DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
Eşim Öldükten Sonra Üç Çocuğumdan Kalacak Yer İstedim, Bana Kapısını Açan Oğluma Verdiğim Üçüncü Zarf Herkesi Ağlattı
- Leman’ın titreyen sesi küçücük salonun duvarlarında yankılandı. Elindeki kâğıt yere düşmek üzereydi. Tansel ise kendi zarfından çıkardığı belgeleri tekrar tekrar inceliyordu. Cevdet, önündeki küçük zarfı henüz açmamış, şaşkın gözlerle bir bana bir kardeşlerine bakıyordu. “Anne, sen bize evini kaybettiğini söylemiştin!” diye bağırdı Leman. “Ama burada evin hâlâ senin olduğunu yazıyor. Üstelik bütün bunlar bir sınav mıydı?” Başımı eğdim. “Evet kızım. Evimi kaybetmedim. Banka evime el koymadı. Hastane masrafları da bizi parasız bırakmadı.” Tansel sandalyesini geriye itti. “Yani üç haftadır bizi kandırıyorsun! Babamın son isteği dediğin şey de bunun bir parçası mı?” “Babanız gerçekten benim yalnız kalmamdan korkuyordu. Ama bu sınavı yapmamı o istemedi. Buna ben karar verdim.” Odanın kapısı aralığından torunlarımın sesleri geliyordu. Jülide onları diğer odaya götürerek konuşmamıza fırsat verdi. Cevdet ise sessizce yanımdaki sandalyeye oturdu. “Önce zarflarda ne olduğunu konuşalım.” dedim.
- Tansel’in elindeki büyük zarfta üç sayfalık bir mektup vardı. İlk sayfada ona çocukluğundan söz etmiştim. Okula başladığı sabah kravatını Enver’in bağlayışını, ilk bisikletini alabilmek için aylarca biriktirdiğimiz parayı, üniversiteye gittiğinde babasının sevinçten ağlayışını anlatmıştım. İkinci sayfada telefon konuşmamızın bende bıraktığı duygular vardı. Beş odalı evine sığmadığımı düşündüğüm o akşamı, bana yalnızca üç internet bağlantısı göndermesini ve bir kez bile gerçekten nerede kalacağımı sormamasını yazmıştım. Son sayfanın altında ise şu cümle bulunuyordu: “Oğlum, senden evini ya da paranı istemiyordum. Zor durumda olduğumu sandığın gün bana ayırabileceğin küçücük bir yer olup olmadığını görmek istedim. Bana gönderdiğin bağlantılardan çok, göstereceğin ilgiyi bekledim.” Tansel kâğıdı masaya bıraktı. İlk kez yüzüme bakamıyordu. Leman’ın zarfından ise dört sayfalık bir mektup çıkmıştı. Onun çocukluğunda geçirdiği ağır bir hastalık sırasında başucunda geçirdiğim geceleri, yıllarca birlikte kurduğumuz hayalleri ve evlendiği gün babasının kulağına fısıldadığı güzel sözleri hatırlatmıştım. Ardından bana ne kadar param kaldığını sorduğu anı yazmıştım. Onun ağlaması durduğunda, yalnızca parasız kaldığım için mi ilgisini kaybettiğini düşündüğümü anlatmıştım. Mektubun son satırı şöyleydi: “Kızım, bir annenin en büyük korkusu parasız kalmak değildir. Sevdiklerinin gözünde artık bir yük olduğunu fark etmektir.” Leman yüzünü ellerine kapattı. “Ben seni gerçekten bir barınma merkezine göndermeye hazırlanmışım.” diye fısıldadı. “Belki de bunun senin için makul bir çözüm olduğuna inanıyordun.” dedim. “Ama benim ne hissettiğimi hiç sormadın.” Cevdet, kardeşlerinin mektuplarını dinledikten sonra elindeki küçük zarfa baktı. “Anne, benimkini açmamı istiyor musun?” “Evet oğlum.” Zarfı dikkatlice açtı. İçinden yalnızca katlanmış tek sayfalık bir mektup ve küçük, eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta Enver, Cevdet henüz altı yaşındayken onu omuzlarına almıştı. Cevdet önce fotoğrafı gördü. Yüzüne buruk bir gülümseme yayıldı. Sonra mektubu okumaya başladı. “Sevgili oğlum, babanla birlikte büyüttüğümüz üç çocuktan birisin. Sizleri hiçbir zaman sahip olduklarınızla ölçmedik. Bana kapını açtığın gün de bunu değiştirmedin. Senin