DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
14.10.2026
3955 Görüntüleme
8A Koltuğundaki Annenin Sırrı: Kaptanın Anonsu Geçmişini Yeniden Açtı
- “Ben eski bir savaş pilotuyum. Türk Hava Kuvvetlerinde yıllarca F-16 kullandım.” Nehir bu sözleri söyledikten birkaç dakika sonra kokpit kapısının önündeydi. Kabin memuru Selin, kapıyı açmadan önce ona dönüp fısıldadı: “İçeride görecekleriniz sizi şaşırtabilir. Lütfen sakin olun.” Nehir cevap vermedi. Kapı açıldığında keskin bir yanık kokusu yüzüne çarptı. Yardımcı pilot, alnındaki teri silerek göstergeler arasında gidip geliyordu. Kaptan ise sol elini kumanda kolundan ayıramıyordu. “Ben Kaptan Sarp Yalçın,” dedi adam. “Uçuş kontrol sistemimiz arızalı. Otomatik pilot devre dışı kaldı. Uçak sağa yatma eğiliminde. Bir de…” Cümlesini bitiremeden kokpitte tiz bir ikaz sesi yükseldi. Uçak hafifçe sarsıldı. Nehir, önlerindeki ekranda beliren birbirini tutmayan verileri gördü. “İrtifa göstergeleri farklı değerler veriyor,” dedi. “Sorun sadece otomatik pilot değil. Yedek sistemlerinizi kontrol ettiniz mi?” Yardımcı pilot başını salladı. “Kontrol ettik. Bazı veriler güvenilir değil.” Nehir kaptanın yanına eğildi. “Yardım istemekle doğru karar verdiniz. Fakat ben bu uçağın tip eğitimini almadım. Kokpiti siz yöneteceksiniz. Ben göstergeleri çapraz kontrol edip seçenekleri değerlendirmeye yardım edebilirim.” Kaptan onayladı. Nehir, yardımcı pilotun uzattığı kulaklığı taktı. O sırada gözleri orta konsoldaki küçük metal parçaya ilişti: servis kapağının yanında, kırmızı iplikle bağlanmış pirinç bir anahtarlık duruyordu. Kalbi tekledi. Anahtarlığın üzerinde tek kelime kazılıydı: KARTAL. Sekiz yıl önce, eşi Binbaşı Ozan Aksu’nun son görevinden önce cebinde taşıdığı anahtarlığın aynısıydı bu. Nehir onu eline almak üzere uzandı, sonra durdu. “Bu kimin?” Kaptan Sarp’ın yüzü bembeyaz kesildi. “Bunu şimdi konuşamayız,” dedi. “Eşim öldüğünde bu anahtarlık da kaybolmuştu.” Sarp, gözlerini pencereden ayırmadan konuştu. “Ozan ölmeden önce bana bir şey emanet etti. Sizinle karşılaşacağımı bilmiyordum.” Nehir’in boğazı düğümlendi. “Siz onu tanıyor muydunuz?” “Son görevinde hava trafik koordinasyon ekibindeydim. Resmî raporda yazılanların hepsi doğru değildi.” Bir ikaz daha duyuldu. Yardımcı pilot, “Kaptan, sağa yatış artıyor!” diye seslendi.
- Sarp hemen kumandaya müdahale etti. Nehir refleksle göstergelere odaklandı. Yıllarca kaçmaya çalıştığı geçmiş, tam karşısında duruyordu. Ama önce yaşayanları korumak zorundaydı. “Bana sağlam kalan göstergeleri söyleyin,” dedi kararlı bir sesle. “Varsayımlarla değil, doğruladığımız bilgilerle ilerleyelim.” Üçü birlikte arızalı verileri ayırmaya başladı. Hız ve irtifa bilgilerini bağımsız kaynaklarla karşılaştırdılar. Sarp uçağı dengede tutarken yardımcı pilot kontrol listelerini takip etti. Nehir, her yeni ikazda onları acele karar vermemeleri için uyardı. Dakikalar sonra telsizden bir ses geldi: “Madrid kontrol, hava koşulları nedeniyle önerilen alternatif meydanı bildiriyor. Acil iniş için yönlendirileceksiniz.” Nehir kapıya dönüp Selin’e seslendi. “Yolcuları hazırlayın. Panik yaratmadan, herkesin kemerini sıkıca bağladığından emin olun.” Selin dışarı çıktığında Nehir’in aklı Atlas’a gitti. Oğlunun uyandığında boş koltuğu görmesini hayal etti. Nefesi daraldı. Tam o sırada yardımcı pilot koltuğunun altından boğuk bir ses duyuldu. Sarp eğilip