DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
Düğün gecemizde kocam beni otelde bıraktı
- “Ahu’ya. Düğün gecesi neden seçildiğini öğrenmek istiyorsa dosyanın son sayfasına baksın.” Zarfın üzerindeki cümleyi bir kez daha okudum. Nazmiye kapının önünde dizlerinin üzerine çökmüş, sanki yıllardır beklediği bir felaket sonunda evine ulaşmış gibi ağlıyordu. Dışarıdaki ayak sesleri uzaklaşınca zarfı açtım. İçinden sararmış tutanakların fotokopileri, küçük bir fotoğraf ve kırmızı kalemle işaretlenmiş bir sayfa çıktı. Son sayfada on yedi yıl önce verilmiş, fakat sonradan geri çekilmiş bir tanık ifadesi vardı. İmza Nazmiye’nindi. “Bunu siz mi yazdınız?” “Yazdım. Sonra korkup inkâr ettim.” “Dokuz yaşında bir çocuk kaybolduğunda mı korktunuz? Yoksa Tamer’in de olayın içinde olduğu anlaşılacak diye mi?” Başını kaldırmadı. Dosyadaki cümleleri yüksek sesle okudum: “Gece yarısı bodrumdan çocuk sesi duydum. İşletme sahibi aşağı inmeme izin vermedi. Oğlum da oradaydı.” “Devamını okuyamıyorum,” dedi Nazmiye. “Ama ben okumak zorundayım.” Son sayfanın arkasına üç gün önce yazılmış başka bir not iliştirilmişti: “Bina pazartesi yıkılacak. Su deposunun altındaki boşluğu açın. Yoksa gelininizin başına geleceklerden siz sorumlusunuz.” Altında otelin önünde çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Düğün sabahı kuaförden çıkarken, habersizce görüntülenmiştim. O an anladım: Tamer sadece geçmişinden kaçmıyordu. Biri geçmişini kullanarak beni de tehdit ediyordu. “Kim bıraktı bu zarfı?” “Bilmiyorum. Ama dışarıdaki sesi pansiyonun eski sahibine benzettim. Belki de korkudan öyle sandım. Yıllar önce de aynı şekilde kapımıza gelirdi.” Nazmiye, Yalova’daki pansiyonda mutfakta çalıştığını anlattı. Tamer ise okuldan arta kalan zamanlarda annesine yardım ediyormuş. Kaybolan kızın ailesi o yaz pansiyonda kalmış. Bir gece işletme sahibiyle kızın babası arasında para yüzünden büyük bir tartışma çıkmış. Ertesi sabah herkes çocuğu aramaya başlamış. “Sen o sesin kime ait olduğunu biliyordun,” dedim. “Biliyordum. Fakat polis gelmeden önce adam bize, Tamer’i suçlayacağını söyledi. Güvenlik kamerasında kızla en son konuşan kişi oğlumdu.” “Konuşmak suç değildi. Neden gerçeği söylemediniz?” Nazmiye ellerini yüzüne kapattı. “Çünkü adamın gösterdiği başka bir görüntü vardı. Tamer bodrumdan kanlı bir örtü taşıyordu. Ne olduğunu sorduğumda oğlum yalnızca ‘Onu kurtaramadım’ dedi.”
- İçimdeki korku öfkeye dönüştü. Düğün gecesi bana yalan söyleyen adamın gerçekte ne sakladığını hâlâ bilmiyordum. “Şimdi Tamer nerede?” “Adam onu gece yarısı alıp götürdü. Gizli bölmeyi açtıracak. Anahtarı benden istedi ama vermedim.” Nazmiye avucundaki paslı anahtarı masaya bıraktı. Sonra ilk kez gözlerime baktı. “Bu defa susarsam ikisini de kaybedeceğim. O çocuğu da, oğlumu da.” “Peki nikâh günümüzü işaretleyip neden ağladınız?” “Çünkü tarih belli olur olmaz adam beni aradı. Düğün gecesini bekleyeceğini söyledi. O kadar insanın arasında oğluma zarar vermeyeceğini sandım. Meğer yalnız kalacağın saati hesaplıyormuş.” “Bunu Tamer biliyor muydu?” “Başta sakladım. Sonra öğrendi. Üç gün önce pansiyona gitti. Duvarın arkasındaki eski kayıt cihazını bulup polise teslim edeceğini söyledi. Döndüğünde eli boştu. Adamın cihazı bizden önce bulduğunu düşünüyorduk.” Artık otopark fişinin nereden geldiğini de biliyordum. Tamer üç gün önce Yalova’ya gitmiş, bana ise İzmit’ten ayrılmadığını söylemişti. Kendisince beni korumak için kurduğu her yalan, beni gerçeğe biraz daha yabancı bırakmıştı. Telefonumu