DOLAR
Alış: 49.73
Satış: 49.93
EURO
Alış: 55.67
Satış: 55.89
GBP
Alış: 66.62
Satış: 67.11
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
28.10.2026
213 Görüntüleme
Yirmi yıl boyunca seksen dokuz yaşındaki kayınpederim benim soframda yemek yedi.
- Derya Hanım’ın parmağı günlüğün sararmış ilk sayfasındaki kurşun kalemle yazılmış satırlara dokundu. Salondaki herkes nefesini tutmuştu. Murat sıkıntıyla saatine bakıyor, Selin ise gözlerini ovuşturuyordu. Fakat o an odadaki hiçbir şey umurumda değildi. Gözlerim Mehmet’in o titrek, yorgun harflerine kilitlenmişti. Yazı, yirmi yıl önce, tam da bu eve taşındığı ilk haftalarda başlamıştı. “14 Ekim,” diye okudu Derya Hanım, sessiz ve saygılı bir ses tonuyla. “Ahmet bugün eve yorgun argın geldi. Ellerine baktım; motor yağı derisinin içine işlemişti, çıkmıyordu. Yemek masasında bana bakışındaki o yabancılığı, öfkeyi gördüm. Haklı. Üç çocuğumun bana kapıyı kapatmasından sonra, kendimi başka bir evin boyunduruğu altına sokmak ne kadar zor, tahmin edebiliyorum. Ona yük oluyorum. Ama gidecek başka yerim yok. Bari bu evde varlığımı görünmez kılmaya çalışayım.” Yutkandım. Boğazımdaki o keskin acı, yıllardır taşıdığım demirden bir kütle gibi büyüdü. Derya Hanım sayfaları çevirdi. Yıllar, aylar, günler birbirini kovalıyordu. Her sayfa, Mehmet’in sessiz gözlemlerinin, pişmanlıklarının ve en önemlisi, benim dahi unuttuğum bazı gerçeklerin kaydıydı. “3 Haziran,” diye devam etti avukat. “Emir’in bisikletinin zinciri kopmuş. Ahmet’in akşam tamir etmeye gücü kalmamıştı. Gizlice arka bahçeye inip eski alet kutumla zinciri onardım. Çocuk mutlu oldu. Ama Ahmet’in bunu benim yaptığımı bilmesini istemedim; çünkü bilirse, bana yine borçlu hissedecek ve bu onu daha çok öfkelendirecek.” Zeynep’in hıçkırıkları odada yankılandı. Elimi tuttu ama parmaklarım taştan ibaretti; kımıldayamıyordum. Ve sonra, sayfalar ilerledikçe kaydın rengi değişti. Mehmet’in günlüğü sadece bir günlük değilmiş meğer. O, yirmi yıl boyunca evimizin görünmeyen bilançosuydu. “12 Kasım,” diyordu bir başka sayfa. “Ahmet yine minibüsün masrafından yakındı. Kendi kendime hesapladım; benim bu evde yediğim ekmek, kullandığım elektrik, tükettiğim su ve aldığım ilaçların maliyeti, buraya geldiğim günden beri her ay düzenli olarak bir hesaba yatırılmalıydı. Çocuklarımın benden kalan mirası çoktan harcadığını biliyorum. Ama benim gizli bir sığınağım, yıllar öncesinden kalan küçük bir arsam vardı. Murat, Selin ve Can o arsayı benden yıllar önce istemiş, vermediğim için düşman olmuşlardı. O arsa geçen ay kamulaştırıldı.”
- Salonda bir uğultu kopar gibi oldu. Murat hemen öne doğru eğildi. “Arsa mı? Hangi arsa? Bize babamın beş kuruşu olmadığını söylemiştin!” diye çıkıştı Murat. Derya Hanım ona buz gibi bir bakış attı ve okumaya devam etti: “O arsanın bedeli, devlet tarafından banka hesabıma yatırıldı. Ama parayı çocuklarıma bırakamazdım. Çünkü o para, onların umurunda bile olmadığım yıllarda, bana çatı olan, tabağını bölüşen, elleri nasırlı bir adamın emeğiyle çarpılarak büyüdü. Ahmet her sabah işe giderken o direksiyonu sıktığında, ben bu odada onun omzundaki yükün bir kısmını rakamlara döktüm.” Avukat yeşil günlüğün en arka sayfasına, kalın bir zarfın yapıştırıldığı yere geldi. Zarfı dikkatle açtı ve içinden resmi, mühürlü bir tapu senedi ile bir banka talimatnamesi çıkardı. “Mehmet Yıldırım,” dedi Derya Hanım gözlerini bize dikerek, “hayatının son yirmi yılını bu evin gizli muhasebecisi olarak geçirdi. Ama bir borçlu gibi değil, bir ortak gibi.” Sesi çatladı, bir an durdu. “Vasiyetin özeti şudur: Mehmet Bey, adına yatan tüm tazminat ve arsa bedelini, faizleriyle birlikte, bu evin kredisinin kapatılmasına ve kalan kısmının da çocukları Emir ve Elif’in eğitim fonuna aktarılmasını yasal olarak vasiyet etmiştir. Diğer çocukları Murat, Selin ve Can’a ise saklı payları dışında yasal olarak hiçbir şey bırakmamıştır. Çünkü ‘Onlar babalarını kaybettiklerinde değil, miras beklediklerinde geldiler,’ diye yazmış.” Oda tamamen sessizliğe büründü. Murat öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. “Bu bir hile! O yaşlı adam bunamıştı! O imza geçersiz!” diye bağırdı. Can ve Selin de bağrışmaya başladı. Ama sesleri artık kulaklarıma ulaşmıyordu. Derya Hanım masadaki yeşil günlüğü bana doğru biraz daha itti. Kitabın kapagında hâlâ o gri balıkçı şapkasının kokusu, eski radyonun tınısı ve yirmi yıl boyunca içimde büyüttüğüm o devasa öfkenin acı gerçeği duruyordu. Mehmet bana yük olmamıştı. Meğer o yirmi yıl boyunca, benim göremediğim bir el, hayatımın kırık dökük parçalarını tek tek toplamış ve en ağır yükü o, kendi omuzlarında sessizce taşımıştı. Başımı ellerimin arasına aldım. Arka balkondan gelen hafif bir rüzgar, perdenin ucunu havalandırdı. Hasır sandalye bomboştu. Ama ilk defa, o sandalyenin orada duruyor olması içimi yakmıyordu.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