küçük, siyah bir kutu çıkardı. Üzerinde elle yazılmış bir not vardı: NEHİR AKSU’YA ULAŞTIRILACAK. Nehir şaşkınlıkla geri çekildi. “Bu uçakta olduğumu kim biliyordu?” Sarp’ın sesi titredi. “Ben bilmiyordum. Kutuyu uçuş öncesi kokpitte buldum. Açmadım. Sizi anons sayesinde tanıdım.” Nehir kutunun üzerindeki yazıyı tanıdı. Ozan’ın harfleri… Özellikle de sonu kıvrılan A harfi. Ellerinin titremesine engel olamadı. “Bunu kimin koyduğunu bulmalıyız.” “Önce iniş,” dedi Sarp. “Size söz veriyorum.” Uçak aniden sarsıldı. Kabinden kısa bir çığlık duyuldu. Nehir kapıya doğru bir adım atınca kulaklıktan Selin’in sesi geldi: “Atlas uyandı. Annesini soruyor ama yanında oturan hanımefendi onu sakinleştirdi. İyi durumda.” Nehir gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Ona annesinin sözünü tuttuğunu söyleyin. Geri geleceğim.” Kokpitin dışında Selin de kendi mücadelesini veriyordu. Bazı yolcular ağlıyor, bazıları telefonlarının ekranına son mesajlarını yazıyordu. Atlas ise komşu koltuktaki kadına, annesinin eskiden uçak kullandığını anlatıyordu. “Annem korkunca ellerimi tutar,” dedi çocuk. “Şimdi ben onun elini tutamıyorum. O zaman bu battaniyeyi saklayacağım. Döndüğünde üşümesin.” Selin bunu duyunca gözlerini kaçırdı. Kabin ekibinin diğer üyeleriyle birlikte güvenlik talimatlarını bir kez daha kontrol etti. Kimseye boş umut vermedi; ama kimsenin de yalnız kalmasına izin vermedi. Bir süre sonra kaptan, iniş yapılacak havaalanının ışıklarını seçti. Ancak uçak hâlâ düzensiz şekilde sağa çekiyordu. Kontrol ekibiyle görüşmeler art arda sürüyordu. Yakıt durumu değerlendirildi, pist hazırlandı, acil müdahale araçları beklemeye geçti. Nehir artık sesindeki korkuyu bastırmaya çalışmıyordu. Korkmak, düşünmesine engel değildi. “Komutanım,” dedi Sarp farkında olmadan. “Burada komutan yok,” diye karşılık verdi Nehir. “Bir kaptan, bir yardımcı pilot ve evine dönmek isteyen insanlar var.” Sarp başını salladı. Uçağı pist doğrultusunda tutmak için mücadele ederken yardımcı pilot mesafe ve hız bilgilerini yüksek sesle okumaya devam etti. İlk tekerlekler piste değdiğinde gövde sertçe sarsıldı. Bir an için uçak sağ tarafa savrulur gibi oldu. Kaptan kumandayı bırakmadı. Yardımcı pilot prosedürleri takip etti. Nehir önlerindeki göstergelere kilitlenmişti. Sonunda uçak yavaşladı. Durdu. Kokpitte yalnızca insanların düzensiz nefesleri duyuluyordu. Ardından kabinden alkış yükseldi. Önce birkaç kişi, sonra neredeyse bütün yolcular… Nehir sesleri duyduğu anda ağlamaya başladı. Bu kez korkudan değil, Atlas’a verdiği sözü tutabildiği için. Kapı açıldığında oğlu koridorun başında bekliyordu. Selin’in elinden kurtulup annesine koştu. “Anne! Seni bulamadım!” Nehir diz çöktü, Atlas’ı bütün gücüyle kucakladı. “Buradayım. Seni bir daha habersiz bırakmamaya çalışacağım.” “Uçağı sen mi kurtardın?” diye sordu çocuk. “Hayır,” dedi Nehir. “Hepimiz birbirimize yardım ettik.” Fakat hikâye henüz bitmemişti. Yolcular güvenli alana alınırken Sarp, Nehir’i havaalanının sessiz bir toplantı odasına çağırdı. Yanında şirketin güvenlik görevlileri de vardı. Siyah kutu masanın üzerindeydi. “Uçuş öncesi kamera kayıtlarını inceledik,” dedi görevlilerden biri. “Kutuyu kokpite bırakan kişi bakım ekibinde çalışan bir teknisyen. Adı Tarık Erdem.” Nehir sandalyeye tutundu. Tarık, Ozan’ın son görevinde yer alan yer destek ekibinin sorumlusuydu. Kazadan hemen sonra görevinden