arkadaşlarından konuşan oğlum yerini sürekli dalgın duran bir çocuğa bırakmıştı. Sorduğumda yalnızca “Yorgunum anne,” diyordu. Ferhat devam etti: “Efe bir süredir akşamları evde yalnız kalıyormuş. Annesi hastanede temizlik işine gidiyor, babası başka şehirde şantiyede çalışıyormuş. Sıla da onu okuldan sonra tek başına almaya uğraşıyormuş. Sandalyesi bu yüzden tehlikeli yokuşta devrilmiş.” Figen ağlamaya başladı. “Ben vardiyamı değiştirmelerini defalarca istedim. Ev sahibimiz de kirayı geciktirirsek çıkmamızı söylüyordu. Çocukların idare ettiğini sandım.” Sonra oğlumun bana söylemediği şey ortaya çıktı. Ilgaz iki hafta önce müzik öğretmeninin önerisiyle, İstanbul’da yapılacak genç yetenekler seçmelerine kabul edilmişti. Son aşamaya kalmıştı. Kazanan öğrenciye konservatuvar hazırlık eğitimi için burs verilecekti. O kadar heyecanlanmıştı ki seçme davetini her gece yastığının altında saklıyordu. Fakat Sıla’nın sandalyesi kırılınca gitarını satmıştı. Yeni sandalye için bu da yetmemişti. “Neyi daha sattın?” diye sordum kısık sesle. “Hiçbir şey,” dedi. “Ama seçmeye gitmedim.” Kalbime bir şey saplandı sanki. Seçmeler dün yapılmıştı. Ilgaz o gün, Sıla’nın hastanedeki işlemleri bitene kadar yanında kalmıştı. Öğretmeninin aramalarını açmamış, haftalardır hazırlandığı fırsatı kendi elleriyle bırakmıştı. “Oğlum,” dedim, “neden beni aramadın?” “Çünkü sen işteydin. Sıla da çok korkuyordu. Gitseydim onu yalnız bırakacaktım.” “Bursu kazanmak senin en büyük hayalindi.” Ilgaz gözlerini kaldırdı. “Evet anne. Ama Sıla o gün ayağa kalkamıyordu. Hayalim bekleyebilirdi. Onun acısı bekleyemezdi.” Gözyaşlarımı saklayamadım. Fakat Ferhat’ın yüzündeki ciddiyet hâlâ kaybolmamıştı. “Bir de başka konu var,” dedi. “Oğlunuz hastanedeki görüşmede Efe’nin size ait olmayan bir depoda geceleri saklandığını anlatmış. Dün akşam ekiplerimiz çocuğu orada buldu. Soğuktan titriyordu. Neyse ki şu an sağlık durumu iyi.” Figen bir adım geri çekildi. “Depo mu? Ben onu komşumuzda sanıyordum!” Ilgaz hıçkırdı. “Efe bana söylemişti. Komşunuz taşındıktan sonra kimseye yük olmamak için oraya gidiyormuş. Sıla da annesi üzülmesin diye saklamış.” O an oğlumun yükünün ne kadar ağır olduğunu anladım. Bir çocuk, yetişkinlerin fark edemediği başka çocukları korumaya çalışmıştı. Bunun gurur duyulacak tarafı vardı ama korkunç bir tarafı da vardı: Bütün bunları tek başına taşımak zorunda kalmıştı. “Sana neden söylemediler?” diye sordum Ilgaz’a. “Sıla yardım istersek kardeşini ailesinden alırlar sandı. Ben de söz verdim. Ama hastanede Efe’nin depoda olduğunu duyunca sustuğum için daha kötü bir şey olabileceğini anladım.” Aylin usulca konuştu: “Doğru olanı yapmış. Biz burada bir aileyi cezalandırmaya değil, çocukları güvende tutmaya geldik. Sosyal hizmet birimi aileyle görüşüyor. Barınma ve bakım desteği için işlem başlatıldı.” Figen hemen Ilgaz’ın önünde diz çöktü. “Oğlum, sen benim çocuklarımın hayatını kurtardın.” Ilgaz geriye çekildi. “Ben sadece onları korkarken görmek istemedim.” O sabah polisler gittikten sonra mutfakta uzun süre sessizce oturduk. Oğlum bana bakmaya cesaret edemiyordu. Önüne süt koydum, sonra yanına oturdum. “Ilgaz,” dedim, “başkalarına yardım etmek çok değerli. Ama sen de çocuksun. Her sorunu tek başına çözmen gerekmiyor. Benden yardım istemek kimseye ihanet etmek değildir.” “Bana kızdın mı?” “Hayır. Sana ulaşamayacağım bir gün olmasından korktum. Ve hayallerinden vazgeçmeni istemiyorum.” O gece ilk kez birlikte müzik öğretmeni Şermin Hanım’ı aradık. Oğlumun gitmediği seçmeyi anlattım. Sesimin sonunda “Geç kaldık biliyorum,” derken boğazım düğümlendi. Şermin Hanım bir süre sustu. “Ilgaz’ı dün defalarca aradım,” dedi. “Neden