evinde yatak azdı ama sevgi hepimize yetecek kadar çoktu. Beni getirmeye gelirken bir kere bile ne kadar kalacağımı ya da param olup olmadığını sormadın. Üç hafta boyunca aileni zorladığını bilsem de beni yük gibi hissettirmedin. Yaptıklarının karşılığını beklemediğini biliyorum. Ama ben sana kendi imkânlarımla bir hediye vermek istiyorum.” Cevdet burada durdu. Gözleri dolmuştu. Mektubun son bölümünü yüksek sesle okudu. “Babanın ölümünden sonra bana kalan ev hâlâ benim. Ayrıca yıllar boyunca kendi adıma biriktirdiğim param var. Bu birikimle senin ve ailenin yıllardır hayalini kurduğunuz küçük bahçeli bir ev buldum. Kabul edersen onu senin adına satın almak istiyorum. Bu, babanın mirasını paylaştırmak için değil, bugün kendi birikimimle vermek istediğim bir hediye. Yeni evinde mutlu günler görmeni diliyorum. Annen Şükran.” Cevdet’in elleri titredi. Mektubu masaya bıraktıktan sonra gözlerime baktı. “Anne… Bu nasıl olur? Senin böyle bir paran olduğunu bilmiyordum.” “Bilmiyordun çünkü hiçbir zaman sormadın yavrum.” Jülide kapının yanında durmuş, sessizce ağlıyordu. Tansel birden doğruldu. “Bir dakika! Nasıl yani, ona ev mi aldın? Bizim bundan haberimiz neden yok?” “Çünkü bu karar bana ait.” dedim sakinlikle. “Babanızdan kalan mirasla ilgili bir karar vermedim. Onun geride bıraktığı mal varlığıyla ilgili işlerimizi zaten tamamlamıştık. Bugün sözünü ettiğim para, yıllardır kendi adıma biriktirdiklerim. Küçük birikimlerimi değerlendirdim, bazı harcamalarımdan vazgeçtim. Cevdet’e almak istediğim ev de kendi paramla vermek istediğim bir armağan.” Leman gözlerini sildi. “Peki ya biz? Bize neden yalnızca mektup verdin?” Bu soruya içtenlikle cevap vermek istiyordum. “Çünkü bugün size vermem gereken şeyin para değil, kalbimde taşıdığım kırgınlık olduğunu düşündüm.” Tansel başını iki elinin arasına aldı. Uzun süre konuşmadı. Sonunda kısık bir sesle, “Anne, sana davranışımız korkunçtu.” dedi. “Ama sen de bize yalan söyledin. Seni gerçekten evsiz kalmış sanıyorduk.” Sözleri canımı acıttı, çünkü haklıydı. “Evet.” dedim. “Size yalan söyledim. Bunu yapmamalıydım.” İlk defa o akşam kendimi yalnızca haklı bir anne gibi değil, hata yapmış bir insan gibi görüyordum. “Babanızın ölümünden sonra korktum. Hastalandığımda ne olacağını, bir gün gerçekten yardıma ihtiyacım olduğunda kimin yanımda duracağını düşündüm. Doğru olan sizinle açıkça konuşmaktı. Ama ben sizi sınamayı seçtim. Bunun için hepinizden özür diliyorum.” Cevdet elimi tuttu. “Anne, bunu bilseydim yine seni getirirdim. Ama keşke baştan gerçeği söyleseydin.” Oğlumun gözlerine bakınca kendi davranışımın onu da incittiğini anladım. Üç hafta boyunca gerçekten endişelenmiş, ailesinin düzenini değiştirmiş, benim geleceğim için kaygılanmıştı. “Özellikle senden özür diliyorum.” dedim. “Senin sevgini kanıtlamana ihtiyacım yokmuş.” Jülide yanımıza geldi. “Şükran anne, ev meselesini sonra konuşuruz. Sen bizim için zaten aileden birisin. Buraya geldiğin gün hiç kimse seni misafir saymadı.” İşte o zaman ağlamaya başladım. Tansel ayağa kalkarak yanıma yaklaştı. “Anne, sana ofis bahanesi söyledim. Oysa bilgisayarımı başka odaya taşıyabilirdim. Seni alamayacağımızı bile söylemeden önce Hale’yle doğru dürüst konuşmadım.” Hale utangaç bir ifadeyle başını salladı. “Ben de bunu duyduğumda üstüne gitmedim. Hepimiz rahatımıza fazla alışmışız.” Leman, “Ben de para meselesini düşünmekten senin yalnız kalma korkunu göremedim.” dedi. “Çocuklarımın