Ana Sayfa 28.10.2026 256 Görüntüleme

Yirmi yıl boyunca seksen dokuz yaşındaki kayınpederim benim soframda yemek yedi.

2 / 2

Salonda bir uğultu kopar gibi oldu. Murat hemen öne doğru eğildi.
“Arsa mı? Hangi arsa? Bize babamın beş kuruşu olmadığını söylemiştin!” diye çıkıştı Murat.

Derya Hanım ona buz gibi bir bakış attı ve okumaya devam etti:

“O arsanın bedeli, devlet tarafından banka hesabıma yatırıldı. Ama parayı çocuklarıma bırakamazdım. Çünkü o para, onların umurunda bile olmadığım yıllarda, bana çatı olan, tabağını bölüşen, elleri nasırlı bir adamın emeğiyle çarpılarak büyüdü. Ahmet her sabah işe giderken o direksiyonu sıktığında, ben bu odada onun omzundaki yükün bir kısmını rakamlara döktüm.”

Avukat yeşil günlüğün en arka sayfasına, kalın bir zarfın yapıştırıldığı yere geldi. Zarfı dikkatle açtı ve içinden resmi, mühürlü bir tapu senedi ile bir banka talimatnamesi çıkardı.

“Mehmet Yıldırım,” dedi Derya Hanım gözlerini bize dikerek, “hayatının son yirmi yılını bu evin gizli muhasebecisi olarak geçirdi. Ama bir borçlu gibi değil, bir ortak gibi.”

Sesi çatladı, bir an durdu.

“Vasiyetin özeti şudur: Mehmet Bey, adına yatan tüm tazminat ve arsa bedelini, faizleriyle birlikte, bu evin kredisinin kapatılmasına ve kalan kısmının da çocukları Emir ve Elif’in eğitim fonuna aktarılmasını yasal olarak vasiyet etmiştir. Diğer çocukları Murat, Selin ve Can’a ise saklı payları dışında yasal olarak hiçbir şey bırakmamıştır. Çünkü ‘Onlar babalarını kaybettiklerinde değil, miras beklediklerinde geldiler,’ diye yazmış.”

Oda tamamen sessizliğe büründü. Murat öfkeden kıpkırmızı kesilmişti.
“Bu bir hile! O yaşlı adam bunamıştı! O imza geçersiz!” diye bağırdı.
Can ve Selin de bağrışmaya başladı. Ama sesleri artık kulaklarıma ulaşmıyordu.

Derya Hanım masadaki yeşil günlüğü bana doğru biraz daha itti. Kitabın kapagında hâlâ o gri balıkçı şapkasının kokusu, eski radyonun tınısı ve yirmi yıl boyunca içimde büyüttüğüm o devasa öfkenin acı gerçeği duruyordu.

Mehmet bana yük olmamıştı.
Meğer o yirmi yıl boyunca, benim göremediğim bir el, hayatımın kırık dökük parçalarını tek tek toplamış ve en ağır yükü o, kendi omuzlarında sessizce taşımıştı.

Başımı ellerimin arasına aldım. Arka balkondan gelen hafif bir rüzgar, perdenin ucunu havalandırdı. Hasır sandalye bomboştu. Ama ilk defa, o sandalyenin orada duruyor olması içimi yakmıyordu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp