Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin! – Thoreau

Okuma Süresi: 3 dakika

Hayatın karmaşıklığına farklı bir bakış açısı getiren eserleri ile tanınan Amerikalı düşünür ve yazar Henry David Thoreau’nun “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” kitabı son dönemlerde oldukça dikkat çekiyor. Yazarın aforizmalarının bir araya getirilmesiyle oluşan kitap, hayatın basit hale getirilmesiyle elde edilebilecek kazançlar üzerine okuyucularını düşündürmeyi başarıyor. Yaşamın ağır meşgalelerinde adeta boğulan insanoğluna çareyi anlamlı bir basitlikte sunan Thoreau, döneminin çok ötesinde de bu fikirleri ile yaşamaya devam ediyor.


‘AZALTIN, SADELEŞTİRİN, BASİTLEŞTİRİN’ KİTABININ KONUSU NEDİR?


Henry David Thoreau‘nun aforizmaları da özellikle son dönemlerde rağbet görme seviyesini oldukça arttırdı. Teknolojik gelişmelerle birlikte çok fazla modernleşen dünyada insanlar birçok nimete, kolaylığa ve imkana kavuştu. Erişilen nokta kişinin aklını tatmin etmeyi başarsa da ruhunu yalnızlaştırmaktan başka bir sonuç getirmedi. Bu yalnızlık beraberinde psikolojik rahatsızlıklar dahil çok sayıda sorunu getirdi. Konu üzerinde çok sayıda bilim insanı ve düşünür kafa yormaya başladı. Doyumsuzlaşan ve tatmin olma niteliğini kaybeden insanlara modern kentleşmenin içerisinde bir çözüm sunmaktan aciz kaldılar. Ortaya çıkan karmaşada kaybolmak yerine o karmaşayı ortadan kaldırmanın yollarını arayan insanlar Thoreau’nun aforizmalarında kendilerine iyi gelen duyguların olduğunun farkına vardılar. Ulvi bir basitlik, nitelikli bir sadelik ve tatminkar bir azaltma ile meydana çıkan ruh doygunluğu insanlara çıkış yolunu göstermeyi başardı. Sonuç olarak; “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” ortaya çıktı.


HENRY DAVİD THOREAU’DAN AFORİZMALAR


Ülkemizde de 1. baskısı 2019 yılında Zeplin Yayınevi tarafından Ferhat Çıkrıkçı’nın çevirisi ile yayınlanan “Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin” kitabı oldukça ilgi görüyor. İşte Henry David Thoreau’nun aforizmalarından bazıları:

“Az şeye sahip olanın, sahibi de az olur.”

“Sevginin daha fazla sevgiden başka ilacı yoktur.”

“Hayatımız detaylarla mahvoluyor. Sadeleştirmeliyiz.”

“Tutkularınızdan ve hayallerinizden vazgeçmeyin. Eğer vazgeçerseniz, bedeniniz bu dünyada var
olsa da yaşamınız son bulur.”

“Yaşanabilir bir dünyada olmadıktan sonra, güzel bir eve sahip olmak neye yarar.”

“Basitleştir, basitleştir. Günde üç öğün yemek yerine, gerekirse bir tane ye, 100 tabak yerine 5
tane kullan, diğer ihtiyaçlarını da aynı oranda azalt.”

“Eğer bir insan günün yarısını çok sevdiği koruluklarda geçirirse, kendisinin bir serseri yerine konması tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ama aynı adam bütün gününü spekülasyon yaparak geçirir ve ağaçları kökünden kazıyıp doğayı bir kele benzetirse, o zaman çalışkan ve müteşebbis bir iş adamı olarak takdir edilir.”

Aylak aylak dolaşmak büyük bir sanattır. (Ferhan Şensoy’un Boşgezen ve Kalfası dizisini hatırlatıyor.)

Berrak bir zihin olmadan güzelliği kavrayamazsınız.

Hiçbir çıkardan faydalanmamak en büyük çıkardır.

Yatırımınız sadelik ve mutluluk olsun.

İşinize, sözünüze, dostunuza karşı dürüst olun.

Dostluk dili kelimelerden değil, anlamlardan oluşur.

Bir amaç ciddiye alınan bir hayaldir.

Kendinizi her gün tamamen yenileyin.

Şehir hayatı, milyonlarca insanın birlikte yalnız yaşamasıdır.

İnsanlar eşyasının eşyası durumuna gelmiş durumda.

Olaylar, koşullar ve benzeri şeylerin temeli bizdedir. Ektiğimiz tohumlardan filizlenirler.