gelmediğini şimdi anlıyorum. Kurulun kararını değiştiremem. Ama olanları yazılı olarak anlatabiliriz. Belki özel bir dinleti için izin verirler.” Ertesi gün okul müdürüne gittik. Müdürün odasında Sıla, Figen ve Ilgaz’ın sınıf öğretmeni de vardı. Sıla, yeni sandalyesiyle masanın yanına yaklaştı. “Ilgaz benim için yalnızca gitarını vermedi,” dedi titreyerek. “Beni kimsenin ciddiye almadığı bir gün, bana inandı. Şimdi onun da hayaline yeniden kavuşmasını istiyorum.” Okul yönetimi seçme kuruluna resmi bir mektup gönderdi. Müzik öğretmeni, Ilgaz’ın önceki konser kayıtlarını ekledi. Ben de olanları eksiksiz anlattım. Bunu yaparken oğlumun başarısı kadar, yardım istemekte gecikmemizin ona ne öğrettiğini de yazdım. Üç gün sonra telefon çaldı. “Ilgaz’ın velisiyle mi görüşüyorum?” dedi bir kadın. “Başvurusunu inceledik. Seçme sonuçlarını değiştiremiyoruz ama gelecek hafta burs komisyonu önünde ek bir performans hakkı tanıyacağız.” Ilgaz yanımda duruyordu. Haberi duyunca sevinmek yerine boş gitar sehpasına baktı. “Anne,” dedi, “ama gitarım yok.” İşte o an, kapı yeniden çalındı. Bu kez gelen polis değildi. Sıla, Figen, Efe, Şermin Hanım ve okuldan birkaç veliydi. İçlerinden biri uzun bir kılıf taşıyordu. “Sana bir borcumuz yok,” dedi Figen. “Çünkü iyilik borç hesabıyla yapılmaz. Ama senin sesinin susmasına da izin vermeyeceğiz.” Kılıfın içinde ikinci el, özenle bakılmış bir klasik gitar vardı. Veliler kendi aralarında para toplamış, müzik öğretmeni de enstrümanı seçmişti. Ilgaz kılıfı açtığında ağlamaya başladı. “Ben bunu hak etmek için yardım etmedim,” dedi. “Biliyoruz,” diye karşılık verdi Şermin Hanım. “Tam da bu yüzden kabul etmeni istiyoruz.” Bir hafta sonra seçme salonunun önünde Ilgaz’ın elleri titriyordu. Yanında Sıla ve Efe de vardı. Oğlum sahneye çıkmadan önce bana döndü. “Anne, ya kazanamazsam?” “Yine müzik yapacaksın,” dedim. “Çünkü bir gün kazanman, senin kim olduğunu belirlemiyor.” Ilgaz sahneye çıktığında ilk notası biraz titrek duyuldu. Sonra gözlerini kapadı ve aylardır çalıştığı parçayı çalmaya başladı. Salona yayılan melodi bana evimizdeki bütün o akşamları hatırlattı: Odasının kapısının altından sızan ışığı, aynı bölümü defalarca çalışmasını, pes etmeyişini. Sonuçlar o akşam açıklandı. Ilgaz tam burs kazanamamıştı; ama kurul ona bir yıllık hazırlık eğitimi desteği vermeye karar vermişti. Daha önemlisi, sonraki yıl yeniden başvurma hakkı vardı. Eve dönerken oğlumun yüzünde uzun zamandır görmediğim bir huzur vardı. Sıla’nın ailesi de sosyal hizmetlerin yönlendirmesiyle düzenli destek almaya başlamıştı. Efe artık akşamları okul sonrası bakım merkezine gidiyordu. Figen’in vardiyası değiştirilmişti. Aylar sonra Ilgaz’ın odasına kirli çamaşırlarını toplamaya girdiğimde, ilk baktığım yer yine gitar sehpası oldu. Bu kez boş değildi. Sehpanın yanında Sıla’nın küçük bir notu duruyordu: “Sen bana yeni bir sandalye verdin. Ama asıl önemlisi, geleceğe korkmadan bakmayı öğrettin.” Oğlum kapıda belirdi. Notu elime aldığımı görünce gülümsedi. “Anne, iyi ki o gün hastanede kaldım,” dedi. Ona sarıldım. “İyi ki arkadaşını yalnız bırakmadın,” dedim. “Ama bir dahaki sefere beni de yanında iste. İyilik yapmak için bütün yükü tek başına taşımak zorunda değilsin.” Başını omzuma koydu. “Söz.” O gün şunu öğrendim: Fedakârlık bazen elindekini vermektir, bazen kendi hayalinden bir adım geri çekilmek. Ama gerçek iyilik, bir çocuğun bütün dünyayı omuzlarında taşıması değil; yetişkinlerin de o yükü paylaşmayı öğrenmesidir. Oğlumun gitarından yükselen ses artık bana yalnızca müziği değil, birbirimize uzattığımız ellerin gücünü hatırlatıyordu.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