derslerine, kurslarına o kadar önem verdim ki kendi annemin bana ihtiyacı olabileceğini unuttum.” Kimse o akşam mucizevi biçimde değişmedi. Yıllardır biriken uzaklığın tek bir konuşmayla yok olmayacağını biliyordum. Ama ilk kez hepimiz birbirimizin gözlerine dürüstçe bakıyorduk. Birkaç gün sonra Cevdet ve Jülide’yle yeni evi görmeye gittik. Şehrin sakin bir mahallesinde, önünde küçük bir bahçesi olan mütevazı bir evdi. İki oğlan bahçeye çıktıkları anda koşmaya başladı. Cevdet kapının önünde durdu. “Anne, bu çok büyük bir hediye. Ben bunu kabul edersem kardeşlerimle aram bozulabilir.” “Onlarla konuşmak benim sorumluluğum.” dedim. “Ama senin istemediğin bir armağanı da zorla veremem.” Uzun süre düşündü. Sonunda, “Bir şartla kabul ederim.” dedi. “Bunu sana bakmanın karşılığı saymayacağız. Sen bize gelmek istediğinde kapımız yine açık olacak. Hiçbir şey değişmeyecek.” Gülümsedim. “Zaten başka türlüsünü istemezdim.” Kabul ettikten sonra satın alma ve tapu işlemlerini birlikte tamamladık. Cevdet her belgeyi okuyup kendi kararını verdi. Sonraki aylarda küçük ama önemli değişiklikler yaşandı. Tansel her pazar aramaya başladı. Önceleri konuşmalarımız biraz tutuktu. Ardından bir gün yalnızca benimle kahve içmeye geldi. Telefonunu masaya ters çevirdi ve iki saat boyunca beni dinledi. Leman çocuklarıyla birlikte ziyarete geldiğinde bu kez aceleyle ayrılmadı. Birlikte eski fotoğraf albümlerini karıştırdık. Babalarının gençlik fotoğrafını görünce hepimiz güldük, sonra sessizce ağladık. Onlara artık gerçek bir sıkıntım olduğunda bunu açıkça söyleyeceğime söz verdim. Onlar da bana yardım etmek için önce neye ihtiyacım olduğunu soracaklarını söylediler. Cevdet ise değişmedi. Sabahları erkenden işe gidiyor, akşamları yorgun dönüyor, yine de haftada birkaç kez arayıp yemek yiyip yemediğimi soruyordu. Jülide bazen çocukların çizdiği resimleri gönderiyordu. Artık yayı bozuk kanepede yatmak zorunda değillerdi ama evlerinin sıcaklığı aynı kalmıştı. Bir akşam yeni evlerinin bahçesinde toplandık. Cevdet mangalla uğraşırken Tansel çocuklarla top oynadı. Leman ve Jülide sofrayı hazırladı. Ben bahçenin ortasındaki sandalyede oturup onları seyrettim. Yanımdaki boş sandalyeye baktım. Enver hayatta olsaydı o akşamı çok severdi. Cevdet yanıma gelerek omzuma dokundu. “Babamı mı düşünüyorsun?” “Evet yavrum.” dedim. “Bir de size yaşattıklarımı.” “Geçmişi değiştiremeyiz anne. Ama bundan sonrasını değiştirebiliriz.” Elini tuttum. Bahçenin diğer ucunda kardeşleri gülüşüyordu. Hepsi kusurlu, hepsi farklı, hepsi benim çocuklarımdı. O gün şunu anladım: Sevgi bazen bir insanın elindeki son imkânı paylaşmasıyla görünür olur. Ama gerçek aile olmak, bir sınavı kazanmak ya da kaybetmekten ibaret değildir. Hata yaptığında özür dileyebilmek, kırıldığında konuşabilmek ve hiçbir karşılık beklemeden birbirine yer açabilmektir. Ben oğluma bir ev hediye etmiştim. O ise bana çok daha önce, hiçbir mülkün satın alamayacağı bir şeyi vermişti: Kendimi yük gibi hissetmediğim bir yuva.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
4 yıl yurt dışında çalıştından sonra
-
Gelinim, torunlarım sözde “anneannelerini çok özledikleri” için beni bir haftalığına evlerine davet etti
-
Düğün gecemizde kocam beni otelde bıraktı
-
LİMONLU SU kullanırken KAÇINMANIZ GEREKEN 13 HATA
-
Eşim Öldükten Sonra Üç Çocuğumdan Kalacak Yer İstedim, Bana Kapısını Açan Oğluma Verdiğim Üçüncü Zarf Herkesi Ağlattı
-
Henüz 2 aylık Hamile İken, Eşi Askere Gitti.