çıkardım. Dosyaları ve fotoğrafı tek tek görüntüledim, ardından polisi arayıp tehditleri, kayıp dosyasını ve pansiyonun yerini anlattım. Görevli, kimseyle yüzleşmememi ve güvenli bir yerde beklememi söyledi. Nazmiye’nin geçmişte ifade verdiği dosyanın numarasını da ilettim. Tam telefonu kapatırken bilinmeyen bir numaradan görüntü geldi. Tamer karanlık bir odadaydı. Bir sandalyeye bağlanmış, kaşının üzerinde kurumuş kan vardı. Arka plandaki erkek sesi, “Anahtar bir saat içinde burada olacak. Polise giderseniz gelininin nerede yaşadığını biliyorum,” dedi. Görüntü kapandı. Nazmiye korkuyla ayağa kalktı. Ben yeniden polisi arayıp yeni tehdidi bildirdim. Konumun acilen tespit edilmesi için görüntüyü de paylaştım. Bize evde kalmamız söylendi; fakat Nazmiye kapıya yürüdü. “Benim korkum yüzünden bu oldu. Anahtarı götürmeliyim.” “Tek başınıza giderseniz adam istediğini alır. Bir daha kimse konuşamaz.” Bir süre sessizce durduk. Sonra Nazmiye telefonu eline aldı ve yıllar önce geri çektiği ifadeyi bu kez ayrıntılarıyla anlattı. Söyledikleri kayıt altına alınırken sesi titriyordu ama durmadı. Polis ekipleri kısa süre sonra geldi. Tamer’in görüntüsünden pansiyonun eski servis katını belirlediler. Bizi güvenli bir araçta bekleteceklerini söylediler. Nazmiye anahtarı teslim etti. Ben ise gelinliğimin cebinden çıkardığım, Tamer’in düğün çiçeğini avucumda sıkıyordum. Yalova’ya vardığımızda hava kararmıştı. Yıkılmayı bekleyen pansiyonun camları tahtalarla kapatılmıştı. Sahilden gelen rüzgâr paslı tabelayı sallıyordu. Araçtan yalnızca uzaktaki kapıyı görebiliyordum. Sonra binanın içinden bir bağırış yükseldi. “Dokunma ona! Her şeyi anlatacağım!” Tamer’in sesiydi. Yerimde doğruldum. Ardından cam kırıldı, bir kapı hızla çarptı. Polisler içeri girdi. Birkaç dakikanın ardından eski işletme sahibi kelepçeyle çıkarıldı. Tamer ise iki görevlinin arasında yürüyordu. Beni görünce adımları durdu. “Ahu, senden bunu saklamamalıydım.” “Bana önce gerçeği söyle. O kızın başına ne geldi?” Tamer gözlerini binaya çevirdi. “Onu bodrumda buldum. Kapı dışarıdan kilitliydi. Ağlıyordu. Açmaya çalışırken adam geldi. Beni itti, aşağı düştüm. Uyandığımda kızın sesi kesilmişti.” “Peki o örtü?” “Merdivenin altında kanlı bir örtü buldum. Kızın onunla sarıldığını sandım. Örtüyü dışarı çıkarmaya çalışırken adam yetişti, elimden aldı. Anneme, kızı kurtaramadığımı söyledim çünkü gerçekten öyle sanıyordum.” “Sonra neden polise gitmedin?” “Gittim. Ama adam kameranın yalnızca benim göründüğüm kısmını verdi. Annem tehdit edilince ifademi değiştirdim. O günden beri korkaklığımın cezasını başkası ödedi.” “Zarfı kim yolladı?” “Üç gün önce hazırladım. Pansiyondan dönmeyebileceğimden korktum. Güvendiğim birine, başıma bir şey gelirse anneme ulaştırmasını söyledim. Sana gerçeği kendim anlatacak cesaretim olmadı.” “Peki son sayfadaki not?” “Bana gelen tehdidin kopyası. Adam o boşlukta bir şey kaldığını biliyor. Yıkımdan önce onu ortadan kaldırmamızı istiyordu. Yoksa ikimizi suçlayacaktı.” “Korkmuş olman anlaşılabilir, Tamer. Ama on yedi yıl susmuş olman, gerçeği değiştirmez.” Tamer başını eğdi. Özür dilemeye çalıştı, susturdum. Çünkü o gece bir özürden çok daha fazlasına ihtiyacım vardı. Polisler bodrumdaki su deposunun altını açtıklarında örülmüş tuğlaların gerisinde dar bir boşluk buldu. İçeriden küçük bir ayakkabı, çiçekli bir saç tokası ve çürümüş bir bez çanta çıkarıldı. Çantanın içindeki defterin kapağında kayıp kızın okul etiketi duruyordu. O gece kimse çocuğun akıbeti hakkında kesin