Hayatınızı basitleştirin. Önemsiz olan şeyler için çabalayarak yıllarınızı boşa harcamayın. Malı mülkü kendinize yük edinmeyin. İhtiyaçlarınızı ve isteklerinizi basit tutun ve elinizdekinin keyfini çıkarın. Arkanıza bakarak, geçmişi kafaya takarak huzurunuzu bozmayın. Anı yaşayın. Basit olun!

Hayallerinizden ve arzularınızdan vazgeçmeyin. Öyle yapmanız durumunda varlığınızı devam ettiriyor olabilirsiniz ama yaşamayı bırakmış olursunuz.

Sadelik sadelik sadelik! İki ya da üç derdiniz olsun, yüz ya da bin değil; uğraştığınız meselelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmesin.

Meşgul olabilirsiniz. Karıncalar da meşgul. Asıl soru şu: Neyle meşgulüz?

“Azaltın, Sadeleştirin, Basitleştirin,” isimli Henry David Thoreau’nun kitabından alınmıştır. Amacımız daha geniş kitlelere yayılmasıdır. “Söz ucuz, tecrübe pahalı ve aksiyon bedava” diyerek anlamlı yaşayanı ve anlamı yüceltmek istiyoruz.

Henry David Thoreau’nun bütün aforizmalarını buraya tek tek yazmaktan keyif alırdım. Ancak, telife girebileceğini düşünüyorum. Tanıtım gibi bir blog yazısı olsun. Fiyatı da çok ucuz bir kitaptır. Kahve içerken birkaç sayfa okursanız gündelik hayatın stresinden uzaklaşırsınız. Deneyin ve görün!
“Thoreau kimdir?“, nerede ve ne için yaşamıştır diyorsanız diğer yazılarımı okuyabilirsiniz.

Thoreau’nun Nerede ve Ne İçin Yaşadım Kitabından 10 Alıntı

Okuma Süresi: 5 dakika

“Felsefe yapmaktan daha zor olanı, felsefi düşünceyi yaşama da uygulayabilmektir. Bu cesareti gösterebilen ilk Amerikan çevreci-filozofu Henry David Thoreau‘dur.” Güncel Önkal 

Okurlarının hayatında derin izler bırakmış bir düşünür ve çok önemli bir yazar olan Thoreau’nun sözlerini bazen hatırlamak gerekir.  İnsanlar olarak hatalar yaparak öğreniriz. Başımız sıkışınca da filozoflara gideriz. Filozoflar bizi biraz silkeler ve kendimize geliriz. Hayatı nasıl yaşamamız gerektiği konusunda tavsiyeler veren büyük düşünürlere fırsat buldukça başvurmak gerekir.  

Henry David Thoreau Kitapları

https://www.denizcakmak.com/deniz-cakmak-ben-uzerine/ yazısında belirttiğim kitabıma tekrar göz attım ve bir yazı yayınlamak istedim. Kitabımda duracağına blog üzerinde durması daha iyidir. Henry David Thoreau Kitapları adında bir kategori oluşturarak diğer kitaplarını da eklemeyi düşünüyorum. Böylelikle hem kendim hem okumak isteyenler istediği an ulaşır.  

henry david thoreau nerede ve ne icin yasadım
henry david thoreau kelebekler vadisi – 2017

Thoreau’nun Walden Gölü’nde yazdığı, “Nerede ve Ne İçin Yaşadım” (Where I Lived and What I Lived For) kitabından sizler için hazırladığım 10 alıntıyı okuyabilirsiniz. 

Henry David Thoreau Sözleri – Nerede ve Ne İçin Yaşadım

1)  İnsan sahte yazgısına aldanır, gereksinim diye bir kılıf uydurarak, eski bir kitapta söylendiği gibi, güvelerin ve pasın çürüteceği ve hırsızların girip talan edeceği servetler biriktirmeye çalışır. Bu ahmakça bir yaşamdır. Eğer daha önce öğrenmezse, mutlaka öğrenecek yolun sonuna geldiğinde. 

2) Hepimiz biliyoruz ki, kimileriniz yoksulsunuz. Güçlükle yaşıyor, sanki nefes almakta bile zorlanıyorsunuz. Hiç kuşkusuz, bu satırları okuyan kimileriniz, yediğiniz bütün yemeklerin, hızla yıpranan ya da çoktan yıpranmış olan ayakkabı ve paltolarınızın parasını ödeyemiyorsunuz. Bu sayfayı okurken, ödünç alınmış ya da çalınmış bir zamanı harcıyor, alacaklılarınızın bir saatini araklıyorsunuz. (Çalışarak geçirmeniz gereken bir saati boşa harcıyorsunuz.) Bana sorarsanız, çoğunuzun ne denli zor ve sefil bir yaşam sürdüğü besbelli, çünkü görüşüm deneyimlerimle bileylendi; daima sınırlarda sürdürülen bir yaşam sizinkisi, kapmaya çalışmak işi ve borçtan kurtulma çabası… Çok çok eski bir batak bu; madeni paraları pirinçten yapılan Romalıların, æs alienum, “başkasının pirinci” dedikleri; hâlâ, yaşarken, ölürken ve gömülürken kullandığınız bu “başkasının pirinçleri”; öbürlerinin, hep “ödeyeceğim” dediğiniz, yarın ödemeye söz verip bugün dünyadan göçüp gittiğiniz için ödeyemediğiniz sikkeleri… Eyalet hapishanesinin yolunu tutmamak için şekilden şekle girip yalakalık ederek göze girmeye çalışıyorsunuz. Ayakkabılarını, şapkasını, paltosunu ya da arabasını size yaptırmaya ya da aldıklarını size taşıtmaya komşunuzu ikna edebilmek umuduyla, yüzünüze bir nezaket maskesi takarak ya da ince ve buğulu bir asalet atmosferi yaratarak yalan söylüyor, dalkavukluk ediyor, lehinde oy kullanıyorsunuz. 

3) Eski insanların yapamayacağını söylediği bir şeyi denersen yapabileceğini görürsün. Eski düşünceler eski insanlara göredir, yeni insanlarsa yeni düşünceler üretmelidir.  

4)  Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu düşünmemek için gittim ormana… Yaşamak öyle değerli ki, ne yaşamın kendisi olmayanı yaşamayı, ne de gerçekten gerekmediği sürece vazgeçmeyi istedim. Anlamlı ve yürekten yaşamak ve yaşamın tüm özünü içime çekmek, yaşama dair olmayan her şeyi hallaç pamuğu gibi atarak bir Spartalı gibi, azimli ve güçlü yaşamak, bir tırpanla otları biçerek genişçe bir patika açmak, yaşamı bir köşeye sıkıştırarak en küçük terimlerine sadeleştirmekti isteğim.  

5) Çok sayıda pantolon ve palto, çok az sayıda insan tanırız. En güzel elbiselerinizi bir bostan korkuluğuna giydirip yanında sünepe bir halde dikilirseniz, yoldan geçen herkesin sizi değil, korkuluğu selamladığını göreceksiniz. 

6) Giysilerimiz, giyenin karakterini alarak her gün biraz daha fazla kendimizle benzeşir. Bu nedenle onları atmaktan çekinir, bunu sürekli erteler, bir canlıyı ameliyat edermişcesine onarır ve atarken sanki bedenimizden vazgeçiyormuş gibi bir çeşit tören düzenleriz. Hiç kimse, elbisesinde yamaları var diye gözümde daha basit ya da aşağılık değildir. Ancak şundan da eminim ki çoğu zaman ilgi gören sağlıklı bir bilinç değil, modaya uygun ya da en azından temiz ve yamasız giysilerdir. Ola ki sökükler tamir edilmemişse bile, ele verilen en kötü kusur ancak tedbirsizlik olabilir. Bazen ahbaplarımı şöyle testlere tabi tutarım; dizinin üstü yamalı ya da fazladan çift dikişli pantolonları kimler giyebilir? Çoğu, böyle giyinmeleri gerekirse sanki yaşama olasılıkları olmayacakmış gibi davranır. Onlar için, kasabaya kırık bacaklarıyla topallayarak girmek yamalı bir pantolonla girmekten daha kolay olacaktır.  

7) İlginç bir sorudur, kıyafetleri ellerinden alınırsa insanların yüksek sınıfı neye göre belirleyeceği. Böyle bir durumda en saygın mevki olan uygar insan sınıfında kimlerin yer alacağını kesin olarak söyleyebilir misiniz? Madam Pfeiffer, Doğu’dan Batı’ya bütün dünyayı dolaştığı maceralı seyahati sırasında memleketine Rusya’nın Asya’daki topraklarına varacak kadar yaklaştığında yetkililerle yapılacak bir toplantıya gider. Orada yolculuk elbiselerinden farklı bir giysiye gereksinim duyduğunu söyler, çünkü ‘artık insanların kıyafetlerine göre değerlendirildiği bir uygar ülkede’ bulunmaktadır.  

———————————————— 

DÇ : insanların kıyafetleriyle ağırlandığına dair özlü sözler kültürümüzde de vardır. Ne kadar yoğun hissedildiğini görebiliyor musunuz? İnsanlar kıyafetleriyle karşılanırİlmiyle ağırlanırahlakıyla uğurlanır Mevlâna 

8) evlerini kendi elleriyle yapsa ve kendilerinin ve ailelerinin yiyeceğini yeteri kadar basit ve dürüstçe sağlasalardı, evrendeki bütün kuşların bunlarla oyalanırken şarkı söyledikleri gibi insanların da şiirsel yeteneği evrensel düzeyde gelişmiş olabilirdi belki! Ama ne yazık ki biz, başka kuşların yaptığı yuvalara yumurtalarını bırakan ve çatlak sesleri ve ahenksiz notalarıyla hiçbir yolcuyu neşelendiremeyen inek kuşları ve guguk kuşlarına çok benziyoruz. Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız? İnsan yığınlarının deneyimlerinde mimari ne ifade ediyor? Bütün gezintilerim boyunca kendi evini yapmak gibi son derece doğal ve yalın bir işle uğraşan tek bir kişiyle bile karşılaşmadım. Biz topluma aitiz. Bir adamın dokuzda biri edenler yalnızca terziler değildir; vaizler, tüccarlar ve çiftçiler de aynıdır. Bu “işte uzmanlaşma” nerede son bulacak? Ve sonuçta hangi amaca hizmet edecek? Hiç kuşkusuz başkası da benim adıma düşünebilir; ancak beni kendi adıma düşünmekten alıkoymak için bunu yapması hiç de hoş bir şey değildir.    

9) Bir filozof için bütün haberler, daha doğrusu haber denen şeyler dedikodudur ve onları okuyan ya da yazanlar da çay partilerindeki yaşlı kadınlardır. Yine de bu dedikoduların peşinde hevesle koşanların sayısı azımsanamayacak kadardır. 

10)  Çoğu insan, bu görece özgür ülkede bile, yalnızca bilgisizlik ve yanlış algılama nedeniyle, sahte yaşam kaygıları ve gereksiz harcadıkları fazladan emekle öyle kuşatılmış ki, erişemiyorlar yaşam ağacının olgun meyvelerine. Irgat gibi çalışmaktan, öyle hantallaşmış ve titrek ki elleri, dalından toplayamıyorlar meyveleri. Çalışan insan o kadar meşgul ki, gün geçtikçe içinde yaşadığı ortama daha bir yabancılaşıyor, ötekilerle insanca ilişkilerini devam ettirmeye gücü yetmiyor. Yoksa pazarda emeğinin değeri düşüyor. Bir makine gibi yalnızca ve durmaksızın çalışıyor. Çalışırken öyle çok kullanmak zorunda kalıyor ki bilgisini, gelişmesi için gerekli olsa da, nasıl aklına gelebilir bilgisizliği? 

Thoreau 45 yıl boyunca (12 Temmuz 1817-6 Mayıs 1862) yaşamış büyük bir yazardır. Nerede ve Ne İçin Yaşadım kitabını 1845 ve 1847 yılları arasında Walden Gölü’nde yazmıştır. 2019 yılında bir işçinin yaşamını incelediğimizde sözlerinin ne derece doğru olduğunu söylemekten kendimi alamıyorum. Büyük düşünür Thoreau’nun ışıklar içinde yatmasını dilemekten başka ne yapabiliriz? 

Bu yazıyı bitirmeden önce arada bir youtube üzerinde izlediğim bir video ile sizleri de buluşturmak isterim.  

İşte asıl zenginlik burada. Her şeyin ayağına geldiği modern insanoğlunun ahmaklaştığını düşünmemek mümkün mü?  

Thoreau’nun, “Ev yapma zevkini sonsuza dek marangoza mı bırakacağız?” dediği sayfaya dönelim. Kendi evinizi yapmak ister miydiniz? Ne büyük mutluluk olurdu değil mi? 

Thoreau ile başladık. Throreau ile bitirelim. 

Niçin böyle aceleyle ve yaşamı tüketerek yaşamak zorundayız? 

Bonus: Deucalion ve Pyrrha başlarının üstünden arkalarına taşlar atarak[1] insanları yarattı efsaneye göre: 

Inde genus durum sumus, experiensque 

laborum, 

Et documenta damus quâ simus origine nati. 