ayrılmış, hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolmuştu. “Tarık burada mı?” “Evet. Kendisiyle görüşmek istediğinizi söyledik.” Kapı açıldı. İçeri saçlarına ak düşmüş, yorgun yüzlü bir adam girdi. Nehir onu görür görmez ayağa kalktı. “Sekiz yıl,” dedi. “Sekiz yıl boyunca neredeydiniz?” Tarık başını eğdi. “Korktum.” “Neyden?” “Gerçeği söylersem Ozan’ın ölümünde kendi payımı da kabul etmek zorunda kalacaktım.” Kutuyu açtı. İçinden küçük bir hafıza kartı ve katlanmış bir mektup çıkardı. Nehir mektubu titreyen elleriyle açtı. Sevgili Nehir, Bu satırları okuyorsan sana her şeyi yüz yüze anlatmaya fırsat bulamamışım demektir. Göreve çıkmadan önce bakım kayıtlarında ciddi bir tutarsızlık fark ettim. Bunu bildirdim. Bir inceleme başlatılmasını istedim. Bana uçuşun güvenli olduğu söylendi. Yine de belgelerin bir kopyasını sakladım. Bir gün gerçeğe ihtiyacın olursa Tarık sana ulaştıracak. Oğlumuz büyürken ona benim korkusuz olduğumu anlatma. Korktuğumu ama doğru olanı yapmaya çalıştığımı anlat. Seni seviyorum. Ozan. Nehir mektubu göğsüne bastırdı. Yıllarca eşinin ölümünü kendi suçu sanmıştı. O gün tartışmışlar, Ozan’a görevi bırakmasını söylemişti. Ozan ise yalnızca, “Döndüğümde konuşacağız,” diye cevap vermişti. Tarık hafıza kartını gösterdi. “Bakım kaydındaki uyarı üst yönetimde gizlenmiş. Ben de onay sürecinde imza attım. Sonra konuşmaya cesaret edemedim. Belgeleri yıllarca sakladım. Bu uçuşun yolcu listesinde adını görünce en azından gerçeği sana ulaştırmak istedim. Kutuyu kokpite koymam yanlıştı. Özür dilerim.” Nehir uzun süre konuşmadı. “Peki bugünkü arızanın bununla ilgisi var mı?” “Hayır,” dedi Sarp. “İlk incelemede iki olay arasında bağlantı bulunmadı. Arızanın nedeni ayrıca araştırılacak.” Nehir rahatlamadı. Ama hayatında ilk kez geçmişi açıklığa kavuşabilecekmiş gibi hissetti. Ozan’ın kaybıyla ilgili bir soruşturmanın yeniden açılması, sonucu ne olursa olsun uzun bir süreç olacaktı. Mektup tek başına bütün soruların cevabı değildi; ancak saklanan belgeler ilk kez incelenebilecekti. “Bana neden şimdi geldiniz?” diye sordu Tarık’a. “Geçmiş her gece kapımı çaldı,” dedi adam. “Bugün ilk defa kapıyı açabildim.” Nehir onun özrünü kabul ettiğini söylemedi. Bazı yanlışlar tek bir cümleyle silinemezdi. Fakat suskunluğun sona ermesini, gerçeğin konuşulmasını istedi. Delillerin ilgili makamlara teslim edilmesini istedi. Tarık da kendi sorumluluğunu anlatmak üzere resmî ifade vermeyi kabul etti. Sabahın ilk ışıkları havaalanının camlarına vururken Nehir, Atlas’ın yanına döndü. Çocuk iki bardak sıcak çikolata bulmuş, birini annesi için saklamıştı. “Babam da pilotmuş, değil mi?” diye sordu. Nehir oğlunun karşısına oturdu. “Evet.” “Sen de onun gibi cesur musun?” Nehir mektuba baktı. “Cesaret hiç korkmamak değil, Atlas. Korksan bile elinden gelen doğru şeyi yapmak.” Atlas bir süre düşündü. Sonra küçük elini annesinin üzerine koydu. “Bence babam da seninle gurur duyardı.” Nehir oğlunun alnından öptü. Ozan’ı geri getiremezdi. Kaybolan yılları da değiştiremezdi. Fakat artık kendi hayatını, yarım kalmış bir vedanın içinde tutmak zorunda değildi. O gün üç yüz insan güvenle yere indi. Nehir ise yıllardır taşıdığı suçluluğun içinden çıkmaya ilk kez cesaret etti. Çünkü bazen insanın kurtarması gereken son kişi, herkes için güçlü durmaya çalışırken unuttuğu kendisidir.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