konuşmadı. Bulunanların incelenmesi gerekiyordu. Fakat işletme sahibinin bodrumdaki bölmeyi neden herkesten sakladığı artık anlaşılmaya başlamıştı. Soruşturma ilerledikçe korkunç gerçek ortaya çıktı. Adam, kızın babasından para koparmak için çocuğu bodruma kilitlemişti. Küçük kız kaçmaya çalışırken eski su kuyusuna düşmüş, adam yardım çağırmak yerine olayı gizlemişti. Yapılan adli incelemeler sonunda kuyudaki kalıntıların kayıp çocuğa ait olduğu belirlendi. Yıllarca süren belirsizlik nihayet sona ermişti. Eski işletme sahibi tutuklandı ve hakkında dava açıldı. Ancak hiçbir mahkeme kararı o ailenin kaybettiği yılları geri getiremeyecekti. Nazmiye yeniden ifade verdi. Tamer kendi yalanlarını, geri çektiği sözleri ve korkusunu anlattı. Haklarında geçmişteki davranışları nedeniyle hukuki değerlendirme yapılacağını biliyorlardı. Buna rağmen ikisi de bu kez hiçbir şeyi gizlemedi. Bir hafta sonra Tamer’le düğün otelimizin karşısındaki sahilde buluştum. Ne yüzük takmıştım ne de düğünden kalan çiçeği getirmiştim. Beni görünce ayağa kalktı. “Eve dönmeni istemeye hakkım olmadığını biliyorum,” dedi. “Ben de seni sevdiğim için her şeyi unutabileceğimi sanıyordum. Ama unutmak başka, affetmek başka.” “Bundan sonra ne olacak?” “Önce o kızın ailesinin yüzüne bakabilecek hâle gelmen gerekiyor. Sonra kendi yüzüne. Ben de seninle bir hayat kurup kuramayacağıma, korkuyla değil gerçeği bilerek karar vereceğim.” Ayrıldık. Kolay olmadı. Bazen telefonun ekranında adını görüp ağladım. Bazen düğün fotoğraflarını açmaya bile dayanamadım. Fakat kendime verdiğim sözü tutup acele bir karar almadım. Aylar sonra kayıp kızın ailesinin isteğiyle sahilde küçük bir anma yapıldı. Nazmiye elinde beyaz çiçeklerle geldi. Tamer herkesten önce oradaydı. Ailenin karşısına geçip bahanesiz özür diledi. Affedilmeyi istemedi; yalnızca bildiği her şeyi çok geç anlattığı için utandığını söyledi. Ben biraz uzaktan izledim. Deniz, yıllarca saklanan sırrı artık taşımıyormuş gibi sakindi. O gün kızın ailesine de yaklaştım. Onlara söz vermek, acılarını birkaç cümleyle hafifletmeye çalışmak istemedim. Sadece yanlarında durdum. Ellerindeki çocukluk fotoğrafına baktığımda düğün telaşım, kırgınlığım, kaybettiğim güvenim küçücük kaldı. Onlar on yedi yıl boyunca bir kapının açılmasını beklemişti. Bizim görevimiz artık o kapıyı bir daha kimsenin kapatmasına izin vermemekti. Tamer yanıma gelip hiçbir şey söylemeden durdu. Bu kez ne yalan bir hastane haberi vardı ne de kaçıp gideceği karanlık bir araba. Aramızda hâlâ kolay kapanmayacak bir mesafe bulunuyordu, ama ilk kez ikimiz de onu görüyorduk. Elimi uzattım. Birlikte yürümeye söz vermek için değil; birbirimize artık yalan söylemeden konuşabileceğimizi göstermek için. O düğün gecesi evliliğimin başladığını sanmıştım. Meğer hayatımın en zor gerçeğiyle yüzleştiğim geceymiş. Sevgi tek başına bir yuva kurmuyordu; o yuvanın ayakta kalması için cesaret, dürüstlük ve hesap verebilmek gerekiyordu. Ve ben artık biliyordum: İnsan geçmişini değiştiremezdi, ama geçmiş karşısında bugün nasıl duracağını seçebilirdi.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
4 yıl yurt dışında çalıştından sonra
-
Gelinim, torunlarım sözde “anneannelerini çok özledikleri” için beni bir haftalığına evlerine davet etti
-
Düğün gecemizde kocam beni otelde bıraktı
-
LİMONLU SU kullanırken KAÇINMANIZ GEREKEN 13 HATA
-
Eşim Öldükten Sonra Üç Çocuğumdan Kalacak Yer İstedim, Bana Kapısını Açan Oğluma Verdiğim Üçüncü Zarf Herkesi Ağlattı
-
Henüz 2 aylık Hamile İken, Eşi Askere Gitti.