Bu sayede, acıya katlanmak için yeterince 

kuvvetliyiz, 

Nereden vücuda geldiğimizi kanıtlar emek 

ve eylemlerimiz. 

kelebekler vadisi
kelebekler vadisi

Bonus 2: “Her havada, günün ya da gecenin herhangi bir saatinde, her şeyi tam zamanında yaparak ilerlemek ve yaptıklarımın her biri için asama bir çentik atmak endişesindeydim. Her iki sonsuzluğun, geçmişin ve geleceğin buluşma noktasında, yani şimdiki zamanın tam ortasında durmak, ezel ve ebedinin arasındaki çizgiye ayak basmaktı isteğim.” 

Kitap: Nerede ve Ne İçin Yaşadım 

Yazar: Henry David Thoreau 

Özgün Adı: Where I Lived and What I Lived For 

DÇ: İnsan, kendi emeği ve eylemlerinin ürünüdür. 

Deniz Çakmak, Buca/İzmir 16-09-2019  

Montaigne Gibi Kendine Bakmak – Deniz Çakmak (Ben) Üzerine

Okuma Süresi: 2 dakika

Montaigne Gibi Kendine Bakmak – Deniz Çakmak Üzerine 

“Nereye oturduysam, orada yaşayabildim ve bu nedenle manzara benden yayılmaktaydı. Bir ev, bir oturaktan, oturacak yerden başka nedir ki?”  

Thoreau’nun ormanda yazdığı bu söz bu yaşıma kadar kitaplarda okuyup beni derinden etkileyen en güçlü sözlerden biri oldu. Bu sözleri Kelebekler Vadisinde tek başımayken okumuştum. Temiz düşünmek için gerekli her şeyi kendime sağlamıştım. Sanırım Nerede ve Ne için Yaşadım kitabı daha güzel bir yerde okunamazdı. En azından şimdiki yaşamıma kadar kendi adıma bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Yıl 2017, Ağustos) 

 Henry David Thoreau’yu Nasıl Tanıdım?  Montaigne ile Nasıl Konuştum?

 

Geçmiş yıllarda canım sıkıldıkça Into The Wild (Özgürlük Yolu-Yabana Doğru) ve Deads Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği) izlerdim. İki filmde de ortak olarak gördüğüm bir yön vardı: Henry David Thoreau ve onun gibi özel insanlardan beslenmişti. Filmlerde gösterilen 2-3 saniyelik kitap bölümlerini tekrar tekrar izlemek ve araştırmak huyumdur. İşte aradığım beyin Henry David Thoreau! Bunu beynime kazımalı ve okumalıyım! Nerede ve Ne için Yaşadım?, Walden…

into the wild filminde gösterilen kitaplar
into the wild filminde görülen kitaplar

Ölü Ozanlar Derneği kitabını 2009 yılında okumuştum.  Yetişkinleri bile bir anda değiştirebilecek düzeyde olan Ölü Ozanlar Derneği adına kafamda Todd Anderson ismi ve genel itibarıyla konusundan başka bir şey kalmadı.   

Ama o his daima benimle oldu. “Bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.” Belli bir düşünce maratonundan sonra ben genellikle adım atma ihtimalim varsa atanlardan oldum. Kendimden bu denli bahsediyorum. Zaten benim günlüğümdesiniz. Merhaba, deniz ben… 

Doğrusu daha iyisini yapamayacağım için alıntı yapmalıyım. Montaigne beni benden aldı! Montaigne’in bahçesinden geçtim ve yeni demetler topladım. 

Kendimden daha iyi tanıdığım biri olsa onun hakkında yazardım. Bu söz hiç de hafife alınacak cinsten bir söz değil.  Ben, ben, ben ve ben övünme amaçlı aciz insan davranışı olarak görünüyorsa yüzüne, belki de aciz olduğun içindir. Ben, beni anlamak için açtım kendimi düne. Denizcakmak.com üzerine…

Normalde insanlar kendi başına kalınca sıkılır, bunalır, ne yapacağını şaşırır. Şimdiki zamanlarda eli telefona gider, hiç istemese dahi birilerini arayıp bulmaya çalışır. Ama bazıları öyle olmadı. Telefon bulunmamışken dahi o zamanki iletişim araçlarını kullanıp bir başkasını gereksiz bulduğu halde yanında istemedi.  

Aslında kendinden kaçmadı. Kendini tanımaya ayırdığı vaktin, kendini bulmak istediği yeri arayıp hayatı düşündüğü temiz zihni kimse anlamadı.